“Bekarevi”nin Yaratıcısı: Can İnellioğlu

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

“Bekarevi”nin Yaratıcısı: Can İnellioğlu
Yazı  Zeynep Dinç
(only available in Turkish)

Can İnellioğluBu adam havada, karada, suda, her yerde uçuyor. Ya Ege’nin rüzgarına bırakıyor kendini, ya da kanatlanıp bulutlara teslim oluyor. Ama en güzeli, dört duvar arasında da uçuyor Can. Bir elinde tava, diğerinde bıçak… Mutfakta onu kimse tutamıyor. Yaratıcılığına hayran bırakıyor, ironiye bayılıyor, şaşırtmayı seviyor. Bir yıl gibi kısa bir sürede ve gerçekten bir “bekar evi” mutfağında oluşan bu hikayeyi Can’dan dinleyelim…

foto1Öğrenci Can, sporcu Can, havacı Can, aşçı Can, sanatçı Can… Bize kendini tanıtır mısın Can?
1990 yılında İzmir’de doğdum. Denizle iç içe büyüdüm. Küçüklüğüme dair en eski anılarımda dedemle balığa çıkar, yakaladıklarımızı annem ve anneannemin hazırladığı mezeler ve ege otları ile birlikte tüketirdik. Doğmak için doğru koordinatları seçmişim. Girit göçmeni bir aileye sahip olmak bu açıdan büyük bir şans.

12 yaşımdayken yelken yapmaya başladım. Gerçi adrenalini az gelmiş olmalı ki 2 sene sonra yelkeni bırakıp rüzgar sörfüne geçiş yaptım. 14 yaşımdan beri sörf yapıyorum. Tamamen rüzgarın gücünü kullanarak, suyun üzerinde yüksek süratlerde kaymak, verdiği zevkle birlikte beyni gereksiz düşünceler ve günlük problemlerden de arındırıyor. Doğayla baş başa kalıyorsunuz. Aynısı “Stargazing” için de geçerli. Astronomi bilimine olan ilgim nedeniyle geceleri şehirdeki ışık kirliliğinden kaçıp gök cisimlerini izlemeye gittiğim oluyor. Şehir içindeyken kapkaranlık gördüğümüz gökyüzü aslında canlı bir tablo gibi. Bu muhteşem görüntüleri paylaşmak için Astro fotoğraf konusuna da merak sardım geçen sene. Kişisel Instagram hesabımda @caninelli görebilirsiniz.

foto7Gökyüzüne olan hayranlığımın diğer bir nedeni ise uçma tutkum. Pilotluk denince genelde meslek olan ticari/havayolu pilotluğu gelir akla. Halbuki bunun bir de sportif/smatör havacılık kısmı söz konusu. Türkiye’nin ilk Gyrocopter eğitmen pilotu ve çok yakın dostum olan Hakan Çetinkaya sayesinde Gyrocopter ile tanıştım. Kendisi aynı zamanda hava fotoğrafçısı. Bana fotoğraf konusunda da çok yardımcı oldu. Eğitim uçuşlarımız haricinde birlikte havadan fotoğraf çektiğimiz zamanlar da oluyor. Ara sıra bu kareleri de paylaşıyorum. Türkiye maalesef sportif havacılık konusunda henüz emekleme aşamasında. Dolayısıyla ben de bu tutkumu ilerletebilmek ve iyi bir mühendislik eğitimi almak için üniversiteyi Almanya’da okumayı tercih ettim. Planör eğitimlerine de orada başladım. Planör ile uçmayı da rüzgar sörfüne benzetiyorum. Her ikisinde de motor yok, doğadaki enerjiyi doğru yönetip, hava akımlarını maksimum verim ile kullanırsanız saatlerce sıfır yakıt maliyeti ile adeta bir kuş gibi uçabilirsiniz… Bekarevi (@bekarevi) projesi haricinde ilgilendiklerim kısaca bu şekilde.

foto4Peki ya Bekarevi?
Bekarevi, üniversite nedeniyle tek başıma yaşamaya başlayınca ortaya çıktı. Hep dışarıda yediğim için sağlıksız ve dikkatsiz beslenmeye başladım. Çoğu restoranın menüsü ezberimde diyebilirim. Baktım ki bir göbek sahibi olmaya başladım, yemek yapmayı öğrenmeye karar verdim.

İlk olarak doğru pişirme tekniklerini öğrenmeye başladım. Kurslara gidecek zamanım olmadığı için internetten ve kitaplardan faydalandım. O güne kadar yumurta bile kırmamıştım açıkçası. Başlarda zor oldu ama zamanla hoşuma da gitmeye başladı. Yemek yapmak zorunluluktan çıkıp tıpkı diğer hobilerim gibi zevk aldığım bir aktivite olmaya başladı.

İlk başladığım zamanlar bazı tabakları kişisel Instagram hesabımda #bekarevi etiketi altinda paylaşıyordum zira yapılanlar tam bekar evlerinde olabilecek, alışılagelmiş ve basit yemeklerdi. Kendimi geliştirdikçe de bu etiket ile devam ettim. Gittikçe ironik olmaya başladı… ”Bu nasıl bekar evi?”, ”Şef tuttun da bize mi söylemiyorsun?”, ”Sen gel bekar evi yemekleri gör!” gibi tepkiler almaya başladım.  Tabaklar gitgide birikti… Hepsini bir arada toplamak için kişisel hesabımdan ayrı bir hesap açmaya karar verdim. Sonuç olarak üzerinde pek düşünmeyip bu isimde karar kıldım. Doğru bir karar vermişim çünkü isim ve içerik arasındaki zıtlık büyük ilgi topladı. Kısacası “Bekar evi” stereotipinin dışında bir konsept…

foto6Sıfırdan başlarken bu başarıya ulaşabileceğini düşünüyor muydun? Seni ne cesaretlendirdi?
Düşünmüyordum, öyle bir amacım da yoktu. 2014 Eylül ayında başlattığım bu konsept birkaç ay içinde binlerce takipçiye ulaştı. Olumlu geri dönüşler beni daha da motive etti. Sıradışı bir konsept oluşturduğumun farkına vardığımda bunu daha da geliştirmeye karar verdim.

Peki bu doğru uyumu nasıl yakalıyorsun; sırasıyla tarif geliştirme, lezzet yaratma, styling ve sunum, fotoğraflama ve grafik tasarım? Hiç biri diğerinin gerisinde kalmıyor. İç güdülerin mi etkili bunda?
Mutfakta deneysel takılıyorum. Bazen başarılı bazen de başarısız sonuçlar alıyorum. Zaten ancak bu sayede gelişmek mümkün bence. Aklıma bir malzeme kombinasyonu veya sunum için bir fikir geldiğinde bunları not alıyorum. Daha sonra zaman buldukça deniyorum. Bazen elimde listeyle alışverişe gidiyorum bazen de spontane olarak o an taze ne bulursam onları alıp bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Moduma göre değişiyor. Styling ve sunum konusunda ise mümkün olduğunca minimal çalışıp sadeliği ön planda tutuyorum. Başlarda bunu pek başaramıyordum. Geçenlerde geri dönüp ilk fotoğraflarıma baktım. Bazı tabaklarımda sunumu abarttığımı gördüm. Sunum konusunda genelde son anda aklıma bir şey gelir ve onu uygularım. Fotoğrafları ilk başlarda cep telefonuyla çekiyordum. Daha sonra DSLR ile çekmeye başladım. Ayrıca kendi tarzımı oluşturdum. Saf beyaz veya saf siyah arka plan kullanıyorum. Fotoğraflarda çatal, bıçak vb. objeler yok. Yemek ve sunum ön planda. Sosları tabağa “drip painting” tekniği misali damlatarak ve fırlatarak rastgele paternler yaratmak hoşuma gidiyor.

foto3Bekarevi mutfağının olmazsa olmaz malzemesi?
Hmm bunu hiç düşünmemiştim… ama en çok kullandıklarımdan biri taze kişniş. Müthiş bir aromaya sahip. Çoğu yemeği bir tık yukarı taşıyabilir. Onun dışında Sichuan biberi, füme deniz tuzu ve füme paprika çok sık kullandıklarımdan.

3 madde ile senin için iyi bir “styling” nedir?
Üzerinde çok yoğun çalışılmış gibi durmamalı.
Tüm komponentler arasında bir uyum yakalanmalı.
Mümkün olduğunca abartı ve karmaşıklıktan uzak, sade ve minimal olmalı.

Peki ya o gün yemeği sen yapmıyorsan… Kimin yemeğini seversin? Hangi yemeğe hayır diyemezsin?Kesinlikle annem ve anneannemin Girit yemekleri… Hiçbir yemeğe hayır diyemem açıkçası. Bugüne kadar sevmediğim bir şey olmadı. Ancak en çok sevdiklerim deniz ürünleri. Deniz kestanesi mesela… Sudan toplar toplamaz kıyıda kestaneleri kırıp içindeki turuncu renkli gonadları yemek müthiş bir haz.

foto5Favori restoranın? Neden?
Favori restoranım diyebileceğim bir yer yok. Ama en sevdiğim ve etkilendiğim mutfak Japon mutfağı diyebilirim. Japonların doğaya ve malzemelere duydukları saygı ve felsefelerine hayranım.

Hiç denemediğin, hatta şöyle diyelim, denemeyi ertelediğin bir yemek var mı? Mesela Türk mutfağı… Modern ve kavramsal yaratımların var. Geleneksel Türk mutfağına hiç uyarladın mı?
Henüz Türk mutfağına kendi yorumumu pek katmadım. Hatta bu aralar o konuya yönelmeyi düşünüyordum. Şimdilik yaprak sarma, kuru fasulye ve helva için farklı bazı fikirlerim var. Önümüzdeki günlerde ilk örnekleri paylaşacağım. Bir de “sakatat” çok seviyorum mesela. Onlarla ilgili de bir çalışma yapmayı düşünüyorum.

Ben bu akşam Bekarevi‘nde yemekteyim. Bana ne pişireceksin Can?
Sen de İzmirlisin Zeynep. Deniz ürünü seversin diye tahmin ettim. Öncelikle İskandinavya’ya gidiyoruz; Gravlax ile başlayacağız. Bunu yemek için ben de sabırsızlanıyorum. 48 saat boyunca dolapta kürlendi. Henüz tatmadım. Gravlax İskandinavların şeker, tuz ve dereotu ile taze somon balığını kürleyerek hazırladıkları müthiş bir lezzet. Geleneksel olanı sadece bu üç malzemeyi içerse bile dilediğin aromaları balığa işleyebilirsin. Cin ve Pancar rendeli yaptım bu sefer. Hazırlaması sadece 15 dakika. Zor olan kısmı dediğim gibi 48 saat civarı buzdolabında bekletilmesi… Gravlax’ı Orta Çağ’da balıkçılar kuma gömerek yaparlarmış… Grav (mezar), Lax (somon) demek; “gömülü somon” diyebiliriz yani.

Sırada Girit var… Girit usulü iç bakla ve deniz börülcesi… Bu ikiliyi çok severim. Ailemizde de sıklıkla tüketilir.
Ana yemek olarak ise Parşömende beyaz şaraplı dil balığı, havuç, rezene ve tuzda kürlenmiş yumurta sarısı var. Ayrıca Çıtır Pancar ve Havuç cipsleri de hazırladım.
Kapanış için ise iki çeşit tatlı yaptım. Birincisi, Chocogasm adını verdiğim çikolatalı bir tatlı. Frambuaz ve misket limonu soslu. Son olarak da Vanilyalı Panna Cotta var. Onu çeşitli baharatlarla yaptığım kırmızı şarap şurubu ile sunacağım.
Ayrıca küçük bir hediye hazırladım sana. Kendi yaptığım çikolata: kavrulmuş çam fıstığı ve kabak çekirdeği, fume deniz tuzu ve fume paprikalı

Bu kadar yemek konuştuk, acıktık… Lafı daha fazla uzatmıyorum ve Gravlax’ı dilimlemeye başlıyorum o zaman :)

 

Related posts: