JÜS Istanbul

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

web foto1JÜS Istanbul markasıyla kısa bir süre önce tanıştık. Brunelle’de düzenlediğimiz bahar buluşmamızda bize soğuk sıkım sebze ve meyve sularıyla eşlik ettiler. Onun öncesinde de karışımları tatma imkanımız olmuştu ve oldukça memnun kalmıştık.
Bir markanın verdiği tattan, hizmetten öte bir de verdiği hissiyat vardır. Bu hissiyatı, duruşu, çizgisi ve samimiyetiyle daha ilk günden beri favori “cold-pressed juice” markamız haline gelen JÜS Istanbul’un arkasındaki yüzleri ile; yani Aylin ve Moritz ile konuştum. Onları İstanbul’da buluşturan maceralarını daha detaylı dinleme fırsatına eriştim.

We’ve just met the cold-pressed juice brand JÜS Istanbul. It was also one of the partners that we collaborated for the launching event of spring issue. But before this event, we had a chance to try their mixes and we liked enough.
Besides the taste and service, a brand can talk to your senses in a private way. This feeling, character and style they represent convinced us to feel that JÜS has become our favorite cold-press juice brand which was created by Aylin & Moritz. I ask them whatever I would like to know, and listen to adventures that bring them together in this crazy city.

web foto2Biraz sizi tanıyalım… // Can you tell us a bit of yourself?
Aylin: Türk bir baba ve Amerikalı bir annenin Bethlehem, Pennsylvnia doğumlu kızıyım. Orada doğdum ve büyüdüm. 2010 yılında Harvard’dan mezun oldum, hukukla ilgili eğitim aldım. Çalışmalarım dışında, sağlık ve zinde kalma üzerine tutkum olduğunu fark ettim. Bir süre, özel şef olarak Harvardlı profesörlere hizmet veren bir catering şirketinde özel şef olarak çalıştım.

Çocukluğumdan beri yazları halamın Karadeniz’deki evinde geçiriyordum ve başka hiçbir yerde hissetmediğim sıcaklığı buralarda hissediyordum. Üniversiteden mezun olduktan sonra, bir süre New York’ta bir yayın şirketinde çalıştım. O sıralar hayatıma dair bir değişikliğe ihtiyacım olduğuna karar verdim. 2 hafta içinde işimi bırakıp, İstanbul’a tek gidişlik bir bilet aldım. O dönemde freelance olarak, Amerika merkezli bir yayında yazarlık yaptım. Burada tanıdığım kimse yoktu ama Samsun’dan bir arkadaşımın da yardımıyla bir şekilde yerleştim ve 1 yıl kalırım diye düşünürken 4 yıldır bu şehirde yaşıyorum.
Moritz: Almanya’nın Güney Batı’sından geliyorum, Fransa sınırındaki Strassbourg’da büyüdüm. 2013 yılında Stuttgart üniversitesi, mimarlık bölümünden mezun oldum. İstanbul’da yaşayan birçok “expat” gibi ben de buraya exchange yaptığım sırada aşık oldum. 2012’de exchange yaparken mezun olma tezimi de “Gezi Parkı’na alternatif tasarım” konusu üzerine hazırlamıştım, tesadüfen de sonradan Gezi olayları meydana geldi. Bir süre gelip gitsem de, sonuç olarak burada kalmayı seçtim.

Aylin: I was born and raised in Bethlehem, Pennsylvania in the US to a Turkish father and American mother. I graduated Harvard University in 2010 with a degree in government, with the initial plan to pursue law. Outside of my studies, though, I was becoming increasingly passionate about health and wellness. On the side, I worked as a private chef to Harvard professors and worked for a catering company. Since I was a child, I spent a few months each summer at my Hala’s beach house on the Black Sea coast, an area where my father grew up. It was always a very soulful escape for me and I never felt such warmth and compassion in my life than when I was in Turkey. After graduating Harvard and nearly a year after living in NYC for a publishing company, I felt I needed a change in my lifestyle – I loved NYC but was still young and hungry for adventure. Within 2 weeks, I quit my job, bought a one-way ticket to Istanbul and never looked back. I didn’t have family in Istanbul, just my best childhood friend from Samsun to help me navigate. I was lucky to have found an editorial job and some stability within the first week of moving in Istanbul and continued to work as a freelance writer for US-based publications. I planned to only stay here for one year, but now it has been four.
Moritz: I am from the south west of Germany and grew up close to the French border near Strassbourg and graduated as a Diplom architect from the university of Stuttgart in 2013. Like a lot of expats living in Istanbul I got to love the city during an exchange semester in 2012 after that I did my graduation thesis about an alternative design for Gezi Park that I started before it became a nationwide topic. I was in and out for a time but actually never left.

Nasıl tanıştınız peki? // How come did you meet?
M: Ortak arkadaşımızın doğum günü partisinde…
A: Açıkcası tanıştığımız zamanlarda Moritz bambaşka biri gibiydi; sigara ve alkol kullanıyor, ne isterse onu yiyor ve “stereotipik soğuk sıkım meyve suyu sever” biri gibi gözükmüyordu. Bu yüzden de JÜS’ün benimsediği mottosuyla örtüşüyordu: “yargı yok, aşırılık yok”. Nasıl bir “foodist” olursan  ol, öyle gel ve ürünlerimizden olabildiğince zevk al.

M: Same old story, mutual friend’s birthday party…
A: I didn’t expect Moritz to get involved to the degree he has. He smokes, drinks and eats whatever he wants – not the stereotype cold-press juice enthusiast. However, he is the perfect example of what JÜS is all about: no judgment and no extremes. Come as whatever food-ist you are and enjoy our products just as much as the next person. We’re all in this together. Moritz embodies that. 

web foto3Soğuk sıkım meyve-sebze suları üretmeye nasıl karar verdiniz? // How did you decide the idea of producing cold press juices?
A: Üniversite yıllarımda, yazları ve tatillerde New York’a gidip, Natalia Rose’dan (çiğ beslenme ve detoks danışmanı, klinik beslenme uzmanı) detoks üzerine eğitim aldım ve yanında staj yaptım. Çiğ beslenme ve soğuk sıkım meyve suları üzerine uzman ve şef Doris Choi tarafından da eğitim aldım. O sırada “GlowKitchen.com” sağlıklı beslenme üzerine blogumu oluşturdum ve kilinik beslenme üzerine sertifika aldım. NYC’de yaşarken hafta sonları, Organic Avenue isimli soğuk sıkım meyve suları üreten dükkanda çalışıyordum. Kısacası “ustalık” derecesine gelene kadar bu konularda fazlasıyla mesai harcadım. İstanbul benim için kalıcı bir ev haline geldiğinde de, bütün deneyimlerini taşıyıp, büyüyen bu alanın içinde yer almaya karar verdim.
M: Meyve sularını denediğimde ikna olmuştum, sonuçta Aylin bu konuda usta!

A: In the summers during university and during school breaks, I would go to NYC to receive advanced detox training from Natalia Rose, who is THE go-to raw food and detox lifestyle counselor, best-selling author and clinical nutritionist in NYC, if not the entire U.S. I interned for her detox delivery food service and was further trained by chef, cookbook author as well as raw food and cold-press juice consultant Doris Choi. Cold-pressed juice was always at the center of the lifestyle. During this time, I started a healthy food blog called GlowKitchen.com and received my clinical nutrition certification. While living in NYC, on weekends I worked for a cold-pressed juice shop called Organic Avenue. I work hard to “master” everything I do, and cold-pressed juice is no exception. With Istanbul feeling more like a permanent home, I decided to bring my expertise and experience to the growing market of cold-pressed juice!
M: I tried them and was convinced – she’s a master.

Marka yaratma süreciniz nasıldı? // How is the process of creating this brand?
M: Ana düşüncemiz her şeyi temiz ve basit tutmak, müşterilerimizi ürünlerimize odaklandırmak ve oraya çekmek. Aylin yapım aşamasından sorumlu, içeriklerden sorumlu, ben de akılda kalıcı bir marka yaratma, tasarlama sürecinden sorumluyum. Görsel dil yaratmak ve tanınırlığı artıran o “mimariyi” oluşturmak çok önemli. Marka ismini seçerken, okunuşu Fransızca “meyve suyu” olan kelimeyi seçtik, biraz Türkçe anlamlılığı kattık ve “ü”yü dahil ederek de biraz Almanca dokunuş ekledik. Genç, taze ve enerjik bir markayız. Hiçbir zaman aşçı giysileri içinde, sebzelerle birbirimizi beslerken çekilmiş bir fotoğrafımız da olmayacak.

M: The main idea was to keep it clean and simple to put the clients focus on our product, the juice. Since Aylin is on the food side I was responsible as a designer to create a replicable, recognizable brand, visual language and architecture with a high recognition factor. For our name: we took the French word for juice and gave it a little Turkish, but also german, twist by using the “ü”. We are young and fresh, so you will never see pictures of us feeding each other with veggies and wearing aprons.

Soğuk sıkım meyve ve sebze suları şu aralar oldukça revaçta. Ne düşünüyorsunuz bunun hakkında? // There is a trend of cold press juices recently, what do you think about this?
A: Hem iyi, hem kötü aslında. Meyve suyu üretimi konusuna ilk yöneldiğimde çok niş ve yeni bir alandı henüz. Yeşil meyve suyumla gezerken, arkadaşlarım ve ailem bana şaşkınlıkla bakıyorlardı. Bu konuya ilgili olanlar, yalnızlardı ve sadece belirli nedenlerle örneğin medikal-tedavi edici sebeplerden ötürü ilgiliydiler. Her bir şişenin içinde ne var diye de oldukça titiz davranıyorlardı. Şu anda ise, popülerliğin artmasıyla beraber; bilgi kirliliği oluşmaya başladı. İçeceklerin kalitesinde bir azalma oluştu çünkü üreticiler de, alıcılar da biyo-kimyayı ve kökleri anlamadan, biraz ezbere kullanmaya başladılar. Bir diğer kötü yanı ise, ticari kaygılardan dolayı; kar marjını arttırmak için kullanılan içeriklerin kalitesinin düşürülmesi. JÜS’de riske atacağımız en son şey kullandığımız ürünlerin ve içeriklerin kalitesi. Sonuç olaraki soğuk sıkım meyve suları iyi bir trend sayılabilir. En azından farkındalığı arttırıyor ve daha bilinçi bir yaşam yaşamak isteyenleri teşvik ediyor.

A: It’s good and it’s bad at the same time. When I first got into juicing, it was a very niche field and friends and family used to stare at me weird when I whipped out my green juice. Those who were into juicing were usually lone soldiers, outcasts when it came to food, so they were likely into juice for the right reasons – medicinal properties, etc. – and they were very careful about what went into each bottle. Now, with popularity, there comes a lot of misinformation and a reduction in quality, because even the producers themselves, while fans and drinkers of cold-pressed juice, don’t fully understand the biochemistry – the roots – of it all. There is also the business aspect – if you want to increase your profit margins, the easiest way to do so is to reduce the quality of the produce and the content of each juice. At JÜS, rest assured that we have thought very deeply and become very creative in this department – the quality and content of our juices is the last thing we would ever compromise. But, at the end of the day, the cold-press juice trend is a good thing – it’s spreading awareness and encouraging more conscious living and improved dietary habits. 

web foto4JÜS Istanbul’un diğer markalardan farkı nedir? // What is the difference between JÜS Istanbul and the other brands?
A: İddia ediyorum ki, bu şehirdeki kimse meyve suların biyokimyasını benim anladığım kadar anlayamaz. Yıllardır bu endüstrideyim, hem kişisel hem profesyonel olarak. En iyisini deneyimliyoruz, daima “cam şişe” kullanıyoruz. Tatlarımız yoğun, geri dönüşleri değerlendiriyoruz. Her bir karışım benim için bir “bilim” gibi, böylelikle daha etkili ve “temizleme” özelliği olan deneyimleri sunuyoruz kullanıcılarımıza.

A: No one understands the biochemistry of juice in this city like I do. I’ve been in this industry for a long time, both personally and professionally. We taste the best. We use glass. Our flavor is the densest. Our overall experience is the most rounded and intentional. Our mixtures are like a science to me and this makes for a much more effective and rewarding cleansing experience for our clients. JÜS is a passion project, not just a business venture – I would never put my name on a product that is below my personal standards. And my standards for juice are incredibly high. 

İçerikleri nasıl belirliyorsunuz peki? // How do you decide the flavors and which ingredients that you should choose?
A: Benim için artık biraz sezgisel bir hal almaya başladı. Ama bunun yanında oranlara da önem veriyoruz. Günlük meyve suyu tüketicisiyim yıllardır. Hangi tadın iyi sonuç verip, vermeyeceğinden artık anlıyorum ve beslenme üzerine profesyonel deneyimlerimden de yararlanıyorum. Benim için formül, olabildiğince meyveleri minimalize edip, sebze tatlarını öne çıkarmaktır.
M: Aylin’in en büyük eleştirmeniyim. Ayrıca arkadaşlarımızla da bir araya gelip değişik karışımlar denetip, yorumlarını alıyoruz. Son dokunuşlarımızı yapmadan önce her şeyden emin olmak istiyoruz. Eğer karışımlarımızı severseniz, arkadaşımız olmuşsunuz demektir.

A: It is very intuitive for me, but it also comes down to making sure the ratios are in check. I’ve been a daily juicer for years. I’ve learned what works and doesn’t work in taste, and I back that up with my professional experience in nutrition. For me, it’s about minimizing fruits and really emphasizing vegetables.
M: I was Aylin’s biggest critic and we had tasting parties with our friends to let them try different variations to get a final touch, so if you like our juices you are a friend of us.

web-foto5Cihangir’de bir de mekanınız var. Burayı bulmadan önce kafanızda canlananlar neydi? // So, you opened up a location as well. How was the imagination before it?
A: En başından beri mekan açma konusunda niyetim vardı. JÜS’ün lifestyle bir marka olmasını, soğuk sıkım karışımlar yanında, smoothie’ler, çorbalar, salatalar, sağlıklı ve lezzetli yiyecekler de sunmasını hayal ettim. Detoks ve temizlenme konuları sınırlı ve birçok kişinin mesafeli olduğu bir alan. Eğer bir yerlere giderken elinize meyve suyunu alıp, çıkıyorsanız; bu sizin yaşamınızın bir parçası olmuş demektir. Ayrıca soğuk sıkım meyve-sebze sularını içmek, deneyimlemek, sadece kapınıza gelen kutulardan ibaret olmamalı. Bu alanı yaratarak, biraz daha kişisel bir deneyim olmasını istedik.
M: Bizim dükkanımıza geldiğinizde bir şişe karışım deneyip, detoksla ilgili aklınıza gelenleri de sorabilirsiniz. Markanın tasarımı gibi, burası da temiz, taze ve yalın. Biribirinden farklı, karışık renkler kullanmadık; onun yerine tek bir renge odaklandık ve meyve sularımızın mekana doğal bir şekilde renk getirmesini sağladık. Son mekanımız da olmayacak üstelik.

A: I was very intent on opening up a location from the beginning, as I wanted JÜS to be a lifestyle that offered more than cold-pressed juices, such a smoothies, soups, salads, superfood products and other delicious foods. To me, cleansing is limited, evasive and hard to do so often for most people. If you know you can grab a juice on-the-go, then it can be part of your everyday experience. Meanwhile, since cold-pressed juice is such a precious product, it’s not enough to only receive a box on your doorstep from an anonymous company. We want it to be personal.
M: Also our store gives you the ability to try just 1 bottle at a time and talk to us about cleansing, without committing to a day cleanse immediately. Like the branding, we wanted our store to be clean, fresh and simple. We didn’t want to overuse colors; our juices add in the color naturally. This won’t be our last store, we promise.

Hangi semtte yaşıyorsunuz? Orada yaşamanın iyi yanları neler? // Which neighborhood are you living in? What is the best part of living there?
M: Kurtuluş’tayız. Yoğun ama aynı zamanda da sakin bir semt. Türk kültürü hissini daha fazla hissedebildiğimiz bir yer olduğu için memnunuz.

M: We live in Kurtulus because it’s busy but quiet at the same time. It is also a bit more Turkish feeling, which grounds us. 

İstanbul ile ilişkiniz nasıl? // Tell us about your relationship with Istanbul. What is attracting you in this city?
A: Ben daha çok Karadeniz kültürüne alışkınım, orada büyüdüğüm için. Bu yüzden ilk İstanbul’a taşındığımda beklentilerim ve karşılaştıklarım çok farklıydı. Her yıl, bu yıl benim için son diyordum ama 4 yıldır hala buradayım. Gitmek gibi bir niyetim de yok artık. Sonsuz bir aşk gibi İstanbul; çıkışları ve inişleri olan, yoğun bir ilişki. İnişlerinde bile gidemiyorsun, terk edemiyorsun. biraz da uyuşturucu gibi. Bu şehirle ilgili en favori hissiyatım da, dokunduğum somut değil hissettiğim şeylerden oluşuyor. Havadaki enerjiyi, sıcaklardaki o kalabalık kaosunu, kusurlarını ve pürüzlerini seviyorum. Yaşadığım bütün deneyimlere, gittiğim yerlere, etkinliklere ve tanıştığım insanlara büyük bir derinlikle ve savunmaya geçmeme gerek kalmadan tercüme oluyor. İstanbul’u daha da sevebilmek için olgunlaşmam gerekiyor fakat bu sabır, dirençlilik ve bağışlayıcılık gerektiriyor.
M: Buraya taşınmaya ilk karar verdiğimde “just do it” mantığındaydım. Her ne kadar bazen Alman ciddiyetini ve düzenini özlesem de, anında İstanbul’un kaosunu da özlemeye başlıyorum Almanya’ya döndüğümde. Çok sık kullanılıyor ama benim için şu cümle İstanbul’a olan sevgimi özetliyor: “sen kaos diyebilirsin, ben “ev” diyorum!”. 

A: I am used to the Black Sea culture from growing up, so when I first moved to Istanbul, there was a clear difference between my expectations and reality. Each year, I said it would be my last, but now it has been more than 4 years and I have no plans to leave. Istanbul to me is like an eternal love affair with a lot of high highs and low lows; the relationship is intense, overwhelming and humbling on a daily basis. Even when you are at your lowest point, you don’t want to leave. It’s like a drug. My favorite part of Istanbul is not something that can be touched, but rather felt. I love the energy in the air, I love the hot mess, I love the roughness, I love that I can scream a little louder and push a little harder. It all translates to my experiencing places, events and people more deeply, without the guard. I’ve grown to love Istanbul, but it requires learning a lot of patience, resilience and forgiveness.
M: When I decided to live here one of the biggest reasons was the “Just-do-it” mentality, even though I miss the German order and cleanliness, I start to miss Istanbul’s chaos as soon as I am in Germany. It’s an over used phrase I guess but, “You call it chaos, we call it home.” describes my love for Istanbul the best.

Şu anda bu yazıyı okuyanlara ne söylemek istersiniz? // Do you have anything to say for people who are reading this?
M: Gelin, JÜS’ü tadın ve farkı görün!
M: Come try us and taste the difference.

Related posts: