röportaj // sat-su-ma

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

foto1

sat-su-ma websitesi
Fotoğraflar Burçin Esin
İletişim: ozgehorasan@sat-su-ma.com

sat-su-ma markasının kuruluş hikayesi nedir?
sat-su-ma’nın hikayesi, taşların yerine oturması hikayesi aslında benim için. Hayatta ne yapacağıma dair arayış içindeyken, üç yıl kadar önce, doğal boyamaya merak saldım. Birçok yöntem denedim ve kendime ait reçeteler ile bir renk paleti oluşturdum. Ardından büyük parça kumaşlar boyayabilmeye ve bunlardan basit şeyler dikmeye başladım. Sonunda da, giyinme eylemine duyduğum sevgiyle birleştirip, bu kumaşları doğal boyanmış giysilere dönüştürmeye karar verdim. Adına  “sat-su-ma” dedim. İki yıldır da demeye devam ediyorum.

sat-su-ma’nın yavaş yaşama, yerel üreticilere ve doğallığa önem veren bir duruşu var. Markanın karakteri başka neleri yansıtıyor?
Marka kendini anlatmak için şöyle diyor: “sat-su-ma, giysiyi nesneleştirmez, giyinmeyi dolaysız bir deneyime dönüştürür. Tüm mesafe koyucu bilinmezlikler safdışıdır, geriye sadece temas etmek kalır. Bu temas, bütünü düşündüren temastır.” Hızlanan ve endüstrileşen diğer her şeyde olduğu gibi, giysilerimizle kurduğumuz ilişki de çok puslu bir hal aldı. Satın aldığımız bir parçanın hikayesine dair neredeyse hiçbir şey bilemiyoruz, bilmeyi istemek aklımızdan dahi geçmiyor hatta. Çünkü o süreçle bağımız artık o kadar zayıflamış ki, neredeyse hiçlikten bir anda var olduklarını sanacak kadar umursamaz yaklaşabiliyoruz giysilerimize. Oysaki basit bir pamuk t-shirt’ün bile çok karmaşık bir hikayesi var, tarladaki pamuk halinden başlayarak. sat-su-ma bu anlamda bağ kurulabilir giysiler üretiyor, çünkü kumaşının nereden geldiği, nasıl boyandığı ve dikildiğine kadar tüm hikayesi açık. Tabii bilmek isteyen için.

foto2

Pamuk, ipek gibi kumaşları kullanmanın yanı sıra parçaların doğal malzemeler kullanarak boyandığını biliyoruz. Bu süreç nasıl işliyor? Doğal boyama yöntemlerinden biraz bahseder misin?
Doğal boyama aslında insanlığın en eski zanaatlerinden biri. Sentetik boyaları sadece son 150 yıldır kullanıyoruz. Bu kadar kısa sürede doğal boyamanın neredeyse tamamen terk edilmiş olmasının nedeni, yöntemin oldukça meşakkatli, yavaş ve nispeten daha küçük ölçekli uygulanabilir olması. Boyamadan önce kumaşınıza doğal tuzlar kullanarak bir ön işlem uygulamanız gerekiyor, boyamanın gerçekleşebilmesi için esas işlem o aslında. Boya olarak bitkilerin yaprakları, kökleri, gövdeleri, çiçekleri, meyveleri gibi çok çeşitli kısımları kullanılabilir. Basitçe, demleyerek boyanızı elde ediyor ve bu boyada ön işlem uygulanmış kumaşınızı kaynatıyorsunuz. Benim yaptığım uygulamalarda pamuk için bu süreç dört gün sürerken, ipek ve yün için bu işlem bir günde tamamlanabiliyor.

Yalnızca doğal ürünler kullanarak “sağlıklı giyinmek” mümkün mü? Bunu ulaşılmaz, zor kılan nedir? Neden çok fazla tercih edilmiyor Türkiye’de sence?
Bunun en büyük nedeni bence çaba, zaman ve yeniye açıklık gerektiriyor olması. Doğal olanı bulmak saçma bir şekilde daha zor. Bulmak için zaman harcamanız, çaba sarf etmeniz, size sunulanların dışına çıkıp yeni şeyler keşfetmeniz gerekiyor. Bu durum caydırıcı olabiliyor. Bir de doğal malzemeler ve yüksek işçilik ile üretilmiş ürünler her zaman daha pahalı oluyor haliyle. Bunun da caydırıcı olduğunu düşünüyorum ama yeterince üzerinde düşünülüp, mantıklı bir hesap yapılmadığı için. Şöyle ünlü bir söz var, “ucuz şeyler alacak kadar zengin değilim”.

Sağlıklı giyinmek için doğal malzemeler tercih etmek iyi bir başlangıç evet, piyasa gerçekten berbat malzemelerle dolu. Bunun için bir şeyi satın almadan önce mutlaka iç etiketine bakmak gerek. Organik etiketli ürünler, ki genelde pamuk oluyor bunlar, pamuğun üretimi aşamasında pestisit kullanılmadığı anlamına geliyor. Ancak sonrasındaki işlemler ve boyamayı kapsamıyor bu etiket. O yüzden işin o kısmı biraz pazarlama stratejisi diye düşünüyorum. Türkiye’de henüz etik üretim yapan, “non-toxic boyalar kullanılmıştır” etiketi kullanan pek bir marka olmadığı gibi, özellikle bu markaları toplayan butikler de yok. Dolayısıyla bunlara da dikkat edilmeli diyemiyorum. Ancak kafayı takıp araştırırsanız, ufak tefek markaları bulabilirsiniz, örneğin sat-su-ma gibi.

foto3

sat-su-ma’nın 2016 sezonundaki ürünlerde neler ön planda?
Malzeme ve süreç sat-su-ma için her zaman ilk sırada. Yapım süreci, doğası ve dokusuyla aşk yaşadığım malzemeler kullanıyorum. Süreç içerisinde kendiliğinden karşılaşmalar oluyor ve bunlar yeni malzemeler olarak ekleniyor markaya. Örneğin, iki sezondur el dokuması Şile bezi kullanıyorum ve bu Şile’deki üreticisiyle tesadüfi bir karşılaşma sonucu olmuştu.

Bu sezonda da, ipek benzer bir şekilde koleksiyona dahil oldu. İzmir Ödemiş’teki Birgi Köyü ne zamandır merak ettiğim bir yerdi, nitekim geçtiğimiz baharda bir gün Birgi’ye gittim. Oradayken öğrendim ki Birgi, ipek dokumacılığı ile ünlüymüş, halen küçük tezgahlarda üretim yapan atölyeler varmış. Bunlardan birini ziyaret ettim ve atölye sahibinin kamçıbaşı ipeği dediği, delik kozalardan, yani böceğin kozasını terk etmesinin ardından elde edilen liflerle dokuduğu bir ipek çeşidini bulmuş oldum. Bu ipekten üretilmiş iki parça var şu an koleksiyonda.
Ayrıca, elbiseler de daha önceki iki koleksiyona göre daha fazla sayıda olduklarından, onların da öne çıktığını söyleyebilirim. Kanvas ve pazen ceketler de yine bu koleksiyondaki yeniliklerden. Pantolon çeşitliliğini arttırdım ve doğal taşlardan aksesuarlar da ekledim. Sanırım benim için bütün parçalar ön planda.

foto4

Her ne kadar sezon parçaları birbirinden farklı olsa da, bir “zamansızlık” söz konusu mu? Yani trendlere, modaya aldırmadan mı üretiyorsun her bir parçayı?
Açıkçası trendler ve moda sektörü hiç umrumda değil. Ancak bu demek değil ki dünyada neler olup bittiğinden bihaberim; yeterince farkındayım. Esinlenmem gerektiği kadar da esinleniyorumdur. Ama kendimce bir öngörü sistemim var, geleceğe dair. Nasıl yaşayacağımız ve nelere özen gösterip, nelere ihtiyaç duyacağımızla ilgili bir fantezi dünyası. Diktiğim parçalar da bu fantezi dünyasındaki kodlara göre şekilleniyor. Bu kodlardan biri de toprağa daha yakın yaşarken, incelikli ama bir o kadar da rahat giysiler giyiyor olmak. Yani zamansızlıktan ziyade, böyle bir gelecek hayali söz konusu.

sat-su-ma markanla çok da örtüşen bir yerde; Seferihisar’da yaşıyorsun. Burada yaşamaya nasıl karar verdin? Seferihisar hakkında neler söylersin?
Seferihisar’da yaşamaya tam olarak karar verdim denemez. Daha çok, kendimi oraya atma şansım vardı ve attım, çünkü artık Ankara’da yaşayamıyordum. Şimdi üç yıldır Seferihisar’dayım ve süreç içerisinde geçtiğim aşamalar bana yaşıyor olmayı yeniden öğretti diyebilirim. Kendinin farkında olmak, hayatının tüm kontrolünü eline almak, enerjini verimli kullanmak ve daha birçok şey. sat-su-ma da şehir hengamesinde değil, burada ortaya çıktı zaten.

Orta direğin yazlık kasabası Seferihisar, yazın kalabalık ve hareketli, kışın apokalips fantezileri kurduran bir yer, yüzlerce boş ev ve sert fırtınalar. Ben daha çok kışını seviyorum mesela. Pazar alışverişini seviyorum, günde sadece birkaç kez olan saatli dolmuşları seviyorum, yaşamını uyarlaman gereken basit koşullarını seviyorum. Bence şehir hayatının yaşanılır tarafı kalmadı artık.

foto5

Peki, sürdürülebilir ve bilinçli giyinmek için ne yapmak gerekir? Ayrıca bu farkındalığı arttırmak için neler yapılabilir?
Sürdürülebilir giyinmek için yapılabilecek en basit şey, yeni bir şey satın almamak olur. Bunun için de öncelikle kendimizi biliyor ve gerçekten ihtiyaç duyduklarımızla, ihtiyacımız olduğuna ikna edildiğimiz şeyler arasındaki farkı ayırt edebiliyor olmamız lazım. Aslında çok daha az eşya ile yaşıyor olmanın hayatımıza zorluk yerine ferahlık ve akıcılık getireceğinin herhalde hepimiz farkındayızdır. Bu yüzden bence ilk olarak biraz sakinleşmek ve sadeleşmek, bunu sindirmek gerekir.

Sonrasında da elde olanları değerlendirmeye başlayabiliriz. Gerçekten sevdiğimiz ve sık giydiğimiz giysilerle, bu kategoriye girmeyen dolaptaki diğer yığını ayrıştırmak ve onları çeşitli şekillerde değerlendirmek iyi bir fikir. Dolaptaki yerini korumayı başarmış olanlara eklenmesi gerektiğini düşündüğümüz, gerçekten ihtiyacımız olan bir şey varsa, onu da kendimiz yapabiliriz örneğin. Ya da mümkün olan en küçük, en özenli, en etik üreticiden alabiliriz. Bunu yaparken de kaliteyi her zaman kantiteye tercih etmek çok önemli.
Bu farkındalığı yaratmak için büyük kitlelere ulaşma gücü olan büyük markaların ellerini gerçekten taşın altına sokacaklarını sanmam, çünkü o zaman kendilerinin de küçülmesi gerekir. Bu konuyu genelde bir pazarlama stratejisi olarak kullanarak, bu farkındalığa sahip olan ve olmayan tüketicinin tamamını elde tutmaya çalıştıklarını düşünüyorum. O yüzden farkındalık yaratmak için iş başa düşüyor: Eğer bir şeylerin yanlış gittiğini fark ettiyseniz ve bu konuda neler yapılabileceğine dair fikirleriniz varsa, etrafınızla paylaşmanız gerek. Benim yapmaya çalıştığım da bu zaten, okudum, araştırdım, dünyada neler olduğunu takip ediyorum, kafa yoruyor ve bunu elimden geldiğince eylemselliğe döküyorum. Örneğin “Yavaş Giyin: Bir gardırop devrimi?” adı altında atölyeler düzenliyorum. Herkes böyle küçük girişimlerde bulunabilir. Örneğin siz de şu an bu konuya yer veriyorsunuz, bunun gibi.

Doğal boyama ve dikiş atölyenden bahsedelim biraz… Neler yapıyorsun, başka ne gibi atölyeler düzenliyorsun?
sat-su-ma esas olarak üretimini Seferihisar’da yapıyor. Özellikle boyamalarını. Ancak geçtiğimiz yazdan beri şehir merkezinde, İzmir Konak’ta da bir atölyem var. Burada her ay doğal boyama atölyeleri düzenliyorum. İki günlük bir atölye çalışması ve doğal boyama hakkında hem teorik bilgi sahibi oluyor, hem de uygulamasını yapıyorsunuz. Sonrasında kendiniz de rahatlıkla doğal boyayabilirsiniz. Ayrıca, dört günlük bir dikiş atölyesi programım var. Hiç dikiş tecrübesi olmayan biri olarak geliyor ve dört günün sonunda kendi seçtiğiniz ve diktiğiniz bir parça ile ayrılıyorsunuz atölyeden. Hatta baktınız hızınızı alamıyorsunuz, iki parça da dikebilirsiniz aynı süre içinde. Bunun yaşandığı oldu.

Bunların haricinde aylık atölye programında farklı konuların işlendiği çalışmalar da oluyor. Yavaş Giyin gibi, giymediklerimizi değerlendirmek için Atma, Dönüştür x Saklama, Kullan gibi, ya da konuk atölye yürütücüleri ile ellerimizi çalıştırdığımız bahar kolyesi, suşi, ekşi maya ekmek atölyeleri gibi. Aylık program ve şimdiye kadar neler yaptığımıza damlacikno9.com adresinden göz atılabilir, güncellemeleri takip etmek için gerekli araçlara buradan ulaşılabilir.

Related posts: