Gözde Mimiko Türkkan – “Wish Tree”

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Gözde Mimiko Türkkan – “Wish Tree”
Yazı Gözde Ulusoy 
(only available in Turkish)

Sanatçı ve sporcu kimliğini aynı profesyonellikle birleştiren Gözde Mimiko Türkkan, bunu Baskın olan 2 değişik yanım, 2 farklı alanda karşılığını buluyor.” diyerek özetliyor. Bu iki farklı kimliği zaman içinde birleştirmiş ve ayrıştırmış oluşunu ve sonuçlarını, çok daha sert bir üsluba sahip olduğu önceki projeleri ve geçen zamanla, içinde umut olan, “ayrımcılıktan uzak” bir pencereden yarattığı son projesini; yani son sergisini konuştuk.

Hem The Empire Project’te gerçekleşecek olan “Wish Tree” başlıklı kişisel sergisi hakkında bir fikre sahip olmak, hem de Gözde Mimiko Türkkan kim öğrenmek için röportajımıza göz atın!

– “Wish Tree” sergisi The Empire Project’te 25 Aralık 2015 – 23 Ocak 2016 tarihleri arasında görülebilir.
Adres: Defterdar Yokuşu 35, Firuzağa Mah. Beyoğlu

foto1Yeni sergin “Dilek Ağacı” ile başlayalım. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdin ve sonucunda sence ortaya çıkan nedir?
Her yeni proje ve serginin hem benzer, hem de ilk defa karşılaştığım süreçleri var fakat “Dilek Ağacı” başlangıç noktası itibariyle de çok değişik. 2013’teki son solo sergim Fight-Flight-Freeze bir kırılma noktası oldu ve çalışma yöntemlerimi daha derinden değiştirmem ve daha fazla kontrol sahibi olmam gerektiğine işaret etti. Tabii değişim her zaman yumuşak olmuyor. Burada da öncelikle içimden gelen bir süre üretime ara vermek oldu. Gerçekten de bu iyi geldi ve bir noktada -geçen sene Temmuz ayında kendimi bildim bileli hayalim olan Japonya gezisi vesilesiyle- tekrar üretmeye hazır olduğumu hissettim.

Genelde proje üretimimin ilk safhası, uzunca bir araştırma yapmak ve değineceğim konuya dair görüşlerimi bir miktar olgunlaştırdıktan sonra fotoğraf çekmeye başlamaktır. Wish Tree’de ise ilk fotoğraf çekmeye başladığım zamanlardaki gibi, yanımda sürekli makine taşıyıp, onu dikkatimi çeken şeylere yönelttim. Bir 8-9 ay sonra birikmekte olan bu yakın geçmiş arşivinde ortak bir dil, bir “dert” olduğunu sezince, onun üzerine çalışmaya, ayıklama yapmaya, ortaya çıkacak cümleyi netleştirmeye başladım. Böylece ‘Wish Tree’ serisi yavaş yavaş, sindire sindire oluştu diyebilirim. Ortaya çıkan şey ise bebeklikten itibaren dünyayı algılama biçimimizden kaynaklanan ayrıştırma refleksinin (ben ve öteki / “ben” olmayan herşey “öteki”dir algısı), en “bilinçli” insanda bile ortaya çıktığı o gündelik, olağan anların farkına varılması dileği aslında. Burada bahsettiğim farkındalık izleyicininki (ve kendiminki). Hepimizin içinde ayrımcı, ırkçı, seksist veya ayrımda bulunmak için herhangi bir parametreyi kullanabilecek bir dürtü var ve bence dünyanın mevcut durumunda bu dürtünün en “masum” dışavurumlarını bile kabul edecek lüksümüz yok. Açıkça ayrımcı davranışları olan insanları eleştirip kötülemektense, olmadığımızı zanneden bizlerin sorumluluk alması gerek. Wish Tree serisi bu anlamda kendime bir not, bir yön belirleme gibi. İzleyicinin de bunun üzerine düşünmesine dair bir dilek…

Sergide yer alan 2. -ve devam etmekte olan- seri ise “Now You See Me /İşte Şimdi Gördün Beni”. Bu seri uzun zamandır çalışmalarımın bir parçası olan otoportrelerin ulaştıkları noktayı, yani “role playing” denemelerimi gösteriyor. Amatör ve amatör simülasyonu olan porno videoları, oyuncu seçimi yapılan “casting couch”lar, “camgirl”ler, sosyal medya aracılığıyla kamuya sunulan ve varlığımızın en çekici temsilini inşa etmemizi sağlayan “selfie”lerin yeniden  kurgulayan bu seri ile öz değerimizi bir başkası tarafından arzu yoluyla kabul edilme ile oluşturma haline değiniyorum.

foto2Bu sergin için “İçinde ilk kez umut var.” dedin. Daha önceki sergilerinle karşılaştırdığında, benzerlikler ya da farklılıklar noktasında nasıl bir değerlendirme yapabilirsin?
Sanıyorum ki daha önce içinde iğneleme üslubu içermeyen pek fazla iş üretmedim. Ayrıca genelde toplumun cinsiyet ve kimlik hakkında inşa ettiği normları biraz sert bir şekilde sorgulatmaya çalışan bir yöntem izliyorum, Bu iki açıdan Wish Tree serisi benim için bir ilk olabilir. Bahsettiğim sorgulatma dürtüsü kendi sorgularımdan ve o durumları kabul edemeyişimden kaynaklanıyor. Fakat artık galiba hayatımın daha farklı bir dönemine geçiş yapmaktayım veya en azından değişimi arzuladığım bir noktadayım. Ve istediğim şey kabul etmek, durumları, olayları, insanları oldukları gibi. Tabii kendimi de… Bahsettiğim kabul etme pasif olmak boyun eğmek değil… Uzakdoğu öğretileri, Budizm veya Zen pratiğinin barındırdıkları tarzda bir şey.

fotooooFotoğraflarınla insanların üzerinde nasıl bir etki bırakmak istiyorsun? Düşündürmek, hüzünlendirmek ya da umutlandırmak gibi direk etki-tepki oluşuyor mu sence?
En büyük amacım ve gerçekleştiğini umduğum şey izleyicide bir sorgulama anı yaratmak. Bunu yaparken genelde izleyiciye biraz “sert” davrandığım oluyor galiba. Daha geniş anlamda ise hem hislerinin hem de zihninin uyanmasını istiyorum. İsteğimin gerçekleşip, gerçekleşmediğini izleyiciye sormak lazım.

Sporcu ve sanatçı kimliğini nasıl bütünleştiriyorsun ve nasıl ayrıştırıyorsun?
Temelde kimliğimizin farklı yönlerinin bu kadar net şekilde ayrıldıklarını düşünmüyorum. Yani iç yapım, kendini ifade edebilmek için neye ihtiyaç duyuyorsa, mesleğimi, ilgi alanlarımı, davranışımı ona göre belirliyor. Dolayısıyla mesela baskın olan 2 değişik yanım, 2 farklı alanda karşılığını buluyor. Tabii pratikte bu hiç bu kadar pürüzsüz şekilde birleşmiyor. Genelde akşam antrenmanlarıyla çakıştığı için sanırım son 2 senedir çok nadiren sergi açılışlarına, ilgimi çeken söyleşi ve gösterimlere gidebildim. Antrenmanla çakışmasa bile, bir önceki günün yorgunluğuyla sosyalleşmeye gücüm kalmıyor. Diğer yandan sanat bağlantılı çevrem sporla sıkı ilişkimden daha haberdar olmasına rağmen spor alanında edindiğim çevrede bundan pek bahsetmiyorum. “Benim asıl mesleğim fotoğraf temelli sanat üretimi” deyince kendimi biraz garip hissediyorum. Bunlara rağmen, sanat veya spor olsun, her ikisinden de edindiğim ortak hazzı besleyecek bazı projeler giriyor hayatıma ve bu beni çok heyecanlandırıyor.

Mesela çok sevdiğim Capoeira’cı cesur bir arkadaşımın  başlattığı sivil inisiyatif “Sosyal Güçlendirme için Spor ve Beden Hareketliliği Ağı” BoMoVu’da, spor üzerinden ihtiyaç sahibi gruplara yönelik farklı programlar geliştirip, ücretsiz olarak ulaştırmak üzerine çalışmaya başladık. Bundan 2 sene önce refakatçisiz göçmen gençlerle tek seferlik bir Muay Thai atölyesi düzenlediğimizde; paylaşmaya, yeni bir şeyler deneyimlemeye ve bambaşka bir açıdan bakmaya son derece açık insanlarla bir araya gelmek harika bir histi. Onlarla elimdeki bilgileri, deneyimleri sunarak, kendi bakış açılarını oluşturmaya teşvik etmek, fotoğraflarımla izleyiciye yaşatmak istediğim şeyle aslında aynı.

Yaptığım her iş birbiriyle bağlantılı aslında.” dedin. Yine de bir ayrıma ihtiyaç duyuyor musun? Şimdi sanat ya da şimdi spor diye sınırlamaların var mı?
İşin aslı çok net veya planlı biri değilim. Fakat zaman içinde bunun -en azından benim için- gerekli olduğunu gördüm. Spor aslında hobiyken, düzenleyici görevi görüyor. Fakat sporu sanat pratiğime fazla konu edindiğimde veya bunu hayatımı idame ettirmek için destekleyici bir ikinci meslek haline getirdiğimde denge bozuldu. Böylece her şeyin birbirine karışmasını zor yoldan deneyimlemiş oldum. Halen tam olarak bir çözüm bulamadım ama ayakları yere basan bir hayal olarak yarısını sanat üretimim için kullanacağım, yarısını da “muay thai” dersleri vereceğim bir stüdyo muhteşem olurdu.

fotooooo2Sanat yapmak için fotoğraf dışında ilgini çeken bir yöntem var mı?
Kitap, yazı ve genelde araştırma sürecimi belgelemek amacıyla kullanmak üzere karışık teknik, kolay vs… Video da bunların arasında sayılabilir ama az önce saydıklarımın aksine, uzun zamandır sanat üretimimde videoya başvurmadım. Birkaç sene önce bunun nedenini kendime sorduğumda “bir araç olarak fotoğrafla derdim bitmedi” diye düşünmüştüm.

Gelecekte “Mutlaka bunu da yapmalıyım!” dediğin ya da hayalini kurduğun bir proje var mı?
Türlü türlü projeler geçiyor kafamdan… Fakat daha tohum aşamasındayken aklımdaki projeler genelde çok flu oluyor. Bir proje için araştırma yaptığımda altyapısı oluşuyor, fakat fotoğraf çekme aşamasına gelmeden, hatta bazen bitmeden net bir sonuç belirtmem mümkün olmuyor. Buna rağmen sonucuyla beraber şekillendirebildiğim ve Amsterdam’daki Red Light District’te gerçekleştirmek istediğim bir projem var.  Bunun haricinde şu aşamada benim için en heyecan verici olacak olan şey Japonya veya Orta Asya’da bir süre geçirmek olabilir. Tabii buna tam olarak bir proje diyemeyiz şimdilik. Belki sadece bir içgüdü.

Bir sanatçı olarak duymaktan en çok sıkıldığın soru nedir?
“Bunu neyle çektin?” :) Aslında sorunun kendisi veya cevap vermek istemeyişimden değil sevmemem. O sorunun arkasındaki “iyi” fotoğrafla “iyi” makine arasında sarsılamaz bir ilişki olduğu düşünce kalıbından duyduğum rahatsızlıktan…

Related posts: