Sarı, Sıcak Bir Ev Gibi: Fotini Cafe // Arnavutköy

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Yazı Deniz Yılmaz Akman
Fotoğraf Fidan Kandemir

02

Bahar, habercisi olarak hafif esen akşamüstü rüzgarlarını, uzayan günlerini ve artık daha güzel olan gün batımlarını göndermişken, zihnimde Arnavutköy’le daha fazla kavuşma yaşanacağımızın hayali dönüyor. Bu semt, bugününe kadar koruyup getirebildiği tüm güzelliklerle her mevsim beni beklese de; biliyorum ki baharın ve yazın tadı bambaşka. Dar sokaklarındaki tarihi ahşap binalarının hemen üzerinde tomurcuklanan ağaçlarının, esnafın ve mahallelinin telaşlı koşuşturmacasının, lokantalarından gelen iştah açıcı kokularının tadı da bambaşka.

Hafta içi, kalabalığın henüz sokakları doldurmadığı ılık bir akşam Arnavutköy’ün sakin sokaklarında yürüyorum. Kafamı kaldırıp ahşap bir binanın penceresinden sokağa yansıyan ışığa bakıyorum: Böyle güzel bir semtte hala yaşayanların olması ne kadar güzel.

01

Bir sonraki sokağa sapıyorum, duvarın üzerinde bir tabela: Francalacı Caddesi. “Francala”nın bir ekmek türü olduğunu biliyorum fakat sokak isimlerinin anlamlarını hep merak eden biri olarak, bu caddenin isminin de nereden geldiğini merak ediyorum. Bu sokak, kim bilir zamanında ne gibi hikayeler barındırdı? O hikayelerin sahipleri şimdi nerede? Türlü sorular kafamda, bordo renkli ahşap binanın kapısını çalıyorum. Dışarısı sessiz, hafif rüzgarlı, içerisi ise müzikle dolu sımsıcak. Işıldayan mumlar, mini ahşap bar, Thonet sandalyeler, masaya serilmiş bembeyaz örtüler, duvardaki siyah beyaz fotoğraflar… Etrafımdaki detaylar içinde kendimi Arnavutköy ve Paris arasında bir yerde hissettiğim anlarda, Lena gülen yüzüyle içeriden çıkıp geliyor. Henüz sohbete başlamadan önümüze gelen başlangıçlara ve projeksiyondan beyaz duvara yansıtılan eski bir film görüntülerine odaklanıyorum. Sunum da, yemeklerin lezzeti de çok iyi. Öğreniyorum ki; perşembe akşamlarına ayrılan Donnerstag konseptiyle her hafta farklı bir menüyü tadabiliyoruz.

03

Evinizde gibi hissettiğiniz bir masada, olabildiğince yavaş yenilen yemekler ve sonradan hep hatırlayacağınız samimi sohbetler böyle bir gecede size armağan. Başlangıçta kavun ile gelen carpaccio da, ana yemek olarak gelen beef ragu mansion da şefin detaylı anlatımıyla daha da tadına doyulmaz anlar yaşatıyor. Yemeklerimiz ve şarabımız bitmek üzereyken, Lena’nın ve Fotini’nin hikayesini dinlemek mekana daha da ısınmamı sağlıyor.

Fotini’nin binasının hikayesi de, beni en az atmosferi kadar etkiliyor. Lena’nın annesi 1993 yılında, bu binayı görüyor ve daha sonra alıp, restorasyonuna vesile oluyor. Balyan ailesinin kalfalarından biri tarafından 1900’lü yıllarda yapıldığı düşünülen ahşap konak, aslına uygun bir şekilde onarıldıktan sonra Lena ve ailesine ev oluyor. Arnavutköy’deki bu evde, Lena’nın ders çalıştığı odanın alt katında bugün bir restoran açacağı kimin aklına gelir? Lena, yıllar sonra evin eski sahiplerinden birinin adı olan “Fotini” ismiyle, o sahibeyi de anarak yeni bir dünyaya giriyor. Bu dünyanın giriş katı Fotini’ye, üst katlarsa hala o anılara ve Lena’nın ailesine ev sahipliği yapıyor. Duvar ve tavanlarındaki işlemeler korunarak restore edilen binada, hala o eski anıların izlerine rastlayabiliyorsunuz.

04

05

Belli ki, her bir detayın üzerinden çokça durulan ve samimi, yalın, sımsıcak bir “ev ortamı” hissini yansıtmak için emek harcandığı belli olan mekanda saatler biz anlamadan geçiyor. Ay sokakları aydınlatmaya başlıyor. Şarap artık daha da güzel geliyor. Yemekler bitiyor ve damağımızda kalacak son şey macaronlu jölenin tadı oluyor. Bir de o yıllardan gelen hikayelerin, Lena’nın gözlerinin içi gülerek anlattığı anılarının ve bu binanın içine sinmiş huzurun tadı…

       Hafta sonu rezervasyon gerekli. // Tel: 0533 093 99 92
Francalacı Cad. 26/1 Arnavutköy

06

 

Related posts: