Bir Kış Rotası: Vefa

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Bir Kış Rotası: Vefa
Yazı – Fotoğraf Deniz Yılmaz Akmanfoto1
İstanbul’un tamamen karla kaplandığı bir sabah Vefa semti ve çevresine doğru yola çıkıyoruz. Karlar altındaki Haliç’ten geçip, Bozdoğan kemerinin beyaza bürünmüş görüntüsüne bir süre bakıyoruz. Şehzade Camii’nin bahçesine varınca şunu anlıyoruz ki; bu şehir aslında çok güzel, kusurlarıyla bile kusursuz bir şehrin verdiği histen daha fazlasını verebiliyor. Bazı semtleri eksilmiş ama yok olmamış, Vefa gibi…

Birinci Bayezid döneminin ulemasından Şeyh Vefa Efendi’nin yaptırdığı külliye ile “Vefa” olarak anılmaya başlayan semtin, Osmanlı’nın tasavvufi merkezi haline geldiği ve yangınlar atlattığı dönemlere kadar bir sürü değişim geçirmiş olduğunu fark ediyoruz. Medrese ve külliyelerden günümüze gelen birkaç yapı, kütüphane, sebil ve çeşmeleri ararken gözlerimiz, bir yandan da Vefa’nın mahallelerini, sokaklarını dolaşıyoruz.

Vefa, İstanbul’un fethinden sonra, Unkapanı Limanı’na yakın olmasından dolayı İstanbul burjuvazisinin ve esnaf gruplarının yaşadığı bir semtken, 50’lerde İstanbul’a göç edenlerin yeni semti olmaya başlamış. Burasının, her ne kadar birçok semtin gölgesinde kalsa da yangınlardan geriye kalan tarihi binalarıyla, mahalle esnaflarıyla, dar ve eğimli taş sokaklarıyla, meşhur Vefa Bozacısı’yla, kaybolmamış bir ruha sahip olduğunu görüyoruz.

foto2

Şehzade Camii Avlusu

foto3

foto-agac

Şehzade Camii, I. Süleyman tarafından ölen oğlu Şehzade Mehmed için, Mimar Sinan’a 1543’te yaptırılmış. Camii, arşivlerde Mimar Sinan’ın “çıraklık eseri” olarak geçse de, girişindeki oymalar (mukarnas), cephesindeki detaylar inanılmaz güzel. 16 kubbeli caminin şadırvan avlusunda yer alan kocaman bir dilek ağacı var. Bu dev ağaç bir süre dilek ağacı olarak kullanılmış, sonra da dilek tutmanın günah olduğuna inananlar tarafından yakılmış. Ortası simsiyah bu yaşlı ağacı da, yine bütün kusurları örten bembeyaz bir kar örtüsü kaplıyor.

foto4

foto5

Şehzade Camii Sokak

Karların yolları kapattığını ve yürümenin zor olacağını düşünüp, caminin kestirme arka sokağına çıkıyoruz. Şehzade Camii Sokağı diye geçen bu daracık sokağın bitimindeki kemer dikkatimizi çekiyor. Bu sokaktaki kedilerle vakit geçirip, bir sonraki sokağa çıkıyoruz. Paralel sokağa devam ettiğimizde, Vefa Lisesi’ne varıyoruz. Vefa Lisesi’nden önce, eğitim çoğunlukla Süleymaniye Külliyesi’nden karşılanırken daha sonraki yıllarda Vefa’daki Mütercim Rüşdü Paşa Konağı’na taşınmış. 1910’da binanın yanmasıyla, bugünkü yeri olan Dede Efendi Caddesi üzerine taşınmış. Hala eğitim veren okulun avlusunda Şehit Ali Paşa Kütüphanesi yer alıyor.
Vefa Lisesi Adres: Kalenderhane Mah., Dede Efendi Cad. No:5

foto6

Vefa Bozacısı

foto7

foto8
Küçükpazar bölgesindeki gezimize devam edip, bir diğer Vefa durağımız olan, Tarihi Vefa Bozacısı’na varınca, üşümenin de verdiği bir aceleyle kendimizi hemen içeri atıyoruz. Bardağımıza karşı dükkandan aldığımız leblebilerden biraz serpiştirerek bozamızı yudumluyoruz. O esnada yan masadaki yaşlı bir turist çiftle göz göze geliyoruz. İçten bir tebessümün ardından, onlar da bu “değişik içecek”ten yudumluyorlar.

Bu dükkanın hem Vefa, hem de İstanbullular için çok özel bir yeri var. Hikayesi de bir o kadar etkileyici: Bir orta Asya içeceği olan bozanın buradan değil, Balkanlardan İstanbul’a geliş hikayesi aslında. 1876’da Karadağ’dan gelen Arnavut genci Sadık’ın, seyyar bozacılık yaparak geçinmesinin, daha sonra dükkanını açarak mermer küplerde satmaya başladığı bozayı herkese sevdirişinin hikayesi… Vefa Bozacısı’nın sadece bir şubesi olması da bozulmamasının ve daima özel kalacak olmasının bir göstergesi. Babasının vefatından sonra dükkanı devralan ve soyadı kanunuyla soyadını Vefa koyan İsmail Bey’in de büyük bir vefa örneği.
Vefa Bozacısı Adres: Vefa Cad., No:66

foto10

Bozalarımızı bol tarçın ve leblebi eşliğinde içtikten sonra kendimizi yeniden sokaklara atıyoruz. Bozacının tam karşısındaki gazoz dükkanı; Vefa Gazozcusu’nu gözümüze kestiriyoruz. Burada Türkiye’nin dört bir yanından getirilen aromalı gazozlar satılıyor. Anadolu’nun unutulmaması gereken Bade, Zafer, Niğde gibi nice gazozları…

foto11

Atıf Efendi Kütüphanesi

Kar hızını daha da artırıyor. Biz de hızımızı kara uydurup, hızlıca Atıf Efendi Kütüphanesi’ne gidiyoruz. Asıl amacımız bu kütüphanenin minyatür eserlerini kapsayan kitaplarına göz atmak. Fakat hava şartlarından dolayı kapalı olduğunu görüyoruz. Pembe yeşil renkleriyle karşımızda duran bu kütüphane, semte ismini veren Şeyh Vefa Camii bitişiğinde yer alıyor. İstanbul’un eski “Türk ev mimarisi”ne uygun olarak I.Mahmud döneminde (1730-1754) yaptırılmış. Bu kütüphanenin açık olduğu bir güne denk getirip, kesinlikle içini de gezmelisiniz. Ayrıca kütüphanenin karşısındaki sokağın (Tirendaz Sokağı) sonunda yer alan Molla Gürani Camii’ni de görmelisiniz. Bizans dönemi 10-11.yüzyıllarda kilise olan bu yapı, biraz kötü müdahalelerle camiye çevrilmiş.
Atıf Efendi Kütüphanesi Adres: Vefa Cad., No: 44

foto13

Karadeniz Pide ve Kebap Salonu

Sokak aralarında biraz fotoğraf çekip, biraz da dükkan önlerinde “hello, buyurun yerimiz var” gibi davetlerden sonra son hedefimiz olan Karadeniz Pide ve Kebap Salonu’na doğru ilerliyoruz. Burası sımsıcak bir pide salonu. Masa aralarında gezdirilen közden midir, yoksa çalışanların sizle daima ilgilenmesinden midir bilemiyoruz ama içimiz bir anda ısınıyor. Gözümüz, bize yağlı kağıtlara sarılmış tereyağından daima ikram eden Sezai amcayı arasa da, hava koşullarından dolayı bugün gelemediğini öğreniyoruz.

Kapalı Karadeniz pidesinin (kıymalı), kuşbaşılı pidenin ve kapalı kavurmalı pidenin tadına bakıyoruz. Çıtır çıtır ve lezzetli pidelerin öncesine de değinmek gerekiyor. Bir nevi Karadeniz sofra ritüeli gibi olan, masaya sıcak pideler ve yağlı kağıda sarılmış tereyağı parçaları geliyor. Pidenin içinde tereyağı erirken, biz de kendimizden geçiyoruz. Ana yemek olarak gelen pidelerimizin de içini açıp hem taze kaşar hem de tereyağı ilave etmeyi unutmuyor garson. Biz de tabii “hayır” diyemiyoruz.

Karnımız tok bir şekilde buradan mutlu ayrılırken, Vefa sokaklarının artık iyice kara gömüldüğünü görüyoruz. Yolumuz uzun ama böyle beyaz bir günde bu semti yeniden keşfettiğimize memnunuz, içimiz huzurla kaplı. Gözümüzün önünde bembeyaz sokaklar, su kemerleri, camiiler, damağımızda çıtır pidenin tadı ve ellerimizde boza şişeleriyle bu semte veda ediyoruz. Kim bilir, belki bir sonraki sefer baharda yine geliriz.
Karadeniz Pide Salonu Adres: Hacıkadın Mah., Katip Çelebi Cad., No 23/B (Pazar günü kapalı)

foto-harita

Kış Rotası – Vefa

foto-son

Related posts: