Santorini Kesif Rehberi Vol-2

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Santorini Kesif Rehberi Vol-2 // Santorini Explore Guide
Written by Deniz Yılmaz Akman
(English below)

Megalochori Köyü – Kilise çanlarının arasında, mavinin biraz ilersinde…

08Neo klasik binaların yer aldığı, tam ortasında kilise çanlarıyla bana sanki eski bir Yunan filmi setindeymişim hissini veren sımsıcak bir köy burası. Çevresindeki üzüm bağlarının etrafından dolanarak, uzun daracık bir yoldan geçerek aniden yolumuz bu köye çıkıyor. Biraz daha gidince maviye, denize varacağız. Ama bu köyde uzunca bir süre takılı kalıp, fotoğraflar çekiyoruz, biraz da nostalji yaşıyoruz.

Geçmişi 17. Yüzyıla dayanan Megalochori, “traditional village” diye anılmasına sebep olan bakirliğini ve binalarını aynen korumuş. O zamanlar baronların ve tüccarların yaşadığı köyde, Vinsanto şaraplarının ticareti yapılırmış. Günümüzde de bu şarapları bu köyde bulabilirsiniz. Beyaz evler, ahşap renkli kapılar, yüksek duvarlar ve küçük avlular burayı özel kılmaya yetiyor. Meydanına geldiğinizde, “tavli” yani tavla oynayan amcaları, şaraplarını yudumlayan birkaç turisti ve her yarım saatte bir çalan büyük bir kilisenin çanlarını görüyorsunuz. 6 adet çanı bulunan çan kulesine bakınca, 1600’lü yıllarda gibi hissediyorum kendimi, sonra elime analog makinemi alıp bir fotoğraf çektiğimde günümüze aniden geri geliyorum.

10Plaka ve Thermi plajlarına (arabayla gitmek zor anca yürüyerek) yakın bu köyün sokakları arasında bir adet takıcı ve bir de “cooking class” workshop’u veren bir küçük mekan dikkatimi çekiyor. Bu mekanın adının “Raki” olduğunu öğreniyorum. Eskimiş ahşap masalarına oturup, ev yapımı patates kızartması ve yine ev yapımı ekmeğinden yiyoruz.

10bucuk

Hemen yan tarafta; Ilios & Petra adında modern görünümlü bir taverna var. Gidilmeye hatta mümkünse bir akşam burada geçirilmeye değer.

Oia – Zamanın Hızla Aktığı Köy

11Oia’ya ilk kez adımımı attığımda zemindeki grili beyaz taşlardan, denizin manzarasından ve çevredeki evlerin balkonlarına dizili kaktüs saksılarından bir anda büyüleniyorum. Sonra şunu fark ediyorum; eğer Oia’nın sadece ana sokaklarından yürümeye kalkarsanız uzun turist gruplarının kuyruğuna takılarak, yürürken biraz daralabilirsiniz. Bu köy Santorini’nin en popüler ve en turistik kısmını oluşturuyor. Bu nedenle arka sokaklarında kaybolmak, daracık geçitlerden geçerek evleri incelemek, bir nebze de olsa kalabalıktan sıyrılmanızı sağlıyor.

12Atlantis Bookshop: Oia’nın şüphesiz en sevdiğim yeri oluyor. Küçük bir kitap cenneti Atlantis’e adımınızı attığınızdan itibaren kendinizi çok farklı bir ortamda buluyor, Oia’nın genel atmosferinden biraz uzaklaşarak, birkaç farklı ülkeye aynı anda gidip gelmiş gibi hissediyorsunuz. İç mimarisi de bir o kadar dikkatimi çekiyor; her yer kitaplarla bezeli, tavanda bir boşluk var ve o boşluk aslında kitapçının gün batımlarının izlenebildiği terasına çıkıyor. Birkaç adet yatak da dikkatimi çekiyor, aynı Paris’in Shakespeare and Co’su gibi… Buradan “On The Road” alıp, kendimi yollarda hissetmek için çok tatlı bir kafeye doğru yol alıyorum ve orada Santorini’ye dair yol yazıları yazıyorum.

13Meteor Cafe: Az önce bahsettiğim o “çok tatlı kafe” burası. Oia’nın geneli hep çok turistik ve kalabalıkken kafamızı dinleyebileceğimiz tek sakin yer bu kafe oluyor. Arkada birbiri ardına Jazz tınıları devam ederken, gün batımının turunculuğu kafenin aynalarına yansıyor ve buz gibi bir bira da buna eşlik ediyor. Ayrıca burada ev yapımı pasta ve kekler de mevcut fakat ben birkaç bira içmeyi ve dışarıdaki çılgın kalabalığın aksine sakin olan bu köşede saatlerce oturmayı tercih ediyorum. Küçük balkonuna çıktığımda gün batımına bir kez daha hayran kalıyorum ve Oia’yı daha çok sevmeye başlıyorum.

14Skiza Cafe: Terasından gün batımını seyredebileceğiniz, lezzetli aromalı dondurmalar yiyebileceğiniz ve kahve içebileceğiniz sakin bir diğer kafe. Üst katı daha çok tercihim olan bu mekandan dışarıdaki akışa baktığınızda göreceğiniz görüntüler arasında mavi çatılı meşhur kilisenin merdivenlerine dizilmiş fotoğraf çekmek için yarışan insanlar, yavaş adımlarla dans eden güneş, otellerinin teraslarında şaraplarını yudumlayan insanlar ve git gide dolmaya başlayan restoranlar yer alıyor. Çilekli ve vanilyalı dondurmamızdan yedikten sonra gündüz ayırttığımız minimal dekorlu taverna Melitini’ye doğru yol alıyoruz.

Melitini: Melitini gördüğümüz ve bulunduğumuz diğer tavernalardan çok farklı. Menüsünde çok seçenek yok, seçenekte yer alanlar da porsiyon olarak küçük tabaklarda geliyor. Yine de gelen yemekler çok lezzetli ve görünümünün aksine çok doyurucu. Dekoru sade ama belirli bir konsepte sahip.
Öncelikle fava, peynir tabağı ve küçük bir alüminyum sürahide ikram edilen beyaz şarabından söylüyoruz. Sonra da birkaç deniz ürünü. Özellikle de sirke soslu ahtapotunu çok seviyoruz. Ayrıca belirtmem gerek ki, eğer “Donkey Bira” denemek isterseniz (üçlü oluyor yellow-az alkollü, kırmızı-orta alkollü ve en büyük olan gri-crazy donkey) burada bulabilirsiniz. Bir de mümkünse aşağı katta bir yer ayırtın çünkü teras katı epey bir esiyor.

Firostefani – Kıyıda Sıralanmış Restoranlar

Yamaçta yer alan bir başka bölgeye; Fira’nın güneyine, Firostefani’ye geliyoruz. Burada farklı gecelerde iki ayrı restoran deniyoruz ve çok memnun kalıyoruz.

Mama Thira: Hem kapalı, hem de terasta açık alana sahip, lezzetli mezeler bulabileceğiniz çok güzel bir lokanta. Sadece meze-ouzo keyfi istediğimiz için, menüden seçim yaparken bu doğrultuda hareket ediyoruz. İsmini hatırlamadığım mantarlı peynirli yemeğinden, marmelat soslu peynir toplarından ve ahtapotundan oldukça memnun olarak buradan ayrılıyoruz. Tabii ayrılmadan önce de biraz yamaç kenarında manzaranın keyfini çıkarıyoruz.

15Aktaion: Rezervasyon yaptırarak gidilmesi gereken mekanlardan biri. Ayrıca Santorini’de en keyif aldığımız taverna. Hem yemeklerinin lezzeti, hem de mekanın atmosferi bizi çok tatmin ediyor. Burası 1922’de kurulmuş bir aile işlemesi. Zaten duvardaki resimlerden ve kartpostallarından da hikayesini anlıyorsunuz. Daima kalabalık olduğundan; istediğiniz masayı rezerve ettirirken hangi masayı istediğinizi belirtmeniz de fayda var. Biz yarım ay şeklindeki balkonunu çok sevdik ama içerisinin de çok samimi ve tarihi bir havası var.

Tatlı soslu, bademli cholori peynirli başlangıcından ve favasından yiyoruz. Ouzolu ve sütlü ahtapotundan da istiyoruz. Bir de Greek Salad diye geçen çoban salatasına benzeyen ama buna ilave olarak peynir ve capari içeren bir salata yiyoruz. Üstüne de dondurmalı mus tatlısından… Burası şüphesiz menüde yer alan tatlarıyla ve atmosferiyle en çok kalbimizi kazanan taverna oluyor.

Muhteşem bir gün batımı ve lezzetli kokteyllerin adresi: Katharos Lounge

16Rakılı kokteyllerine bayıldığım, gün batımının en yakından görüldüğü, kayalıklar arasına gizlenmiş çok özel bir yer Katharos Lounge. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine motorumuza atlıyoruz ve gizli kalmış bu cennetvari mekanı keşfe gidiyoruz.

Gitmişken, yamaca gizlenmiş merdivenlerden inip bakir deniz kenarına da inebilirsiniz. Ama plaj, şezlong, şemsiye beklemeyin… Ayrıca deniz dalgalarının sesi eşliğinde, bar kısmında oturup “böyle bir gün batımı daha önce görmedim” diyebileceğiniz anlar yaşayabilirsiniz.  Pineapple Rakini, Orange Rakomelo Cocktail kokteyllerini turuncu bir gün batımı eşliğinde içmenizi tavsiye ederim. Her ikisi de rakı ile yapılıyor.

17Bir gün önceki gün batımını Santa Maria Kilisesi yanında karşılarken (bir tek biz vardık, etraf sakindi ve güneş karşımızda git gide yitiyordu), bir diğer gün de bu mekanda kokteyller eşliğinde karşılıyoruz derin turuncuyu. Şunu anlıyorum; gerçekten de hayatımda gördüğüm en güzel gün batımları burada, Santorini’de!

Motorun üzerinden geçerken sayısız üzüm bağlarına, zeytin ağaçlarına, oradan oraya koşan köpeklere ve motorla yanımızdan geçen insanlara bakıyorum. Santorini’deyim, rüzgar arkamızda, güneş batıda ve volkanik dağlar solumuzda kalıyor. Gördüğüm görüntüleri kaydetmeye çalışıyorum kafama. Hepsi birer fotoğraf gibi, her kare huzur dolu. Bir kısmı siliniyor, bir kısmı da asla gitmeyecek şekilde gözümün önünde yerlerini alıyor. Zeytin ağaçları kusursuz ve milliyetsiz duruyor. Hakkında “bize mi “onlara” mı ait acaba?” diye tartışarak yılları geçirdiğimiz kahveden, rakıdan, baklavadan ve cacıktan daha gerçekler. Tatları yok, ırkları yok, isimleri yok. Yalnızca zeytin ağacı hepsi. Aralarında fısıltı ile konuşuyor gibiler, rüzgar da onlara eşlik ediyor.

Son gece motor üzerinde yol alırken, bu adayı çok özleyeceğimi düşünüyorum ve biraz hüzünleniyorum. Kafamda şu sözler belirmeye başlıyor: “Gün olur, alır başımı giderim, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. Şu ada senin, bu ada benim, yelkovan kuşlarının peşi sıra”…


Megalachori Village
Standing since the 17th Century, Megalochori is often referred to as a “traditional village” because of the way it has preserved its historical buildings and purity overall. The barons and merchants living in this village were once trading Vinsanto wine and you can still find some here to this day. The white houses, wooden and colorful doors, high walls and small courtyards are enough to make this village special. When you find yourself in the center of town, you will see men playing “tavli”, in other words backgammon, tourists sipping on wine, and churches that ring their bells every half hour. When I look at its bell tower complete with 6 bells, I feel like I’m transported to the 1600s. But then I grab my analog camera to take a picture and come back to reality pretty quick.

Oia – the most famous part of the island
This village in Santorini is recognized as the most popular and most touristic area. Because of this, it’s important to get lost in the side streets and squeeze past tight gates to inspect the details on the local houses in order to escape the crowd.

Atlantis Bookshop: This is undoubtedly my favorite place in Oia. As soon as you step into this tiny little book heaven, you will find yourself in a completely unreal setting. Suddenly feeling far away from Oia’s general atmosphere, it will be like an escape to a different country for a short period of time.

Meteor Cafe: Given that Oia is generally very touristic, this is a cafe where you seek some peace and quiet. With some Jazz tunes playing in the background, and the sunset reflecting on the mirrors hung around the cafe, an ice cold beer in hand is the finalizing touch to bring it all together.

Skiza Cafe: A cafe where you can watch the sunset from the terrace, enjoy the delicious ice cream with an irresistable aroma, and sip on some coffee.

Melitini: Melitini stands out from the other taverns that we found and saw. The menu isn’t filled with too many options and those that are available are not big in portion. Nevertheless, the food is very tasty and very filling despite how little it looks. The decor is simple but clearly has a design concept of its own.

Firostefani – Restaurants Along The Coast
A different area that sits on the hillside; South of Fira, we come to Firostefani. Here, we tried two different restaurants on two different nights and we found ourselves quite satisfied.

Mama Thira: Home to an indoor and outdoor terrace seating, this is a place where you are guaranteed to find delicious cold appetizers. Our meze-ouzo mindset was what helped us sift through the menu. The cheesy mushroom dish of which the name I cannot recall, cheese balls dipped in marmalade, and the octopus dish left us leaving completely satisfied.

Aktaion: This is a place that needs a reservation prior to the visit. This tavern was the one we enjoyed the most in Satorini. Aside from the delicious food, the atmosphere left us more than pleased. Family run, this place was established in 1922. But you can understand the deep history of the place through the pictures and postcards that decorate the walls.

The Best Sunset!
Katharos Lounge: Hidden among the stones, Katharos Lounge, is a place that makes my kind of rakı-infused cocktails and offers a front row seat to view the sunset. With this recommendation from a friend, we set off on our motor to discover this secret gem.

While you’re these, you can stroll down the hidden steps on the hillside to get to the pure seacoast. But don’t except a regular beach with umbrellas and sunbeds… With the company of the crashing waves, you can sit at the bar and while admitting to yourself that you’ve never experienced a sunset like this before. I recommned you to try cocktails like Pineapple Rakini and Orange Rakomelo Cocktail to pair your view of an orange saturated sunset. Both are made with rakı.

While on the motor on the last day, I realized I’m really going to miss this island and I begin to get emotional. Then, this thought comes to me:“When it’s day, I will pack my things and leave towards the smell of the freshly emerged. This island is yours, this island is mine, next is the direction of my compass…”

 

Related posts: