“Sade”: Begüm Başoğlu & Ege Erim

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

“Sade”: Begüm Başoğlu & Ege Erim Röportajı
Röportaj Arda Hasbioğlu
(only available in Turkish)

“Simplicity is the ultimate sophistication.”  Leonardo da Vinci

Maddi ve manevi olarak yarattığımız kalabalığın içinde kendi iç sesimizi gittikçe daha az duyuyoruz, bu durumdan bizi kurtaracak bir yaşam tarzı ise aslında mümkün.
Begüm Başoğlu ve Ege Erim ile “sade yaşam” ve yeni çıkan kitapları; “Sade” hakkında konuştuk.

foto2

Fotoğraf: Tanla Özuzun

Günlük rutininizde neler vardır? Neler yaparsınız?
Begüm: Gözlerimi açar açmaz bir bardak limonlu su içerim. Bence gerçekten mucizevi bir etki yaratıyor. Ardından kahvaltımı ederek güne başlıyorum. Ona zaman ayırmadığım bir günü hatırlamıyorum bile. Sanat kütüphanesi küratörlüğü ve moda tarihi eğitmenliği yaptığım için günümün büyük bir kısmı kitaplarla geçiyor.  Hem günlük işlerim, hem de uzun vadeli hedeflerim için daha üretken olduğuma inandığım sabahın erken saatlerinde çalışmaya özen gösteriyorum. Her ne kadar hayatımı zaten keyif aldığım şeylerle doldurduysam da gün içinde tembel keyiflere de mutlaka zaman ayırıyorum. Bu sabah sessizliğinde kitap okumak da olabilir, bir parkta saatlerce oturmak da. Müzik, meditasyon ve yürüyüş de yine günlük rutinimin parçaları arasında.

Ege: 10 yılın sonunda freelance çalışma düzenine geçerek nihayet kavuştuğum ‘istediğim saatte uyanma özgürlüğü’ günlük rutinimin başında geliyor! Gerçi saat kurmasam da genellikle 9 civarı uyanıyorum; ama istersem akşama kadar yatakta kalabileceğimi bilmek bana psikolojik olarak iyi geliyor. Özellikle sabah saatlerini kendi başıma, en çok sevdiğim şeyleri yaparak geçirmek benim için çok önemli ve değerli. Yoga, kısa bir yürüyüş, kendime hazırladığım güzel bir kahvaltı ve 1 fincan çay, hoşuma giden podcast’leri dinlemek, okumak ve yazmak… İşlerime öğleden sonra geçiyorum. Böylece ne kadar uzun ve yorucu olursa olsun, asıl yapmak istediklerimi zaten yapmış olmanın huzuruyla ilerliyor gün.

Kitabınızın önsözünde tanıştığınızda birbirinizin ne kadar aynı olduğunu farkettiğinizden bahsetmişsiniz. Sonrasında dostluğunuz nasıl ilerledi?
Ege: Kitabı yazma sürecinde çok uyumlu çalıştık. İkimiz de birbirimizin editörü gibiydik ve bu durum bize çok doğal geldi. Tabii bu süreçte hayatlar, duygular ve anılar da paylaşılıyor… Bence güzel ilerledi.

Begüm: Ege’yle tanıştığım günün -saatlerce hiç susmadan edilen sohbetin- ardından kişisel blogu için yazdığı sayısız yazıyı arka arkaya okumuştum. Ortak tutkulara sahip birinin hayatımda olmasının verdiği o muazzam hissi hala her gün tattığımı söyleyebilirim.

Sade sizin ortak bir çalışmanız… Birlikte üretmek nasıl bir duygu?
İkimiz için de güzel bir sürpriz oldu bu süreç. Çünkü ikimiz de sorumluluk almaya yatkın, deadline’lara alışkın, disiplinli tipleriz. Kitabın lafta kalmayıp hayata geçebilmiş olması da birlikte üretmek konusunda iyi bir iş çıkardığımızın en somut kanıtı olsa gerek.

Günümüz çılgınlığından kaçınabilmek adına pratik çözümler sunmuşsunuz; bu çözümler kendi yaşam tarzınızdan yola çıkarak sunduğunuz fikirler sanırım… Bunlardan, hayatınızda sizi uygulama konusunda zorlayanlar oldu mu?
Begüm: Zorlayacağını düşündüğüm çok alan oldu ancak sürpriz bir şekilde hiç zorlanmadım. Örneğin; hatırası olan ya da bir gün mutlaka işe yarayacağına inandığım şeylerden ayrılacak olma fikrini kabullenmek zor geliyordu oysa bunu yapmaya başladıkça verdiği özgürlük hissinden vazgeçemeyeceğimi gördüm. Ya da yıllardır soyut bir ilişki kurduğum para kavramını somutlaştırma sürecinde sıkıntı yaşayacağımı düşünmeme rağmen orada da her şey son derece rahat ilerledi.

Ege: Kitaptaki her kural ille de ikimiz için de geçerli değil. Yani bazı kuralları masaya Begüm kendi hayatından getirdi, bazılarını ben kendi deneyimlerimden seçtim. Bu nedenle uygulama konusunda zorlandığım değil de hiç uygulamadığım bazı kurallar var. Özellikle sosyal hayat konusunda ben kendime program sınırlaması koymuyorum mesela. Veya laptop’umu yatmadan birkaç saat önce kapatmak, yoğun iş dönemlerimde mümkün değil. Bunun gibi bazı şeyler var. Öte yandan, gündelik hayatın hızlandığı zamanlarda bizzat deneyip yazdığım kuralları bile pas geçebildiğim oluyor tabii. Mesele zaten o anların farkına varmayı başarabilmek.

foto1Sade ’yi bir yaşam tarzı manifestosu olarak görüyorum. Bu şekilde yaşayan bireylerden bu şekilde yaşayan topluluklara dönüşmek fikri heyecan verici, siz neler düşünüyorsunuz? Çevrenizde bu hayat tarzını benimsemiş kişiler var mı?
Ege: Birçok arkadaşımız da adını bizim kadar net koymaya gerek görmemiş olsalar da aslında sade yaşıyorlar, evet. Bir topluluk haline gelmek, özellikle yeni fikirlerin ve deneyimlerin paylaşılmasına aracılık etmesi noktasında elbette heyecan verici. Böyle bir platforma aracılık etmek Sade’nin çıkış noktası zaten. Ancak ironik bir şekilde, sadeliği bir yaşam tarzı olarak belirlemiş kişilerin mutlak bir topluluk haline gelme kaygısı ve ihtiyacından da uzaklaşacağına inanıyorum ben. Burada kastettiğim sadelik sadece az eşyayla yaşamak, araba yerine bisiklete binmek, ya da Ege’de bir kıyı kasabasına yerleşmek değil. Sade bir zihne kavuştuğumuzda, başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmemeye başlıyoruz genelde. Artık onların “yanlışlarını” dert edinmiyoruz. Arkadaşlıkların ve sohbetlerin kalitesi artmakla birlikte ille de bizim gibi düşünen ve yaşayan insanlara ve belli bir sadelik standardına tutunma ihtiyacımızın azalacağına inanıyorum ben.

Hayatımızı sadeleştirmek zihnimizde yer açmayı mümkün kılıyor, sizce de hayatımızı sadeleştirerek yapmak istediğimiz şeylere daha iyi odaklanmak mümkün mü?
Begüm: Kesinlikle. Zaten sadeleşmekten anladığımız şey tam da bu. Sevmediğiniz şeyleri hayatınızdan çıkarmak, sevdiğiniz şeylere daha fazla tutunmanızı, tutkularınıza derhal yer açmanızı sağlıyor. Bugün herkesin birtakım hayalleri var ama hep bir erteleme durumu söz konusu. Ya zaman suçlanıyor ya da şartlar. Aslında her ikisinin de tek efendisinin siz olduğunuzu anladığınızda her şey bir mucize gibi gerçekleşmeye başlıyor.

Kendime en çok sorduğum sorulardan biri “Mutlu muyum?” hep bunu sorgularım. Mutluluğa giden yol sade bir hayattan mı geçiyor? Sadelik bize bu konuda yol gösterici olabilir mi?
Begüm: Bahsettiğin soru insanoğlunun belki de en çok kafa yorduğu soru. Kendi adıma, evet sadeleşmek bana bu konuda önemli bir yol açtı. Önce neleri sevmediğimi, nelerin yükü altında boğulmuş hissettiğimi çözümlemeye başladım. Yani neyle mutlu olduğumu anlamaya çalışmaktan önce neyle mutsuz olduğumu keşfetmek istedim. Sonra kimlere baktığımda imreniyorum, onu gözlemlemeye çalıştım. Hangi hayat tarzı aslında istediğim yaşam şekliydi. Bana iyi gelmeyen şeyleri hayatımdan attıkça hayalini kurduklarımın bir bir kendine yer açtığını gördüm.  Burada bütün meselenin bir insanın kendisini doğru çözümlemesi olduğuna inanıyorum. Yoksa salt bir doğru ve yanlış kesinlikle yok.

Ege: Mutluluğun tanımı hepimiz için farklıdır. Dolayısıyla mutluluğa giden yollar da birçok farklı yerden geçebilir. Sanırım burada asıl mesele kendimizi tanımaya istekli olmak. Nasıl olmamız gerektiğine değil, nasıl olmayı sevdiğimize odaklanmayı seçmek. Yılların önyargılarını ve belletilmiş doğrularını tek kalemde silip atmak mümkün olmadığından kendimizi tanımak oldukça çaba gerektiren, uzun vadeli bir iş. Buna rağmen kendimiz üzerinde çalışmaya istekliysek, mutluluk tanımımız sadelik olmasa bile bir yöntem olarak sadelik işimize yarayabilir. İstemediklerimizi hayatımızdan elemeyi başarmak sadeleşmektir. Geriye kalanlar ise bize mutluluk verdiği sürece şüphesiz istediğimiz kadar süslü püslü, pırıltılı ve abartılı olabilir!

Sade yaşam üzerine başka projeleriniz var mı ya da olacak mı?
Begüm: Kitapla eş zamanlı yarattığımız www.sadeyasamak.com devam ediyor. Her Perşembe yeni bir içerik giriyoruz. Sade’nin yurtdışında yayınlanması hedeflerimiz arasında. Bir de biraz daha farkındalığa odaklanan ve bu konuda pratik öneriler sunan bir başka kitap projemiz var.