Yeni Başlayanlar İçin İstanbul I

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul I 
Yazan // Article by Deniz Yılmaz Akman
–For English version: Link

Sokak Lezzetleri 

foto1-sokak lezzetleriBir şehri keşfetmenin belki de en güzel yanı sokak satıcılarını bir bir ezberlemektir. Sokakların en sadık bekçileridir onlar. Bazen her zamanki yerlerinde, bazen hiç ummadığımız bir sokakta aniden karşımıza çıkar. 1950’lerde başlayan ve bir kısmının günümüze kadar gelebildiği sokak lezzetlerini yaşatmak da bu şehrin kimliklerinden birini yaşatmakla eş değerdir.

Boğaz kenarında yaza doğru karşımıza çıkan pamuk ve kağıt helvacılar, hava kararmaya yakın sayıları artan kerhane tatlıcıları (tulumba, burma veya halka tatlısı olarak da geçer), kış akşamlarında “bozaaa” diye bağıran bozacılar, mevsimi geldiğinde yollara çıkan közlenmiş veya süt mısır arabaları, son yıllarda daha sık görmeye başladığımız kaldırım kenarlarına kurulan nohut-pilavcılar, Karaköy ve tarihi yarımada taraflarında gezen mesir macuncuları, Fatih, Unkapanı ve Eminönü’nde görür görmez insanda turşu suyu içme isteği uyandıran seyyar turşucular, neredeyse bütün semtlerde görmeye alıştırdığımız; kırmızı beyaz arabalarıyla bu şehrin birer simgesi olmuş simitçiler, bir zamanlar Beyoğlu Hazo Pulo Pasajı önünde beyaz önlüğüyle bizleri bekleyen amcanın elinden çıkan içli köfteler (Sabırtaşı İçli Köfte), Galata Köprüsü çevresinde cızbız balık-ekmek, kalın bıçakların çıkardığı sesler eşliğinde, ritmik hareketlerle parçalanıp baharata bulanan kokoreç, kış aylarının vazgeçilmezi kestane kebap ve özellikle Beyoğlu civarında sokak başlarında tepsileriyle bizleri bekleyen midye dolmacılar… Bunlar ve daha fazlası İstanbul’un bize sunduğu lezzetlerin sokakta toplanmış halidir.

Artık çokça görmediğimiz fakat geçmiş yıllarda İstanbulluların zihnine kazınan sokak lezzetlerinin başında ise; tuzlu hıyarlar, güğümlerde taşınan yoğurt/sütler ve değişik aromalarda hazırlanan şerbetler geliyordu.

Midye dolma için: Beyoğlu; İstiklal Caddesi üzerinde bulunan sokak başları veya Kadıköy Kadife Sokak
Simit: Karaköy, Beyoğlu, Kadıköy, Eminönü, Nişantaşı, Şişli semtlerinin kaldırımları ve sokak başları
Kestane: İstiklal Caddesi üzerinde, kış aylarında
Boza: Geceleri yoldan geçmesini bekleyebilir veya Vefa’ya gidip içebilirsiniz
Kokoreç: Galata veya Tepebaşı’nda bulabilirsiniz. Oturarak yemek isteyenler için Sirkeci’deki “İmparator Kokoreç”i tavsiye ederiz.
İçli Köfte: Sabırtaşı İçli Köfte; İstiklal Cad. No:112
Turşu veya Turşu Suyu: Eminönü vapur iskelelerinin önünde seyyar turşuları bulabilirsiniz. Oturarak denemek isteyenler için Cihangir’deki Asri Turşucu’yu öneririz (Cihangir Cad. No:29) 

Meyhaneler

foto2-meyhaneler

İstanbul’un bize sunduğu bir diğer güzellik de; meyhane kültürüdür. Bazen hüznü demlemek, bazen de mutluluğu kutlamak; bunu sevdikleriyle paylaşmak isteyenlerin uğrak mekanlarıdır. Fasıllı, sazlı sözlü olabileceği gibi arkadan gelen sakin müziğe kendinizi bırakarak da anason kokusuna teslim olabilirsiniz. Asıl amaç ise genelde müdavimi olunan bir meyhaneye belirli günlerde gitmek ve “dost meclisi” ile orada üç beş laf etmektir.

Meyhane kelime anlamı olarak “mey”; Farsça’da “şarap” ve “hane” yani “ev” kelimelerinden oluşsa da, çoğunlukla rakı ve biranın da içildiği, keyif için gidilip sohbetle efkar dağıtılan yerler olarak günümüze kadar gelmiştir. İstanbul’un fethinden sonra sayıları artmış, özellikle gayrimüslimlerin yaşadığı Galata ve çevresinde toplanmıştır. Ayrıca limana yakınlığından dolayı Tahtakale bölgesinde de sayıları o dönemlerde çoktur.
Reşat Ekrem Koçu, Galata meyhaneleri için şöyle demiştir:
“Yakın zamana kadar halkın çoğunluğu Rumlarla Frenklerin teşkil ettiği Galata, İstanbul’un fethinden bu yana yüzyıllar boyunca meyhanelerin çokluğu, büyüklüğü, hepsi Rum milletinden meyhanecilerinin de işret erbabının keyfine uygun hizmetleri pek iyi bilmeleri ile meşhurdu.”

Kaptanların sıkça uğramasından dolayı bir liman kültürü olarak doğan meyhaneler, Yavuz Sultan Selim (1512-1520) döneminde git gide artmış, Sultan Süleyman döneminde içki yasaklarının artmasıyla sekteye uğramış fakat II. Selim zamanında yeniden açılmış ve sayılarında artış olmuştur.

Sonradan iyice yerine oturan kültürüyle meyhaneler; keyfin ve hoş sohbetin esas olduğu, mezelerin ve rakının da buna bir araç olarak görüldüğü “samimi” mekanları kapsıyor. 100 yılı aşkın süredir hizmet veren Yedikule’deki Safa Meyhanesi, içinde Atatürk’ün masasının da ayrıldığı Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi (1880’lerde kuruluyor fakat 1920’lerde devraldığında “Cumhuriyet” ismini alıyor), 1946’da ilk kadın meyhaneci Madam Despina tarafından kurulan, tipik bir Rum meyhanesi Despina’nın Meyhanesi, 1980’lerde Kumkapı’da kör bir karı kocanın kurduğu ve şimdilerde torunları Daniel İnciyan tarafından işletilen Kör Agop Meyhanesi günümüzde de, bizi eski günlerin hatırına şenlendirebilecek, bazen keyfe bazen hüzne sokacak tarihi meyhanelerden bazıları.

Safa Meyhanesi Adres: İlyasbey Cad. No. 121 Yedikule
Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi Adres: Hüseyinağa Mah., Sahne Sok. 27 Beyoğlu
Despina’nın Meyhanesi Adres: Açık Yol Sok. No:9, Kurtuluş, Şişli
Kör Agop Meyhanesi Adres: Ördekli Bakkal Sk. No:7 Kumkapı

Diğer yandan, yakın tarihlerde açılan ve modern dokunuşlarıyla “meyhane” algısına yenilikler getiren mekan önerilerimiz ise Akaretler’de yer alan, samimi havasıyla özellikle kış aylarında bizi kendine çeken Sıdıka ve Beyoğlu’ndaki modern binasında kaliteli menüsüyle her daim kalabalığı barındıran Münferit.

Sıdıka Adres: Şair Nedim Cad. No: 38 Beşiktaş
Münferit Adres: Yeni Carşı Cad. No:19 Galatasaray

Tarihi Hanlar

foto3-hanlar

İstanbul’un geçmişte tüccarlara, seyyahlara, bankalara, ticaret odalarına ev sahipliği yapan tarihi hanları günümüzde farklı işler için kullanılıyor. Birçoğu eski güzelliğini kaybetse de, hala bir kısmını gidip görebilir ve gitmeden önce okuduğunuz bilgileri tazeleyerek tarihte uzun bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Büyük Valide Han: İstanbul’un en büyük hanları arasında yer alan han, 17. Yüzyıl’da Kösem Sultan tarafından yaptırılmış. Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan hanı ararken çevresinin de bir o kadar cümbüşlü, biraz kaotik ve eskimiş olduğunu fark ediyorsunuz. Büyük Valide Hanı; üç avlu, avluların birinde yer alan camii ve Büyük – Küçük han olmak üzere iki ayrı kısımdan oluşuyor. 1940’larda İranlılara kiralanan odaların çoğu artık ya boş, ya da atölye – imalathane olarak kullanılıyor. Merdivenleri takip edip çatısına çıkarsanız, sizi çok otantik bir İstanbul manzarası karşılıyor.
Büyük Valide Han Adres: Mercan Mah. Çakmakçılar Ykş, Hanlar Bölgesi

Kurşunlu Han: Rüstem Paşa Kervansarayı olarak geçen Kurşunlu Han, Karaköy Perşembe Pazarı yakınlarında yer alıyor. Mimar Sinan’ın bu hanı, Ceneviz katedrali yıkıntıları üzerine inşaa ettiği biliniyor. 16. Yüzyıl’da tüccar ve seyyahların kaldığı odalar şimdilerde terk edilmiş bir halde. Yine de bu hanı şöyle bir gezmek insanı tarihte yolculuğa çıkarıyor.
Kurşunlu Han Adres: Kürekçiler Caddesi, Perşembe Pazarı Karaköy

Sen Piyer Hanı: Osmanlı Bankası’nın (şimdiki Salt Galata binası) altınlarının ilk toplandığı yer; haliyle ilk yönetim yeri bu handır. 18. Yüzyıl’da İstanbul’da yaşayan Fransız elçi Saint Priest tarafından yaptırılmıştır. Komondo Merdivenleri’nden yukarı çıkıp, ilk sola döndüğünüzde ve biraz yürüdüğünüzde sağ tarafta karşınıza çıkar. Eski Banka Sokağı üzerinde yer alan bu hana girmeyi başarırsanız her katın farklı bir hikayesi olduğunu anlayacaksınız. İkinci katında soldan devam ederseniz, daracık koridor sizi İstanbul’un en iyi toz hardalını bulabileceğiniz Özyer Hardal’a götürür. Kapısını çalın, birkaç kutu hardal alın ve sonra Sen Piyer’in yıllara rağmen ayakta kalmış katlarını keşfedin.
Sen Piyer Hanı Adres: Eski Banka Sokağı, Bereketzade (Komondo Merdivenleri’nden çıkınca ilk soldaki sokak) (First street on the left after climbing the Komondo Stairs)

Tahtakale Hanları: 16. ve 17. Yüzyıl’da ticaretin kalbinin attığı, Eminönü ve Unkapanı arasında yer alan Tahtakale hanları günümüzde elektronikten, ev materyallerine kadar aklınıza gelebilecek birçok şeyin satıldığı dükkanlara çevrilmiş durumda. Tarihe baktığımızda bu hanların önemini, Haliç kıyısına yaklaşan gemiler belirliyor; çünkü o günlerde yurt dışından gelen mallar bu tarihi hanlarda depolanıyor.

Generali Han: Bankalar Caddesi’nde yer alan bu güzel binanın hikayesine baktığımızda; 1900’lü yıllarda sigorta şirketi olarak “Assikurazioni Generali” tarafından mimar Giulio Mongeri’ye yaptırıldığını görüyoruz. Eğer İstanbul’daki Art Nouveau ve Barok izlerini merak ediyorsanız, en güzel örneklerinden biri olan bu binayı muhakkak ziyaret edin.
Generali Han Adres: Karaköy Bankalar Caddesi No:31-33

Şekerciler 

foto4-şekerciler

İstanbul’un vazgeçilmez karakteristik dükkanlarının bir kısmını tarihi şekerciler oluşturuyor. Geçmişten günümüze kadar uzanan bu şekerci dükkanlarında badem ezmelerinden, akideye kadar birçok geleneksel çeşidi bir arada bulmak mümkün. Şekerciler yazımıza buradan bakabilirsiniz.

Yazının diğer kısımları:
Bölüm II
Bölüm III

Related posts: