SESSİZ BOĞAZİÇİ: AŞİYAN VE HİSAR

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

SESSİZ BOĞAZİÇİ: AŞİYAN VE HİSAR
Yazı // Fotoğraf Deniz Yılmaz Akman

foto14-s

“Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey” der Sait Faik. Ne zaman İstanbul’u düşünsem, sadece bir eylem olarak değil tüm ayrıntılarıyla, derinden düşünsem, aklıma hep şu gelir: İstanbul’u sevmek, bir yazarın İstanbul’unu sevmekle başlayabilir mi? Mesela Sait Faik’in arka sokaklarını, kahvehanelerini, yokuşlarını, kaldırımlarını, köhnemiş dükkanlarını onun cümleleriyle yeniden sevebilir miyiz?

Tevfik Fikret’in büyük bir emek ve özveriyle hayata geçirdiği evine giderken Aşiyan yokuşlarını, hemen sağda kalan; içinde Tezer Özlü’nün, Yahya Kemal’in, Turgut Uyar’ın ve daha nice güzel isimlerin yattığı mezarlığı, Aşiyan parkını, ormanını ve dik yamaçlarına kurulmuş ahşap evlerini benimseyebilir miyiz?

Hatıralar belleğimizdeyken, bu şehrin sokaklarını Aşiyan’dan Rumeli’ye dek yürüyoruz. Sahil yönünde bir süre ilerleyip, sonra dik yokuşları tırmanarak tepelere varıyoruz. Arada bir tek nefeslik molalarla, perdenin arkasına saklanan manzara gibi; evlerle gizlenmiş denize şöyle bir bakıyoruz.  Buradan bize göz kırpan maviyi izlerken, bu şehri ezberleyebilir miyiz?

foto2-s

foto7-s

foto9bucuk-s

Tevfik Fikret’in “Yuva”sı: Aşiyan

Sahil kısmından, Farsça “yuva” anlamına gelen Aşiyan’a doğru yaklaşırken, deniz kenarında yer yer mısır arabalarını, teknelerini açıklara sürecek olan balıkçıları, çayını demleyip sahile keyif yapmaya gelen eski İstanbulluları, su birikintilerine girip çıkan güvercinleri ve nihayetinde yeşile boyalı Aşiyan fenerini görüyoruz. Bu kısımdan içlere doğru girip, dimdik bir yokuşu tırmanmaya hazırız. Hava birden değişiyor; boğaz havasından biraz uzaklaşıp orman havasının içine doğru geçiyoruz sanki. Etraf yemyeşil, mis gibi kokular geliyor burnumuza. Şehrin belki de en güzel mezarlığı yer alıyor sağ tarafta; Aşiyan Mezarlığı. Şairlerin, yazarların yattığı mezarlığın arka taraflarında ise, yamaçlarda ayakta zar zor duruyor gibi gözüken birbirinden güzel manzaralı ahşap evler uzanıyor.

İki tarafı yeşilliklerle çevrili dar bir sokaktan geçerek Aşiyan Müzesi, diğer adıyla Tevfik Fikret’in evine varıyoruz. Bu ev gördüğümüz en ihtişamlı “yazar evlerinden”. İhtişamı sadece manzarasında, pencerelerinde, kapılarında, ahşap oymalarında ya da bahçesinde değil de, anılarında ve evin her bir detayında saklı gibi. Eşyaların evin mimarisiyle bu kadar uyum içinde olması, her şeyin sanki hep oraya ait olduğu hissini veriyor. İçindeki mimari detaylar ayrı, evin önünde uzanan İstanbul manzarası ayrı etkiliyor insanı.

foto6-s

foto5-s

foto9-s

Bu müzede, sadece Tevfik Fikret’in eşyaları değil, Abdülhak Hamit Tarhan ve Nigar Hanım’a ait eşyalar da var. Ayrıca Abdülmecid Efendi’nin, Tevfik Fikret’in Sis isimli şiirinden yola çıkarak çizdiği yağlıboya Sis tablosu da evin salonunda yer alıyor.

“Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!”

Tevfik Fikret bu iki katlı ahşap evi, her bir detayını kendi çizerek ve büyük borçlara girerek yaptırmış. Paralarını alıp kaçan müteahhitten sonra işçilerle evin yapımında çalıştığı bile söyleniyor. 1905’te taşındığı bu evde 10 yıl yaşadıktan sonra vefat etmiş. Vefatından sonra, eşi evin bazı odalarını bir süre Robert Koleji öğrencilerine kiralayarak idare edip, daha sonra belediyeye devretmiş.

tevfik-fikret-ev1

tevfik-fikret-ev3

tevfik-fikret-ev2

Evin en ilginç detayları arasında, dışarıdan bakıldığında mağara ağzı girişini andıran “Socrates’in penceresi” ismini verdiği mutfak penceresi var. Ayrıca yazarın koleksiyonundaki resim ve fotoğraflar, İstanbul manzarasının görüldüğü yatak odası penceresi, yatak odasında asılı şaire ait yüz kalıbı (öldükten sonra alçı ile alınmış bu kalıp, diğer adıyla “ölüm maskesi”), evdeki lamba ve ev aksesuarları ve hatta çamaşırların yıkanması için yapılan özel yapım taş küvet dahil her şey görmeye, incelemeye değer. Tevfik Fikret’in evini gezerken, onun sadece bir şairden ibaret olmadığını; mimar, ressam ve tasarıma meraklı yanını da keşfetmiş oluyoruz.

*Tevfik Fikret’in evini muhakkak auidio-guide (sesli rehber aleti) eşliğinde gezin.
**İçeriye girerken bir ücret ödenmiyor, girişteki kutuya istediğiniz bir miktarı atabilirsiniz.
***İçerideki eşyalara zarar gelmesin diye özellikle korunmuş alanlar var. Evi galoşla geziyorsunuz ve fotoğraf çekmek yasak.
****Evin içini gezdikten sonra dışarıdan “Sokrates penceresine”, bacasındaki işlemeye, arka bahçeye ve evin önündeki banklara oturup Göksu deresi ve boğaz manzarasına bakmayı unutmayın.

Aşiyan Müzesi (Tevfik Fikret Evi) Adres: Bebek Mah., Aşiyan Yolu, Beşiktaş
Aşiyan Müzesi Çalışma Saatleri: Pazartesi kapalı. Salı-Pazar arası 09:00 – 16:00 arası açık.
Aşiyan Müzesi Telefon: 0212 263 69 86

foto12-s

Yusuf Ziya Paşa Köşkü (Perili Köşk)

Aşiyan Müzesi’ni gezdikten ve Tevfik Fikret’in hatıralarla dolu dünyasına tanıklık ettikten sonra Rumeli Hisarı’na doğru ilerliyoruz. 1910’lu yıllarda yapılan Yusuf Ziya Paşa Köşk’ünü uzaktan izliyoruz. Perili Köşk* olarak da anılan yapı İstanbul’un kıyı şeridinde yer alan belki de en güzel eser. O dönemin zengin tüccarlarından Yusuf Ziya’nın yaptırdığı köşk şimdilerde Borusan Contemporary binası olarak kullanılıyor ve hafta sonu ziyarete açılıyor.

*Perili Köşk diye anılmasının sebebi şöyle açıklanıyor: Yusuf Ziya Paşa Köşkü’nün yapımına 1910’lu yıllarda başlandı. Yusuf Ziya Paşa o dönemde Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın Başyaveri olarak görev yapıyordu. Ancak 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın patlaması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun da savaşa girmesi nedeniyle inşaatı yapan ustalar askere alınınca çalışmalar tamamlanamadı. Yarım kalan inşaat nedeniyle tamamlanamayan ve boş kalan ikinci ve üçüncü katlar yüzünden bina çevrede “Perili Köşk” diye anılmaya başlandı.

foto11-s

 **Eğer hafta sonu gidiyorsanız sergi gezmek dışında, terasından manzarayı izlemeyi de unutmayın.
Borusan Contemporary: 10:00-19:00 arası açık, giriş 10 TL.
Baltalimanı Hisar Cad. Perili Köşk No:5 Rumeli Hisarı

foto13-s

Kalite Köfte

Perili Köşk’ün hemen alt sırasında yer alan bir köfteci var ki, yıllardır birçok Hisarlının vazgeçilmez adresleri arasında yer alıyor. Yolun başında bulunan tarihi çeşmenin (Arpacı Çeşme) hemen yanı başındaki bu köftecinin en önemli özelliği kimyon veya başka bir baharat kullanmadan köfte harcını oluşturması. Birkaç tabure ve masa dışında oturacak geniş bir alanı olmasa da, sokağın yanı başındaki küçük masalara oturup, manzaraya bakarak bu lezzetli köftelerden yemek gerçekten çok zevkli bir deneyim. Köfte porsiyon veya sandviç olarak servis ediliyor. Yanına gelen acılı salçadan, turşu suyundan ve piyazından da tadın.

Kalite Köfte Adres: Arpacı Çeşme Sok. 2/A Rumeli Hisarı

Rumeli Hisarı’nın Yokuş Sokakları

Belki çoğu kez sahil kısmından geçip, hatta hisarı bile gezip, köşklere şöyle bir bakıp üst taraflara tırmanmayı pek aklımızdan geçirmemişizdir. Halbuki dik yokuşların sonu bambaşka bir İstanbul’u gösterir bize; biraz yalnız, biraz mavi, biraz yeşil, yer yer serin gölgeli, yer yer sarı sıcak ve daima sessiz… Sadece kuş seslerini duyacağınız ve manzarayı dik yamaçların ardından izleyebileceğiniz dar sokaklar vardır buralarda. Dik yokuş üzerinde birkaç dakikalık yürüyüşü göze alırsanız, köprünün altına kadar ilerleyip, daha önce görmediğiniz İstanbul manzaralarıyla karşılaşırsınız.

Mektep Sokak, en güzel sokaklardan biri, daracık yan yana sıralanmış renkli evler var. Devamında Sırçacı Sokak’a doğru kıvrılan yoldan geçerken tarihi birkaç ahşap evi görüyoruz. Çoğunun içinde hala yaşayan var ama bir tanesi yalnız başına boş bir halde duruyor. Sırçacı Aralığı’ndan devam edip, biraz soluklanıyoruz. Tepelere çıktıkça ağaçların ardında uzanan İstanbul’un farklı bir yüzü ve mavinin bir kısmı gözüküyor.

foto28-s

foto27-s

foto20-s

Kilise Sokak

Tepelerden biraz manzarayı izleyip, dar sokaklardan doğuya doğru ilerleyerek Kilise Sokak’ta kendimizi buluyoruz. Köşede sanki sessizce var olmuş, bir başına duran mütevazi bir kilise bizi bekliyor: Surp Santuht Kilisesi. Kapısı şu anda kilitli olsa da, hala hizmete açık bir kilise olduğunu biliyoruz. Tam bu esnada, okul servisinden çocuğunu alan bir anneyi ve etrafını sarmış İstanbul kedileri dikkatimizi çekiyor. Arkamızı döndüğümüzde ise, pencereden dikkatlice dışarıyı izleyen bir başka kedi. Bu yokuşların en güzel kısmı, sessizlik içinde ağaçları, manzarayı ve kedileri gözlemlemek. Kilise Sokak’tan köprünün ayaklarının gözüktüğü kısma doğru yürüdüğümüzde, nihayet sokakta bir amca görüyoruz, selam veriyoruz. “Benim evi de çekin” diyor, elinde bakkaldan aldığı ekmeği ile ağır ağır yokuşu tırmanıp, evinin kapısını açıyor.

foto29-s

foto24-s

foto22-s

Son olarak, Durmuş Dede Sokağı’nı geziyoruz. Yine bu sokak üzerinde de benzer hisler ve manzaralarla karşılaşıyoruz. Kıvrımlı sokaklarda yürürken kendimizi, İstanbul’un eski ahşap evlerinde kimlerin, nasıl yaşadığını düşlerken buluyoruz. Eski Rumeli Hisarı’nı, bu dar sokakları, mahalleliyi, onların hikayelerini; örneğin ekmeği ve balığı nereden aldıklarını, kedilere su verip vermediklerini, kilisenin demir kapısını her sabah kimin açtığını, ya da pencereden aşağıdaki bakkala sepet sallayıp sallamadıklarını düşünüyoruz…

foto26-s

Güneş etkisini yavaş yavaş yitirirken, kıvrımlı sokakların üzerine düşen gölgeler artarken; son bir kez boğaz havası almak ve rüzgarı hissetmek için sahile geri dönüyoruz. Gün batımı zamanını kollayıp, eline oltasını alıp beklemeye koyulan balıkçıları fenerin yanına dizilmiş olarak buluyoruz. Günün daha sonlanmasına vakit var; Perili Köşk çalışanları paydos dememiş, restoran ve meyhaneler insanla henüz dolmamış ya da birçok balıkçı seferden geri dönmemiş olsa da, gün bizim için bu harika İstanbul manzarasıyla sonlanıyor.

foto30-s

foto10-s

Related posts: