Kemal Kara

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

KEMAL KARA: “Namı Olmayan Giremez”
Hazırlayan: Arda Hasbioğlu
(only available in Turkish)

foto1

“Namı Olmayan Giremez” adlı sergisinin sonrasında Kemal Kara ile sergisine ve yapmak istediklerine dair bir söyleşi yaptık.
https://www.behance.net/kemalkara

Kendinden biraz bahsedebilir misin?
Ankara doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi Plastik Sanatlar Bölümünden mezun oldum. Yüksek Lisansımı Işık Üniversitesi Sanat Bilimi, Sanat Kuramı ve Eleştiri üzerine, burslu tamamladım. Sanatla uğraşacağımı çocukluğumdan beri biliyordum. Sanırım geçmişimle alakalı bir durum. Babam (Mehmet Kara) edebiyat ve fotoğrafçılıkla ilgilenirken, annemin (Fatma Kara) genç yaşlardan itibaren terzilikle ilgilenmesi, abimin (Yunus Emre Kara) ise iç mimar oluşu beni sanat dünyasıyla olduğu kadar her yönüyle yaratıcı dünyayla da içli dışlı yaptı. Çok erken yaşlardan beri hayalimin ressam ve sanatçı olmak üzerine kurulu olmasının ve hayalim konusunda bu kadar kararlı olmamın nedeni buydu sanırım.

“Namı Olmayan Giremez” adlı serginin sonrasında bir değerlendirme yapacak olursak sana geri dönüşler nasıl oldu? Seçtiğin tema ve karakterler ziyaretçiler için şaşırtıcı mıydı?
Serginin gerçekleştiği Lucca’nın kendi çalışanlarından, sanat koleksiyonerlerine kadar geniş bir skalada şimdiye kadar hep çok güzel tepkiler aldım. Özellikle eski bir İstanbul yosması olan “Süslü Naciye” ve eski İstanbul kabadayısı olan “Tütüncü Zahir” birbirlerine bakan açılarının arasında izleyicilerin şaşkın bakışları beni inanılmaz şekilde mutlu etti.

foto4Bu serginin kurgu süreci nasıl gelişti? Eski İstanbul kabadayılarını çizme fikrinin çıkış noktası nedir?
Her şey Refi Cevad Ulunay’ın “Sayılı Fırtınalar – Eski İstanbul Kabadayıları ve Eski İstanbul Yosmaları” kitaplarını okumam ile başladı. Kitapta karakterler o kadar iyi anlatılmış ki, bir anda kendimi eskiz yaparken buldum. Sonra abim ile eskizleri paylaştığımda gördüklerine inanamadı ve bu projenin başından sonuna kadar takipçisi ve destekçisi oldu. Ve 2012 yılında “Namı Olmayan Giremez” başlığı ile başlayan bu serüven hala devam ediyor.

Bütün bu karakterler ile bize somut bir kurgu sunuyorsun, sanki eski Tophane’ye gitsek çizdiğin her şeyi görecek gibiyiz. İstanbul’un hangi semtlerinden ilham aldın?
Öncelikle ilhan aldığım kaynak, Refi Cevad Ulunay’ın “Sayılı Fırtınalar – Eski İstanbul Kabadayıları ve Eski İstanbul Yosmaları” oldu. Kitaptaki karakterleri canlandırmaya başlayınca, bir anda kendimi Tophane, Karaköy, Eminönü, Balat, Üsküdar’daki kahvehanelerinde ve girilmez sokaklarında buldum. Şunu söyleyebilirim; o girilmez sokaklara girdiğinizde çizdiğim çoğu karakteri hala görebilirsiniz…

foto2Çizimlerinde eski olanı günümüzde yorumladığını söyleyebilir miyiz?
Bu bağlamda sergimin katalog yazısını yazan “Özlem Kalkan Erenus” ile gerçekleştirdiğimiz röportajdan alıntı yapacağım: “Warhol, bulundukları toplumda popüler ikon olarak kabul edilen ünlülerin portrelerini sayısız çoğaltmalar eşliğinde mekanik imajlara dönüştürürken, kapitalist kültürün seri üretim mantığını kullanır. Topluma mal olmuş imajları bağlı bulundukları toplumsal işlevden yalıtarak, onları birer göstergeye dönüştürür ve bu yolla çağdaş nesne gerçekliğine taşır. Özneyle olan bağını yitiren bu yeni nesne, Jean Baudrillard’a göre   yalnızca “nesne arzusuyla” ilgilidir. Sonuç olarak, Warhol’un makinesel bir pratikle sürüp giden çoğaltmaları toplumun benimsediği ikonları nesneleştirir.
Ben ise İstanbul Kabadayıları’nı ve İstanbul Yosmaları’nı ele alırken, popüler kültürün ikonları yerine, unutulmaya yüz tutmuş bir kültür tarihinin öznelerini ikonlaştırmaya çalışıyorum. Bu ikonlaştırma sürecinde   Warhol’un sayısız çoğaltma anlayışı ile değil, tekilleştirerek eşsizleştiriyorum.”

Renk seçimlerinin tekrar etmesinin özel bir vurgusu var mı, yoksa sadece bir bütünlük olması açısından mı renkleri bu şekilde kullandın?
Kullandığım renkler işlediğim projenin inanılmaz önemli bir parçasını oluşturuyor, özellikle bağlamsal açıdan. Yine Özlem ile gerçekleştirdiğimiz röportajdan alıntı yapacağım: “Kemal’le resimlerini incelerken yaptığımız görüşmede, siyah-beyaz bir fotoğraf estetiği ile işlenen yapıt serisine dahil olan tek rengin şiddetli bir kırmızı olması üzerinde durduk. Bu noktada, kırmızının siyah ve beyaz ile yarattığı kontrasta bağlı grafik etkinin dışında sembolik anlamlar taşıdığı vurgulanabilir. “Namı Olmayan Giremez” başlığı bu aşamada önem kazanıyor.
Zira Kemal’in anlatımıyla; “Kabadayılık âleminde nam salmak gerekiyor. Bunu sağlamak da ancak kan dökerek mümkün oluyor…”Anlama yönelik kaynağının yanı sıra, kırmızı bir de teknik karşılaştırma öneriyor. Geçmişten gelen görüntüleri şimdiki zamanda tabetmek isteyen Kemal, fotoğrafçıların karanlık odada gerçekleştirdikleri baskı işlemi  esnasında kullandıkları kırmızı ışığa referansla bu rengi kullandığını belirtiyor.

foto3Şu an neler yapıyorsun? Yeni bir sergi için hazırlıklara başladın mı?
Evet, çok şey var. İstanbul’da ve Ankara’da olmak üzere yeni bir sergi üzerinde çalışıyorum. Ayrıca, Kasım ayında gerçekleşecek Contemporary İstanbul için proje üretiyorum.Yakın zamanda New York’ta yeni bir solo proje sergisi gerçekleştirebilmeyi umuyorum.

Bir sanatçı olarak senin için yaratıcı süreç nasıl ilerler?
Beni yaratıcılığa iten en temel dürtünün heyecan duygusu olduğunu söyleyebilirim.

Peki yaratıcı sürecin kendisi mi daha önemli, yoksa süreç sonunda ortaya çıkanlar mı?
Keşke ben de bilsem; inanın hayat daha kolay olurdu. Yine de bilirsiniz işte… Bazı kilit anlar yaşıyorum. Kırılgan olduğum anlarda ya da yorgun gecelerin sabahında Beşiktaş’tan Sarıyer’e koşarken fikirler zihnimde uçuşmaya başlıyor. Kendimi savunmasız hissettiğim anlarda daha yaratıcı oluyorum.

foto5Yaratıcılığına katkıda bulunan şeyler nelerdir?
Sadece gözlem…

Yakın geleceğe dair seni en çok heyecanlandıran planın nedir?
Beni heyecanlandıran plan ve proje listesi uzun. En üst sıralarda, şu an üzerinde çalıştığım yeni bir proje var ama şimdilik heyecanımı kendi içimde tutuyorum.

 

Related posts: