who? // Ayça Telgeren

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Röportaj: Arda Hasbioğlu
Interview by Arda Hasbioğlu

Sonunda baharın geldiği günlerden birinde Moda’nın en huzurlu sokağında bulunan Ayça Telgeren’in atölyesine misafir oluyorum. Kendisi beni bütün samimiyeti ve güzel enerjisiyle karşılıyor; atölyesini ziyarete gelen 2 kedisi, ben ve Ayça keyifli bir sohbete başlıyoruz.

foto

Türkiyede son 10 yılı ele alırsak güncel sanat hakkında ne düşünüyorsun?
Türkiye’de güncel sanat artık başka bir noktaya geldi. Son 10 senedeki gelişimin ağır sıkıntılı tarafları olsa da bence toplamda gelinen nokta çok kıymetli. Biz üniversiteden mezun olduğumuzda toplasak 3 galeri vardı. Müze sayısı bu kadar fazla değildi, kapılar tamamen kapalıydı. İnternetin etkisi bu kadar büyük değildi. Bienaller yeni düzenleniyordu. Birçok sanatçının kendini ifade edebileceği bir alan yoktu. O yüzden son 10 yıldaki gelişme çok önemli. Daha önceden biz yaptıklarımızı Türkiye içinde olup bitenlere göre artıları ve eksileriyle sorgularken, şu an dünya ölçeğinde sorguluyoruz. Yaptığımız iş bir dünya işi mi? Ürettiğimiz sanat bir dünya sanatı mı, yoksa yerele mi ya da gündeliğe cevap veren bir şey mi bu sorular sorulmaya başlandı.

Bir günün nasıl geçer?
Bir rutinim yok ama dönemsel rutinlerim vardır. Şimdi mesela tempolu bir çalışma dönemi içerisindeyim; bunu bir rutine bağlamaya çalışıyorum ki verimli gitsin. Olabildiğince erken kalkmaya çalışıyorum çünkü sabahın enerjisine çok inanırım, güneşin ilk doğduğu saatler ve sonrasında yapılan işin miktarı ile akşam yapılan işin miktarı aynı değil. Kahvaltımı mutlaka yaparım, önemli bir öğün benim için. Kahvaltıya arkadaşlarımı davet ederim. Günün başlangıcında iyi bir enerji veriyor bence. Kitaplarımı karıştırırım eski yazdığım, çizdiğim şeylere bakarım. Aklıma yeni küçük şeyler gelir, deneyebiliyorsam denerim.
Bu aralar atölyeden çok çıkmıyorum sergi öncesi olduğu için. Normalde daha düzenli çalışmayı tercih ediyorum; günde en az 4 saatimi çalışmaya ayırırım. Çalışma dediğim şey  de işin başında çalışmaktan ibaret değil. Mesela seyahat etmek, çıkıp bir hırdavatçı gezmek de bunun bir parçası ya da kitap okumak, gidip bir arkadaşla sohbet etmek de…

İlk serginden yeni açılacak olan 3. sergine kadar nasıl bir değişim var? Bu sergilere senin açından bakarsak neler görürüz?
İlk sergi benim kendi adıma uzun zaman zihnimde ve kalbimde biriktirdiğim ve bağıra bağıra söylemekten utandığım daha doğrusu nereye yerleştireceğimi bilmediğim şeyleri ortaya çıkarmamı sağladı. Çünkü akademik bir eğitimden geliyorum, sanat tarihinin üzerime yüklediği büyük ağırlıklar var. Sanatçı ne yaparın tanımı, o dönemin güncelinin yaklaşımı vs… Ve ilk sergim bütün bunlardan kendimi sıyırıp gerçekten canım ne istiyorsa, ne hayal ediyorsam, beni ne mutlu ediyorsa onu yapmak konusunda kendime müsade ettiğim bir sergiydi. Bu yüzden “Serbest Dalış” bu duygunun naifliği ve naif olmaktan hiçbir şekilde rahatsız olmamanın sergisiydi. Tabii tekniği de oldukça detaylandırdığım bir sergiydi çünkü kağıt kullanmaya 2006’dan sonra başladım. İlk sergide sanıyorum kağıdı baya bir kurcaladım. Kağıt ile ne ölçüde resime yakın bir şeyler çıkartabilirim diye hem teknik, hem içsel anlamda çok hürleştiğim bir sergiydi.
İkinci sergi ise; insanın güzele olan yaklaşımına, güzeli üretme becerisine, içindeki yaratıcı gücün kıymetine, beraber hareket edebilmenin gücüne bir çağrıydı. “Sen Dönene Kadar Bende Saklı” da “saklı” dediğim şey aslında sanatın baya büyük bir kısmını saklıyordu.

Peki yakın zamanda Galerist’te göreceğimiz, üçüncü sergi senin için ne ifade ediyor?
Üçüncü sergimde, gelecekte dünyada olabilecek değişimi ve dönüşümü kendi adıma biliyorum ve bunun nasıl yapılması gerektiğinin kendi adıma düşen parçaları için bir hazırlık yapıyorum. O yüzden bu sergi birkaç ana başlık altında toparlandı: İlki geleceğin inşaası”; gelecekte belki biz bu dili bile kullanmıyor olacağız, iletişim çok daha farklı bir boyuta gelecek. Herkes her şeyin en doğrusunu bildiğine inanıyor; bu doğru değil ama hepimizin bildiği doğru şeyler var. Bir araya gelip bunları doğru düzgün konuşup anlaşmayı sağlayabildiğimizde bir mutlak doğruya ulaşacağız.

Bu yalnız tek başına yürünebilecek bir yol değil, elbette birey olarak başlıyor o yolculuk fakat bir arada hareket ettiğimiz zaman çok daha büyük bir şeye kavuşuyoruz, her şey çok hızlanıyor o yüzden de kendi sembolik ordumu kurdum; ama bu ordu yıkıcı değil yapıcı bir ordu. Ordunun tanımı değişsin istedim. Burada da bir süredir yolda bana eşlik eden karakterlerim yardımıma koştular.
Serginin son kısmı da bir iş birliği çalışması. İşbirlikleri ve birbirine anlamlı noktalardan dokunabilmek bence çok kıymetli.

Bu noktada işbirliğinden bahsetmişken, kolektif çalışmalara nasıl bakıyorsun?
Çok önemsiyorum ama samimi anlamda ortaya çıkacak bir kolektif çalışma için en azından benim penceremden biraz daha zamana ihtiyaç var. Bir başka sanatçı veya sanatçı olmayan biriyle bir iş üretirken gerçekten zaman ayırmak lazım. Sırf sergide kolektif bir iş olsun diye çalışma içerine girmek hiç tercih ettiğim bir şey değil. Çünkü istiyorum ki yapılan iş orada olması gerektiği için orada olsun. Yoksa kendimi bir bütün olarak hissedemem.

Mesela arkadaşım Cem Köksal ile yaptığımız iş organik bir şekilde gelişti. Kendisi çok yetenekli ve çok da iyi bir elektro gitar virtüözü. Kendi tasarladığı bir gitarı vardı. Bir gün sana da gitar yapayım dedi. Muhteşem olur, sen bana gitar yap; ben de onun üzerini doldurayım dedim. 2011’de yaptığım bir desen vardı Sanatçının Eli diye. Kendi el kalıbımdan yola çıkarak yaptığım bir desendi. Cem de bunu teklif ettiği zaman, Cem’in kendi el kalıbını kullanarak o kısmı boş bırakıp, geri kalanını da doğaçlama olarak çalışmayı düşündüm. Çok da içime sindi.

Yarattığın işlerin pozitif bir duruşu var, nelerden ilham alıyorsun?
İyimser bakış açısından beslenen bir insanım. Kendi gerçekliğimden yola çıkıyorum; yapabildiğim şey olduğum şey yani neysem oyum diyorum. Bunun dışında bir şey yapmaya kalkarsam olmuyor. O yüzden olduğum şey yaşadığım hayat, arkadaşlarım, sohbetlerimiz, kitaplar ki edebiyat çok önemli bir kaynak -bazen 2 cümle alıp götürüyor bir yere, aylarca aklımda o iki cümle baloncuk halinde gidip geliyorum-. Bunların dışında tuhaf şeyler, tuhaf malzemeler çok etkili. Mesela nalbur, eskici, hırdavatçı çok dolaşırım. Karaköy’deki Salı pazarına bayılırım. Bazen öyle formlar ve öyle malzemelerle karşılaşıyorum ki dünyam değişiyor. Alıp getirip burada bir şeylere dönüştürmeyi deniyorum. Özellikle bir şey aramak gibi derdim yok zaten karşıma çıkıyor.

Beslendiğim bir nokta da bilim. Disiplinler olarak sanat ile bilimin bu kadar ayrıştırılmasına ve birbirinden uzaklaştırılmasına karşıyım. Birbirini besleyen alanlar ve son zamanlarda bir araya gelmeye başlamaları sevindirici.
Ayrıca insanların yaşam hikayeleri, üretim sürecinde yaptıkları ve karşılaştıkları şeyler de ilham verici.

Bu yaşam hikayelerinden beni çok etkilemiştir dediğin bir isim var mı?
Bir önceki sergide Tesla için “Teslanın Rüyası” çalışması vardı. İnternette okumuştum ve çok heyecanlamıştım. Müthiş bir zihin… Uyku ile uyanıklık arasında geçen bir anını tasvir etmiş ve çok görsel bir şeyden bahsediyor. Keşif zamanını anlatıyor.

Bir de Albert Is Walking diye bir iş vardı; Einstein’a ithafen. O da kilometrelerce yürürmüş… Bu sergide de Jules Verne için bir iş var çünkü o macera duygusu ve geleceğin nasıl bir gelecek olabileceğinin kurgusunu yazabilme cesareti bence çok etkileyici.

Kullandığın teknik hakkında konuşacak olursak kağıt kullanmanın çıkış noktası nedir?
Kağıt oyuncu bir malzeme ben de oyuncu bi sanatçıyım, oyun oynamayı seviyorum. Bir şeyi çok ciddiye aldığım zaman geriliyorum ve hiçbir şey yapamıyorum. Yağlı boya ve tuvalde bu ciddiyeti görürüz. Üzerine sana bir şey ekleme ihtimali çok fazla vermeyen, tekniğin ağır ve sınırlayıcı yanlarının olduğu bir alandır. Ben o alanı çok sevemedim. Yağlı boya yaparken de genellikle kağıt ile çalışmayı tercih ettim çünkü işin başına geçtiğim zaman tutukluktan hazzetmiyorum. İşin başına geçtiğim zaman akıcı yani bileğimi daha rahat hareket ettirebildiğim enstrümanları tercih ediyorum. Zihnimden akan şeyle yaptığımın hızları birbirine uysun istiyorum; o da desen sever bir sanatçıya uygun bi tavır. O anlamda  kağıdın hızlı ve pratik bir malzeme olduğunun farkına vardım, sonra çizebildiğim gibi kesebildiğimi de gördüm.

Ayça Telgerenin üçüncü kişisel sergisi Sanatçının Elini 5 Mayıs – 6 Haziran 2015 tarihleri  arasında Galeristte ziyaret edebilirsiniz.


At last, spring is here and I am visiting Ayça Telgeren in her studio on one of the most charming streets in Moda. She greets me with complete sincerity and magnificent energy; two cats join us in the studio as Ayça and I begin to chat.

What are your thoughts on the way contemporary art has developed in Turkey within the past 10 years?
Contemporary art has evolved into a completely new place in Turkey. Despite the struggles that have been faced, the change that has happened in the last 10 years is overall extremely valuable. When we graduated from university, there was a total of 3 galleries. The number of museums wasn’t too many to count and doors were completely shut. The effect of the internet wasn’t that great either. Bienal design gatherings were barely in the works. There wasn’t much of an area for many artists to make a statement. This is why the progress within the past 10 years was so essential. Before, we would evaluate the pros and cons of featured projects in relation to what was happening within Turkey. Now, we judge on a larger, more universal scale. Are our creations wordly? People are beginning to question whether these artistic developments are speaking on a universal level, local sense, or merely to the daily grind.

What’s your average day look like?
I don’t have a general routine but i create some periodically. Like right now, I’m in an upbeat working mode; I’m trying to tie this habit into a routine so I will continue to work efficiently. I try to wake up as early as possible because I’m a deep believer in morning energy. The amount of work that gets done in the hours following sunrise is different than the amount completed later towards the evening. I never miss breakfast; it’s a crucial meal for me. I’ll invite friends over for breakfast. It gives the beginning of the day a boost of energy. I’ll peek at my bookshelves for old scribbles and doodles. I’ll get new little ideas here and there and if I can attempt them, I try.

These days, I don’t leave the studio much considering the exhibition is coming up. Usually, I prefer to work in a more organized fashion; separating at least 4 hours daily to working. When I say working, I’m not simply talking about focusing on the task at hand. For example, traveling, exploring a supply store, reading, or even chatting with a friend all fall under this category as well.

How much has changed with this 3th exhibition since the first one? If we could look at these exhibits from your perspective, what would we see?
My first exhibit allowed me to express things I had collected in my mind and heart for a while but had been too embarrassed to say or confused how to define. This stems from the fact that since I’m coming from an academic background in Art History, I have a certain thought system that is ingrained in me. The definition of the artist, the time period of the art, etc… My first exhibit was what really separated me from all of this and reinstated the idea that I will allow myself to create whatever I want, dream, and desire. This is why “Serbest Dalış” (Free Dive) demonstrated the innocence of this feeling and revealed that there should never be any discomfort or hesitation about feeling innocent. Of course, in terms of the technicalities, it was all in the details because I didn’t start using paper until after 2006. For that first exhibit, I really played around with paper. That exhibit helped push my boundaries in terms of brainstorming the scale size for my creations as well as liberating me on a much deeper level.

The 2. exhibition was a calling towards a closeness to beauty, creation of beauty, valuing the inner creator within oneself, and the coexistence of all of these variables. In “Sen Dönene Kadar Bende Saklı” (“It’s hidden with me until you return”), I use “Hide” in reference to where a large portion of the art is concealed within.

So, what statement is this 3. upcoming exhibition making?
With this 3. exhibition, I am aware of the great changes that can happen in the future and the transformation that takes place with myself. I am preparing for the moment when all these pieces will finalize as they come together. That’s why this exhibit is summarized under multiple headings: First, “geleceğin inşaası” (“Construction of the Future”); we may not even be using this language in the future as communication evolves into the next stage. Everyone is under the impression that their individual beliefs are the right one. Although we can surely say that this is not the case, we all share things that we consider right. If we all came together and discussed this properly, we would be able to communicate and reach a general consensus about an absolute right.

Although it begins with one person, this is not a path to go on alone. Once we come together and work in unison, we reach something grand through this journey. Things work extremely fast and that’s why I built a symbolic army for myself; except one that creates rather than destroys. I wanted to redefine the concept of an army. In the meantime, the characters that rooted me on in this journey came to stand by my side.

The final part of the exhibit is collaborative work. Cooperating and being able to connect with one another on certain points is priceless.

While we are on the subject of collaboration, what are your thoughts on collective works?
I do value them but in order for there to be a proper collective work, I can’t say that I am ready to produce anything like that just yet. Whether the other party is an artist or not, you need to set aside a good portion of time. I’m not interested in jumping into a collaborative project just for the sake of presenting a collective exhibit. I want the work to be created because it genuinely needs to exist. Or else I won’t feel complete as a person.

For example, the work I did with my friend Cem Köksal was a completely organic process. Aside from possessing great talent, he is also a wizard at electric guitar. He had designed his own guitar. One day he said “I’ll make you a guitar, too.” “That’ll be fantastic. Make me a guitar and I will cover it,” I said. There was a design I made in 2011 titled, “The Artist’s Hand”. I started creating it by using the form of my own hand. When Cem offered this project idea, I used Cem’s hand form as an outline and improvised as I filled in the blank space. And I was finally satisfied.

The things you create usually take a positive stand. Where do you get your inspiration from?
I am person that grows from taking an optimistic perspective on things. I move forward from my own reality; the only thing that I can do is be myself and that’s exactly what I do. If I attempt anything different, it just doesn’t work. This is why, in essence, I am my life, my friends, our conversations, my books, etc. Education is an extremely important resource. Even if it’s 2 sentences, just that much can take me elsewhere and can stay with me for months on end, floating in thought bubbles over my head. Besides this, strange things and use of peculiar materials are extremely powerful. For example, I love exploring hardware stores, pawn shops, and supply stores. I love the flea market in Karaköy on Tuesdays. Sometimes I come across such exceptional forms and materials that they change my world. I bring those items home and try to transform them. I don’t have an issue with not finding what I’m looking for because it always comes and finds me.

Another source of my growth is science. In terms of schools of discipline, the fact that art and science are so separated and have grown apart from one another is something I am completely against. These areas feed off one another and it pleases me to see them joining again.

Aside from that, people’s life experiences, the things they do, and the things they face are very inspiring.

Is there story in particular that you can say has seriously affected you?
In a previous exhibit, there was a work based on “Tesla’s Dream” for Tesla. I read about it online and I was very excited. Such a genius mind… It portrays a moment between being awake and asleep in a very visual manner. It tells the story of a discovery.

There was another work titled “Albert Is Walking”; a tribute to Einstein. He walked for countless number of kilometers… This work in particular was very powerful because of the way Jules Verne wrote the feeling of adventure and element of the future’s unknown.

With respect to your work technique, where would you start with your use of paper method?
Playing with paper is a medium and I am a playful artist, I like to play games. I tense up when I take things too seriously and I can’t work. This seriousness can be seen in oil painting and canvas work. It’s a type of work with clear borders, strong technique, and one that possibly does not allow you to expand too much. That area was not for me. When oil painting, I usually prefer to work with paper because I don’t enjoy freezing up just as I sit down to work. When I begin, I prefer instruments that allow my wrists to move with ease. I want to be able to synchronize with the things that are flowing from my mind. I think this is the attitude for an artist that likes to work with patterns. In that sense, I came to the realization that paper is a fast and practical material to work with and it is just as easy to draw on and cut.

- Ayça Telgerens 3rd personal exhibition Sanatçının Eli  (“The Artist’s Hand) is open to the public at Galerist from May 5 – June 6 2015.

Related posts: