Tag Archives: ege

Akreple Yelkovanın Bİrbİrİyle Yarışmadığı Mahalle: Sığacık

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

sığacık-genel-s

İzmir’in herhangi bir bölgesine gittiğinizde nefesinizin, adımlarınızın yavaşlaması ve o yerden benzer hislerle ayrılmanız mümkün. Sığacık’ı farklı kılan nedir tam olarak adlandıramasak da; küçücük bir mahallenin bize sunduğu huzur, yavaşlık, tazelik ve maviliğin bir arada olması, burayı sevmemizdeki en büyük sebep. Daracık sokaklarında gezerken, beyaz evlerinin tepelerinde açmış kadife dokulu güllere bakarken, pazarlarından taze meyve sebze alırken, yerli halkının iç ısıtan Ege şivesiyle dudaklarından dökülen kelimeleri dinlerken insanın içi katıksız mutlulukla doluyor.

Bahar ayının, yaza kıyasla daha sakin olmasından dolayı, Sığacık sokaklarını rahatça dolaşabiliyor, boş sahillerin tadını çıkarabiliyorsunuz. Seferihisar ve Sığacık için bir başka özel ay da; Kasım. Mandalinaların dallardan toplandığı, her şeyin turuncuya büründüğü ay.

Seferihisar, “yavaş şehir” (citta slow) unvanını almış Türkiye’deki ilk yerleşim alanı. Sığacık ise, Seferihisar’ın denize yakın mahallelerinden biri. 1884’te ilçe olmuş Seferihisar’ın en eski yerleşim yeri ise Teos. Bu kentin, MÖ 1000 yıllarında Giritliler tarafından kurulduğu ve İyonyalılara ait olduğu biliniyor. Teos antik kenti günümüzde de gezilebiliyor. Özellikle amfi tiyatro ve akropol kısımları görülmeye değer. Sığacık’a gelmişken Teos’u da ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

Not: Teos gezisi esnasında çevrede birçok türden bitki olduğunu göreceksiniz. Dağ kekiklerini koklamayı, kaktüs familyasından bitkilere daha yakından bakmayı unutmayın.

Sığacık Pazarı // Atlanmaması Gereken Tezgahlar

Sığacık üretici pazarı, yavaş şehirlerin de olmazsa olmazı yerli üretimini teşvik eden, taze ürünlerin satıldığı bir alan. Sığacık Kaleiçi’ne kurulan pazar oldukça geniş ve detaylı. Satıcıların hepsi yerli halk ve ürünleri de Sığacık ve çevresinden topladıkları, kendilerinin yetiştirdiği malzemelerden oluşuyor. Hatta kavanoz reçel aldığımız bir satıcı “bu reçelleri komşum yapıyor, arka bahçesinden topladığı meyvelerle” diye bile detaylı bilgi veriyor. Her şeyin içeriği saydam olduğu için gönül rahatlığıyla alışveriş yapabiliyorsunuz.

Tezgahlarda karşılaştığımız şeyler oldukça çeşitli: Radika, Karabaş, Kaya Koruğu, Isırgan, Şevketi Bostan, Deniz Börülcesi gibi yerel otlar, enginar ve çeşitli sebzeler, taze meyvelerden yapılmış reçeller ve börek-baklava gibi hamur işi lezzetler var.

mekan5-s

Özellikle pazarın hemen yakınlarında yer alan, belediyenin işletmesinde olan Sığacık Bakkalı’ndan kurutulmuş mandalina almanız gerekenlerin başında geliyor. Burada mandalina tanelerini içi sulu kalacak şekilde kurutmuşlar, oldukça lezzetli. Yine bu adreste satılan, salatalara veya içeceklerinize katacağınız mandalina ekşisi ve kabukla kurutulmuş mandalina dilimleri de bizim aldıklarımız arasında.
Sığacık Bakkalı Adres: Sığacık Cad.

Ayrıca:
*Isırgan otlu kol böreklerinden,
*Kalenin sol tarafında yer alan meyve satılan bölümde karşılaştığımız çam lalesi bitkisinden,
*Yerel otlardan (Radika, Karabaş, Kaya Koruğu, Isırgan, Şevketi Bostan, Deniz Börülcesi vb.),
*Kumkat-bergamot ve ebe gümeci reçellerinden,
*Şişelenmiş konsantre Mürver çiçeği şurubundan,
*Aklınıza gelebilecek birçok meyve ve sebzeden yapılmış pestillerden,
*Lavanta, bal özlü sabunlardan,
*Anita’nın tezgahında yer alan krokanlı fıstıklardan,
*Bu bölgeye özgü olan lorlu baklavasından (tarihte lorlu Girit tatlısı olarak da geçen) almayı unutmayın.

Alışverişe muhakkak aç gitmek gerekiyor çünkü aklınızı çelebilecek leziz böreklerin, baklavaların, kurabiyelerin tezgahlarda yan yana sıralandığını görüyoruz. Elinize aldığınız lezzetlerin yanına yaraşır taze karadut suyu, limonata gibi içecekler de pazarda mevcut. Alışveriş sonrası ise, sahil kısmında yer alan çay bahçeleri ve kafelerde teknelerin bir o yana, bir buyana sallandığı denize nazır çay yudumlamak oldukça keyifli.

pazar5-s

Mideye Hitap Eden Adresler

Sığacık Kaleiçi’nde ve çevresinde gördüğünüz birçok mekanın aslında evlerin bahçelerine kurulmuş mekanlar olduğunu fark edeceksiniz. Buralarda ev yapımı ayran yanında gelen gözlemelerden, bir Ege yemeği olan keşkekten* ve ev baklavası gibi tatlılardan yiyebilirsiniz. Genelde hamur işlerinin yoğunlukta olduğunu görsek de, keşkek, zeytinyağlı sarma, fasulye, Ege otlarından yapılma yemekler de karşımıza çıkıyor. Eğer yerel bir lezzet arıyorsanız, kapı önlerinde baklava-börek dizilmiş tepsilerle, içeriye dair ipuçları veren böyle mekanları tercih edebilirsiniz.

*Keşkek: Genelde Ege bölgesinde yapılsa da, Anadolu’nun birçok bölgesinde de karşımıza çıkan bir yemek. Yarma buğday ve etten yapılır. Buğday uzun bir süre kazanlarda kaynatılır ve iyice erimesi sağlanır. Yöresine göre farklılık gösterse de, genellikle biber, yağ ve salçadan oluşan bir sos eşliğinde sunulur.

mekan4-s

Kahve Molası // Fehu Kafe
Eğer canınız Sığacık sokaklarında gezerken Türk kahvesi dışında bir kahve çekerse bu kafenin bahçesindeki masalarında vakit geçirebilirsiniz. Americano, Espresso gibi kahve çeşitleri bulabileceğiniz bu mekanın tam karşısında yer alan rengarenk güller, bu sokağı sevmemizin ve burada vakit geçirmek istememizin en büyük sebebi.
Fehu Kafe Adres: Sığacık Mah. 135. Sok. No:1

Meşhur “Kumru” // Damla Büfe
Sığacık çarşısında bulunan Damla Büfe’nin “süper Kumru”su çok lezzetli ve porsiyonu itibariyle de doyurucu. Üzerine konan sosisler şerit şerit kesiliyor, özel yapım ekmeğine sürülen tereyağı ve malzemelerin üzerine konan eritilmiş peynir kaliteli. Ekmeği taze olduğundan yerken kolayca kopup, ağızda dağılıyor. Kumru gibi “ağır” bir yiyecek yemenize rağmen şişirmiyor. Eğer daha hafif isterseniz, malzemelerini azaltıp, sucuk ve sosisten birini çıkararak daha sade bir versiyonunu isteyebilirsiniz.
Damla Büfe Adres: Akkum Caddesi, 3

mekan1-s

Meyhane // Milos Balık
Milos, asma yaprakları altında mavi beyaz çizgili örtüleriyle dikkatimizi çeken harika bir meyhane. Aile işletmesi olduğu içeri girdiğiniz ilk andan itibaren hissedilen, atmosferi sımsıcak bir mekan. Art arda çalan Rum müzikleri, ilgili servisi ve tabii ki mezeleri sayesinde buraya hemen içimiz ısınıyor. Sıcak ot tabağı, fesleğenli mezgit mezesi, atom mezesi, tereyağında karidesi ve ceviz-tahin-kaymakla gelen Milos tatlısı özellikle denenmeye değer.
Milos Adres: Sığacık Mah. Şadırvan Meydanı, No 9-12

mekan2-s

mekan3-s

Tarihi Fırın // Şenkal Taş Fırın
1919’a kadar Rumların yaşadığı Sığacık’ın en eski fırını Şenkal Taş Fırın. Hikayesi de bir o kadar hüzünlü olan fırından, 1890’dan bu yana mis gibi ekmek kokuları geliyor. Fırının ilk sahibi fırıncı Murat’ın yanında çalışan Stavri, daha sonra işgal kuvvetleri gelince dükkanların Rumlara devredilmesiyle beraber dükkanın başına geçer. İşgal kuvvetleri gittikten sonra yeniden başa geçen “Furuncu Murat” bey yanında kalması için Stavri’yi ikna eder. Çok az Rum’un Sığacık’ta kaldığı o dönemlerde, ailesini almaya gittiği esnada ailesinin öldürüldüğünü gören Stavri’yi de vurarak öldürürler. O günden sonra Stavri’nin de anılarını yaşatarak Murat bey, daha sonra da torunu Tamer bey fırını işletmeye devam eder.

Şimdilerde, yine odun fırınında pişen ekmekler, Pazar günleri Sığacık Pazarı’nda tezgahlarda satılan börek ve baklavalar bu fırında pişiyor. Camına asılı hikayesi de, en az odun fırından yeni çıkmış ekmekleri kadar  insanda derin bir iz bırakıyor.
Şenkal Fırın Adres: Sığacık Mah. Fırın Sok. No:24

atlantis-s2

atlantis-s

atlantis-değirmen-s

Kumsallar ve Konaklama

Mavi bayraklı, pırıl pırıl olan Büyük Akkum Plajı ve Ekmeksiz Plajı Sığacık’ta tercih edebileceğiniz plajlardan. Merkezden 20 dakikalık bir yürüyüşle bu plajlara ulaşabilirsiniz. Merkezden yürüyerek gelirken, bu yolun bir kısmının yokuş yukarı olduğu da aklınızda bulunsun.

Eğer deniz kenarında yer alan tesislerde konaklamak isterseniz, tercih edebileceğiniz otellerden biri bünyesinde Maya Bistro’yu da bulunduran, yemyeşil bir alan içinde ve sahil kenarında yer alan Club Resort Atlantis. Sığacık’ın uzun zamandır hizmet veren otellerinden biri olan Atlantis’in sörf okulu, yoga merkezi ve tenis sahası da bulunuyor. Atmosferiyle ve içinde yer alan eğlence merkezleriyle 80’lerdeki tatil köylerini anımsatan, odaları bakımından mütevazi bir işletme. Ayrıca değirmenin olduğu koya bakan, gözümüze tanıdık gelen -ve sonradan öğrendiğimiz üzere- Ata Demirer’in “Olanlar Oldu” filminde bazı sahneleri çekilmiş olan noktası manzara açısından iç açıcı.
Club Resort Atlantis Adres: Sığacık Mah., Akkum Cad. No:175

sokak17-s

Yakın Yerler

Sığacık’a kadar gelmişken Seferihisar’ı ve bazı Ege köylerini gezebilirsiniz. “Susuz Yaz” filimin çekildiği ve tarihi tiyatrosunun hala hayata devam ettiği köy Bademler köyü, zeytinyağı, yemyeşil doğası ve araba-bisiklet yolculuğu için ideal olan Orhanlı köyü, tam bir sahil kasabasını andıran Gümüldür köyü ve rotayı biraz uzatmak isteyenler için Urla, Alaçatı ve son olarak Foça görülmeye değer yerler arasında.

Alaçatı rehberi için tıklayın.
Foça rehberi için tıklayın.
Diğer Ege yazıları için tıklayın.

sokak16-s

sokak12-s

sokak1-s

Ege’ye Devam: Antandros & Asos

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Ege’ye Devam: Antandros & Asos
Yazan // Written by Deniz Yılmaz Akman
(only available in Turkish)

Antandros2

Antik Şehir: Antandros
Altınoluk Köyü’nde yer alan Antandros Derneği sayesinde keşfettiğim ve keşfetmekte ne kadar geç kaldığımın farkına vardığım büyüleyici bir antik şehir Antandros. Tarihi MÖ 1200’lü yıllara dayandığı saptanan ve antik kaynaklara göre farklı kökenlere dayandırılan antik şehir:

Heredetos’a göre; ordu önce birkaç kenti geçer ve “Pelasg sitesi Antandros’u da geçerek Thebe Ovası’na iner. Gece İda Dağı’nda konaklarken bora patlar ve yıldırımlar düşer.” Yani Heredetos’un bu anlatımına göre Antandros bir Pelasg yerleşimidir.

Vergilius’a göre ise Antandros bir Phryg yerleşimidir. Vergilius’un “Aeneas” adlı eserinde Akhalar ile Troialılar arasında çıkan savaş sonrasında yıkılan Troia kentinden kaçan Aeneas ve yanındakilerin bir Phryg yerleşimi olan ve İda Dağı eteklerinde bulunan Antandros’ta donanmalarını kurduklarından” bahsedilir.

Antik yazar Alkaios’a göre de, Antandros bir Leleg yerleşimidir. Aristoteles Antandros’un Thrakia kökenli Hedoneslilerin yerleşmesinden ötürü Hedonis, Kimmer yerleşiminden dolayı da Kimmersi adını aldığını söyler.

Kaynaklara göre birçok farklı bulgu saptanmış ve savaş zamanı MÖ 431-404 yılları arasında geçen Peloponnesos Savaşları’nda Antandros adına sıkça rastlanmıştır.

Antandros1

Antik kentin ilk araştırılmasına yönelik çalışmalara 1842 yılında Avcılar Köyü camisinin duvarında Antandros isminin geçtiği yazıt keşfi sayesinde, Kiepert tarafından başlanmıştır. Kiepert’ten sonra Judeich inceleme başlatmış ve şehri aşağı ve yukarı kent olarak ikiye ayırmıştır. 2000 yılında ise Prof. Dr. Gürcan Polat başkanlığında inceleme başlatılmış ve Antandros günümüzdeki bulgularıyla ziyarete açılmıştır.

Antandros3

Üzerinde çalışması hala devam eden antik kentin şu anda Yamaç Ev, Kent Suru, Roma Evi ve Nekropolis bölümleri görülebilir. Yamaç Ev olarak adlandırılan Roma villası yan yana dizilmiş 6 odası, latrina (tuvalet), mutfak, kripto-portiko (yakma yeri), teras ve hamamdan oluşuyor. Yamaç Ev’in zeminindeki mozaikler ve duvardaki freskolar oldukça etkileyici.

Antandros4

Kazıları tamamen bitmemiş olsa da, Antandros’un hem Yamaç Evi, hem de 500 metre ilerisinde yer alan Nekropolis bölümleri ile  ziyarete ve keşfetmeye değer bir antik şehir. Özellikle aklımızda kalanlar; Yamaç Ev’deki kışlık oda zeminindeki çarkıfelek motifi ve merkezindeki iki kuş figürü, portiko bölümünde yer alan panter figürü, hamam bölümünde yer alan mozaiğe işlenmiş yazıt; üzerinde şöyle der:

 “Yaşa ey kardeşsever Margareites, kurucu ile birlikte refah içinde ve sonsuza kadar”.

Not: Antandros ile bilgilerin bir kısmı değerli Arkeoloji profesörü, aynı zamanda kazı projesini de yürüten Gürcan Polat’ın anlatılarına, bir kısmı da antandros.org web sitesindeki bilgilere dayanmaktadır.

Asos2

Asos
Filozof Aristo’nun Ege’deki saklı cenneti Asos; diğer adıyla Behramkale, Ege’nin bence en güzel denizine sahip olduğundan, özellikle yazları biran evvel gitmek için gün saydığım yerlerden biri. Asos limanından girilen bu deniz gördüklerim arasında en berrağı ve akvaryum hissi uyandıran güzelliğiyle benim için en özeli. Eğer soğuk denize karşı mesafeli değilseniz, Asos’un denizinden mutlaka memnun kalacaksınız.

Tabii Asos sadece denizi ile değil, her mevsim ayrı güzel olan kale manzarası, filozofları kendine çeken tılsımı, içlerde yer alan köyü ve antik yerleşim yerleriyle de etkileyici. M.Ö 7.Yüzyıldan bu yana var olan, Aristo’nun evliliğini gerçekleştirdiği ve belgelere göre Midilli Adası’ndan gelen Methymnalılar tarafından kurulduğuna inanılan Asos’un Athena tapınağının da yer aldığı tepedeki kalesi görülmesi gereken yerlerden biri. Eğer hafta içi bir gün giderseniz, rahatça kaleden manzarayı izleyebilir ve bu maviliğin tadını sakince çıkarabilirsiniz. Hafta sonları ise biraz yoğun olabiliyor.

Asos1

Platon ve Sokrates’in burada felsefe dersleri vermesi, Asos’un birçok antik hikayeye, efsaneye konu olması burayı daha da gizemli kılıyor. Ayrıca antik tiyatrosu, Athena tapınağı, kalenin manzarası ile Asos bir bütün olarak sizi içine çekmeyi başarıyor.

Asos3

Antik limanda yer alan iskele-plajlardan birinden denize girebilir, burada içecek veya herhangi bir sipariş verdiğiniz taktirde bedava şezlong kiralayabilir ve yine limanda yer alan restoranların birinde rakı-balık keyfi yapabilirsiniz. Eğer yaz mevsimi dışında kafa dinlemeye gidiyorsanız da, kalesini ve köyün içini muhakkak ziyaret edin. Köyünde yer alan satıcıların Ege’ye dair olan doğal ürünlerinden alın ve taş sokaklarında yürüyüşe çıkın. Denize giremeseniz de, limandaki restoranlarda rakı keyfi yaparak gününüzü sonlandırabilirsiniz.

Asos Konaklama

Assos_Ida_Costa_Hotel_2

Ida Costa: Butik ruhunu kaybetmemiş fakat geniş imkanlar da sunan Ida Costa’yı özellikle daha geniş bir alan arayanlara tavsiye ediyorum. Yüzme havuzuna sahip olmanın yanı sıra denize sıfır olan otel, Kozlu Köyü Altı bölgesinde yer alıyor. Assos’un -özellikle de yazları- kalabalığından kaçmak için ideal bir alan.

Kervansaray (antik limanda): Eğer antik limana yakın bir yerde konaklamak isterseniz, yıllardır burada bulunan Kervansaray’ı tercih edebilirsiniz. Denizin kenarındaki bu otelde konaklarsanız, istediğiniz zaman plaja ve sahil meyhanelerine yakın olabilirsiniz.

** Ege Yazısı 1. Bölüm
** Ege Yazısı 2. Bölüm

Ege’ye Devam: Adatepe

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Ege’ye Devam: Adatepe (Vol.I)
Yazan // Written by Deniz Yılmaz Akman
(only available in Turkish)

foto-başİstanbul’dan çıkış tabelasını gördüğünüz anda zaman yavaşlar. Birbirini takip eden tabelaların peşi sıra, tarifi zor bir coşkuyla Ege’ye yol almanın dayanılmaz huzuru şimdiden yerleşmiştir  içinize. Zeytin ağaçları, tarihi efsaneleri, antik kalıntıları, masmavi ve uçsuz bucaksız denizi ile kafanızda beliren resim sizi hızla Ege’ye sürüklemeye başlar.

Ege’nin sıkça ismini duyduğumuz, yerli yabancı turisti bol beldeleri yanı sıra, Kuzey Ege’nin daha bakir ve her sezon ayrı bir keyif veren köyleri de ziyaret etmeye değerdir. Bir önceki seride, yazın ortasında gittiğim Ayvalık, Bademli, Cunda Adası ‘nın devamı olarak, şimdi de beni her zaman büyüleyen ve nedenini tam anlayamadığım bir şekilde cezbeden diğer yerlerini yazıyorum. Üstelik bu defa kışın ortasındayım;  etraf sakin, denizin üzerinde esintinin oluşturduğu hafif bir dalgalanma, güneşin ısıttığı gölgelerinse buz gibi olduğu taş yollardan yürüyorum ve Ege’yi yeni baştan seviyorum.

Adatepe1Adatepe Köyü
Adatepe’ye senelerdir gidip geliyorum. Zamanla konutlarla dolup taşan, ruhunu kaybeden birçok beldenin aksine burası neredeyse hep aynı. 1989’da sit alanı ilan edilmesinden dolayı izin almak çok zor, alınıyorsa da taş evler mimari olarak aslına uygun şekilde inşa ediliyor. İda; yani Kaz dağlarının batısında uzanan yamaçlara kurulmuş bu köy, 1950’lerde 500 hanenin olduğu, üç tane de zeytinyağı fabrikasına sahip bir köyken, günümüzde yalnızca 17 hane ve yaklaşık 61 sakine ev sahipliği  yapıyor. Evlerin ve yaşayanların zamanla azalması kafanızda “terk edilmiş” bir köy algısı yaratmasın; Fethiye’deki Kayaköy’ün verdiği histen çok uzak, hala yaşayan bir hissi barındıran bir yer burası.

Yazları, yurt içi ve yurt dışından gelen acenteler sayesinde turizm açısından daha yoğun geçtiğini öğreniyorum. Özellikle buradan taş ev almış olan İtalyanlar, Fransızlar da kafa dinlemek için bu köyü tercih ediyor. Kışın ise burada yaşayan insanlar ve hafta sonu kaçamakları için gelen ziyaretçiler var. Herkes burayı sakinliği, doğası, mis gibi havası ve tarihi mimarisi için tercih ediyor.

Adatepe, ilk yerleşimin Antik çağlarda başladığı, daha sonra Rumlar ve mübadeleden sonra da Türklerin yerleştiği bir köy olarak karşımıza çıkıyor. Haliyle Rum tipi taş evler, taşla döşenmiş sokaklar ve tabii ki zeytin ağaçları en karakteristik özellikleri arasında.

hünnaphan2

Hünnap Han Özel Konaklama
Adatepe’deki konaklama seçenekleri arasından, yazın Palmiye binasının önünden geçerken bizi kendine çeken ve “buraya ilk fırsatta gelmeliyiz” dediğimiz Hünnap Han’ı seçiyoruz. Köyün zengini Mehmet Efendi’nin İzmir’den Çanakkale’ye giden kervan konuklarını ağırlandığı, şimdilerde ise dokuz odası ve bir suiti olan konağı, dört odadan oluşan “Mavi Ev”i ve bahçesinde dev bir palmiye ağacının olduğu sekiz odalı “Palmiye” binasını kapsayan bir aile işletmesi Hünnap Han.

Taş ev olmasının yanı sıra, göz yormayan çok sade bir şekilde dekore edilmiş, temiz, düzenli ve doğaya saygılı. Üç ayrı binası da birbirine yakın ve hepsinin Adatepe ruhunu yansıtan bir havası var. Çalışanları ise cana yakın ve her sorunuza detaylarıyla cevap veriyor. Burada yaşamış olduklarından, Adetepe’yi onlardan dinlemenin zevki bambaşka…

foto15300 yıllık bir tarihe sahip olan konağın bahçesinde duran -ayrıca isminin de ilhamı- “hünnap” ağacı ve yemyeşil geniş bahçesi ile bizi  etkiliyor. Sabah kahvaltısını yine bu konakta yaparken, dikkatimi çeken reçelin de bu bahçedeki hünnap ağacının meyvesi olan hünnaptan yapıldığını öğreniyorum. Ege kahvaltısına dair aradığınız her şeye sahip kahvaltısını ederken, pencerenin arkasında hafif hafif parlayan deniz manzarası eşliğinde huzurla doluyorsunuz. Normalde yazları bahçesinde yapacağımız keyfi, biz biraz serin olduğundan konağın içinde yapıyoruz.

Hünnap Han web sitesi

Adatepe2

Hüseyin Meral Zeytinyağ Evi & Cafe
Adatepe’de gezintiniz boyunca karşınıza sıkça çıkan “Hüseyin Meral” tabelalarını takip edip, dar taş sokaklardan birinin tam köşesinde yer alan bu zeytinyağı evine gelirseniz natürel sızma zeytinyağlarından muhakkak alın. Kahvaltılarda kullanım için ideal. Ayrıca yaza doğru mekanın girişine konan sandalyelerde oturup, şarap eşliğinde günü batırmak da bir diğer tavsiyemiz. Hüseyin Meral’de zeytinyağı dışında; sabun, natürel sızma zeytin sütü ve hatta mini sanat galerisine ait tablolar da bulmak mümkün.

Hüseyin Meral web sitesi

Adatepe3Refika Kafe
Terasından Adatepe evlerinin ve yemyeşil bitki örtüsünü seyredebileceğiniz bir kafe. İsmini zamanında köyde güzelliğiyle ün salan ve sonra Sakız adasına yerleşmek durumunda kalan Refika’dan alıyor. Yazları servis ettikleri buz gibi ev limonatasından içerken, bir yandan da köyü izlemek ruhunuzda dinginlik yaratacak.

zeusZeus Altarı
Homeros’un İlyada destanında bahsettiği gibi; Tanrıların dağı İda Dağı’nda, Tanrılar Tanrısı Zeus’un buradan Truva savaşını izleyip yönettiği söylenir. Baş Tanrı Zeus’a adanan ve Edremit körfezini gören bu altar çevreye ve deniz manzarasına en hakim tepe noktasına inşa edilmiştir.  Geçmişe ait tarihi yazıları okumak ve sonrasında uzun ağaçlı bir yoldan yürüyüp bu tepeye varmak güzel, fakat manzaraya bakıldığında doğal güzelliklerin bir bir yeni yapılarla çevrelendiğini görmek üzücü.

Ege’deki notların devamı yakında…

 

Kutsal Zamanlar: Bağ Bozumları

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Kutsal Zamanlar: Bağ Bozumları
Yazan: Beril Erbil
(only available in Turkish)

foto3Mevsim yaz… Yaz gelmedi diye başlayan serzenişlerimiz yerini, havaların çok sıcak olmasından yakınmalara bıraktı. Deniz ve tatil hayalleri aklımızdan geçiyor çokça… Bir sonraki tatil zamanını planlamaya çalışırken bir bakıyoruz ki Ağustos gelmiş, yarısı geçmiş; hatta yaz bitmek üzere… Hepimizi bir telaş sarıyor. Çünkü seviyoruz dalgalarla oynamayı, sularda kaybolmayı, ayaklarımızın kuma bulanmasını, güneşin sarhoşluğuna buz gibi bir bira ile biraz daha sarhoşluk katmayı, güneş tenimizi yalarken serin esen rüzgarda hayallere dalmayı, günbatımında romantik dakikalar yaşamayı, akşam sevdiklerimizle kurulan zengin sofraları, onlarla iki kadeh tokuşturmayı, yaz gecesi eğlencelerini, sabaha kadar süren sohbetleri…

Düşünüyorum da belki de yaz bizi doğaya ve kendimize en çok yaklaştıran mevsim olduğu için seviyoruz onu… Doğayla iç içe oldukça kendimize yaklaşıyoruz. Kendimize yaklaşmak bizi daha özgür, daha yaratıcı ve daha sosyal bireyler yapıyor. Bu sebeple dinlendiğimiz, eğlendiğimiz, içimize döndüğümüz ve çoğaldığımız bu zamanları bırakmak bize çok zor geliyor.

Soğuk ve karanlık kış gecelerine geçmeden önce ise arada çok güzel bir mevsimin yaşandığını unutmamak gerekiyor. Üstelik anlatacaklarıma ve önerime kulak verirseniz hem çok güzel bir deneyim yaşamış olacaksınız, hem de kışı bereket, neşe ve hafif bir sarhoşlukla karşılayacaksınız. Ağustos’un ikinci yarısı ile birlikte başlayan bağ bozumlarından bahsediyorum. Batıdan doğuya bağ bozumu şöleni yaşanacak topraklarımızda… Yani üzümler bağlardan toplanacak ama söylendiği kadar basit değil, bağcılar için kutsal zamanlar bu zamanlar…

Üzüm yılda bir kere bağ bozumu döneminde toplanıyor. Bağcılar tüm sene boyunca verdikleri emeğin karşılığını bağ bozumu zamanında alıyorlar. Hasatlar toplanıyor, tarım işleri bitiyor. Hava durumundan başlayarak bütün sene o bağın başına gelenler, o yılın şaraplarının kaderi oluyor. Sonbahar müjdeleniyor ve kışlık hazırlıklar başlıyor.

foto1Sonbaharın ilk müjdesi geçen hafta sonu İzmir’in Urla ilçesinde düzenlenen bağ bozumu şenliğinden geldi. Şenliği açılış gününde ziyaret ettim. Bu sayede hem Urla’yı bir kez daha görmüş oldum hem de üzüme, şaraba, tarladan sofraya gelen ürünlerin kokusuna biraz daha yaklaştım. Necati Cumalı’nın, Yorgo Seferis’in, Tanju Okan’ın anılarını taşıyan, sanata ilham olan Urla’da Cumhuriyet Meydanı, Malgaca Pazarı, Sanat Sokağı, Üretici Pazarı üzümler ve üzümlü ürünler, taptaze sebze ve meyvelerle doluydu. Tabii İzmir’in dört bir yanından gelen katılımcıların açtığı stantlar, yarışmalar, seminerler ve atölye çalışmaları da şenliğe ayrı bir boyut katıyordu. Tam bir yemek festivali şeklinde geçen şenlik; yerelliği, zanaatkarlığı ve butik üretimi katılanlara yeniden hatırlatıyordu.

Bahar aylarından bu yana Urla ve festivallerini daha çok duyar olduk. 1. Uluslararası Urla Enginar Festivali ile adından çok söz ettiren Urla şimdi bağ bozumu şenlikleri ile gündemde. Son dönemdeki bu hareketlenmeden bağımsız olarak Urla’da bağ bozumu şenlikleri 2600 yıldır kutlanıyor. 22 yıldır geleneksel ve daha düzenli halde kutlanan şenlikler yurt dışından ziyaretçi ve katılımcıları da ağırlıyor.

Urla halkı sadece üzüm bağlarına değil, tüm tarım alanlarına bağ dediği için bağ bozumu Urla’da sadece üzümlerin hasadını anlatmıyor, tüm tarım ürünlerini kapsıyor aslında. Yine de bağ bozumu aklımıza en çok üzümü ve şarabı getiriyor. Hatta Urla’nın üzümleri Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine de konu olmuş. Evliya Çelebi Malgaca Pazarı’nın ortasındaki büyük asmayı uzun uzun anlatmış, bağcıların farklı asmalarından bu asmaya yaptığı aşılar sayesinde çeşit çeşit üzüm veren bu asmanın etrafında yapılan şenliklerden bahsetmiş.

Üzüm ve şarabın hikayesi aslında daha da eskiye, Antik çağa kadar uzanıyor. Üzümün tarihi MÖ 5000 yıllarına dayanırken Anadolu’da da MÖ 3800 yıllarında üzümden bahsedildiği biliniyor. O zamandan bu zamana da bağ bozumu şenlikleri yapılıyor, insanlara şarabı veren tanrı Dionysos şerefine törenler düzenleniyor, üzümün dalından koparılışı kutlanıyor.

foto2Üzüm ve şarap Anadolu’da bu kadar uzun bir geçmişe sahip olmasına rağmen ülkemizde şarapçılık 80-90 yıldır bir sektör halini almış durumda. Son dönemlerde de gastronomi ve kültür turizmi kapsamında şarap firmalarının bağ bozumu turları düzenleniyor. Ağustosun ikinci yarısından başlayarak Eylül ve Ekim aylarında Marmara’dan Ege’ye, Ege’den İç ve Doğu Anadolu’ya kadar birçok bağ bozumunu yakalamak mümkün. Traktörlere binip tarlalara gitmek, sohbet ederek üzüm toplamak, üzüme ve şaraba dair bilgiler edinmek, yöre yemeklerinden tatmak yaz mevsimini bırakmaya zorlananlar için iyi bir alternatif olabilir. Doğayla iç içe olmak size bambaşka bir deneyim yaşatacak, farklı yörelerin farklı ritüelleri ile tanışmak çok keyifli olacaktır. Üstelik soğuk kış gecelerinde yudumlayacağınız şarabın hikayesine dokunmanın ondan aldığınız lezzeti bir kat daha arttıracağına eminim.

 

Ege’ye Doğru: Ayvalık, Bademli, Cunda Adası

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Egeye Doğru: Ayvalık, Bademli, Cunda Adası
Heading Towards the Aegean: Ayvalık, Bademli, Cunda Island
Written by Deniz Yılmaz Akman

07--ayvalık

Ege’nin benim için çok ayrı bir yeri var. Hem yazları çocukluğumun geçtiği yer, hem de gün batımlarının en iyi halini hep burada gördüm. Şahit olduğum muazzam manzaraları, hoş sohbet rakı masalarını, turkuazından lacivertine girdiğim denizlerin en güzelini hep burada tattım.

Bu yaz da, bütün güzellikleri anmaya hem Ayvalık’a, hem de yakınlarında yer alan Bademli ve Cunda Adası’na yeniden merhaba demeye geldik.

The aegean coast holds a different place in my heart. Not only is it the place I spent most of my summers as a child but it’s also the place that has the best sunsets I’ve ever seen. The incredible views I’ve witnessed, the pleasant conversations I’ve had over some rakı, and the turquoise-navy waters I’ve dipped in have always been here. In order to try all kinds of exquisite experiences this summer, I’ve decided to revisit not only Ayvalık but also Bademli and Cunda Island.

Ayvalık: Rum Köylerini ve Dar Sokakları Sevenlere

ayvalıkAyvalık tatil beldeleri arasında kimliğini en fazla koruyabilmiş yerlerden. Dar sokakları, taş evleri, mahalle kahveleri aynen duruyor. Ben Ayvalık’ın çarşısından çok, Rum mahallelerini ve cumartesi günleri antika pazar kurulan Barbaros Caddesi (9. sokak) civarını daha çok seviyorum.

Bir de aklınızda bulunsun, Ayvalık’tan Midilli’ye günü birlik veya 1-2 gün kalabileceğiniz gemi turları düzenleniyor. Daha kolay gerçekleşen (Schengen’e kıyasla) evrak vs. işlerini halledip, kısa süreliğine Midilli’ye geçebilirsiniz. Gelelim Ayvalık’ın mekanlarına:

Ayvalık: Lovers of Greek Villages and Tight Streets
Compared to many other vacation spots, Ayvalık has really managed to remain preserved. Tight side streets, stone built houses, and the local coffee are all still the same. More than Ayvalık’s main square, I’m more of a fan of the Greek towns and the antique flea market on Saturdays near Barbaros Boulevard (9th street).
Keep in mind that there are daily or 1-2 day boat tours that are organized from Ayvalık to Midilli. What can be easier (compared to Schengen) is to cross over to Midilli after having taken care of necessary official documents. Now let’s get to the local spots in Ayvalık:
08--cafe-caramel

Cafe Caramel
Bu mekan Yasemin Hanım’ın en az kendi evi kadar özenip bezendiği, belki de bu yüzden “evinizdeymiş” gibi bir his yaratan şirin mekanı. Sokağa konulan masa ve sandalyeleri yanı sıra içeride de bir alana sahip; burada hem mini pastane bölümü hem de bir kısmı satılık antika eşyalar bulunuyor. Günlük tatlılarından seçip, yanına da ev yapımı likörlerinden söyleyince keyfinize diyecek olmuyor. Benim favori tatlılarım: üzeri reçelle ikram edilen damla sakızlı muhallebi ve çilek soslu sütlü irmik tatlısı. Ayrıca Elmalı tartını ve ev likörlerini de muhakkak deneyin.

Cafe Caramel Adres: Barbaros Cad. 9. Sok.

This is a cute little place that was definitely inspired by Yasemin Hanım’s own house, probably because she wants us to feel “right at home”. Aside from the tables and chairs placed on the street, the interior has an atmosphere of its own; complete with a bakery section as well as an area filled with antique furniture displayed for sale. Once you order one of their daily treats with a homemade liquor on the side, you will be speechless with satisfaction. My favorite desserts: damla sakızlı muhallebi (gum tree pudding) dressed with jam and sütlü irmik tatlısı (Milky Semolina dessert). Make sure to taste the apple tart and homemade liquor.

04--şeytanın-kahvesiŞeytanın Kahvesi
Sokak aralarında iyice gezip, yorulduğumuzda serinlemek için oturabileceğimiz bu kahve karşımıza çıkıyor. Tipik Ege kahvelerinden biraz daha modern döşenmiş bir mekan. Dışarıda yer alan bir masaya geçin, buz gibi bir “koruk suyu” söyleyin ve kendinizi biraz zamansız bu sokağın atmosferine bırakın.

Şeytanın Kahvesi Adres: Zekibey Mah. 13 Nisan Cad. No:4

Once you thoroughly explore all of the streets, you’ll come across a coffee place to quickly rest and recharge. A place that’s a little more different and modern from the typical Aegean coffee places. Pop a squat at one of the tables outside, order an ice-cold “verjuice” and surrender to the timeless atmosphere of this street.

Kvcii
Ayvalık’ın ilk “coffee shoplarından” biri. İç mekan dekorasyonu ile şehirli bir tarzı olan, konumu itibariyle de Ayvalık’ın mahalle kültüründen kopmadan kahve hizmeti veren bu kaliteli mekana uğrayıp, kitap eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Kvcii Ayvalık Adres: İsmetpasa Mah. Cumhuriyet Cad. No 53

One of the first “coffee shops” in Ayvalık. With its interior design and city vibes, this place hasn’t ventured too far from the local culture. Visit this quality coffee serving site and sip on a cup of joe with a book in hand.

06--çingene-antik

Çingene Antik
Geçtiğimiz senelerde Ayvalık antika pazarı esnasında keşfettiğim Çingene Antik, antika severler için bir cennet sayılabilecek büyüklükte. Aradığınız birçok şeyi burada bulabilirsiniz. Yer aldığı sokağın paralelinde ve yakınlarında da antika dükkanları mevcut.

Çingene Antik Adres: Vehbibey Mah. Barbaros Cad. 8. Sok. 14/A

In recent years, I’ve roamed the Ayvalık antique flea market and discovered Çingene Antik: heaven for antique lovers. You can find most of the things you may seek right here. There are plenty of other antique shops around here including many on the street that sits parallel to this location.

Bademli Köyü: Zamanın Yavaş Aktığı Köylerden

09--pissa

Bademli, Dikili’nin biraz ilerisinde, Ayvalık’a arabayla yaklaşık 1 saat mesafede yer alan bir köy. Yerleşim alanlarının az oluşu, burayı kalabalık ve “popüler” yapmaktan alıkoymuş. Koyları arasında kalan yollar o kadar huzurlu ki, yolculuk hiç bitmesin istiyor insan. Köyün içinde yer alan birkaç kahvede yine Ayvalık’daki gibi karadut suları ikram ediliyor. Zeytin ve zeytinyağı bulabileceğiniz birkaç tane de dükkan mevcut.

Bademli’yi bence en özel kılan şeylerden biri buraya yavaş bir yaşamın hakim olması. Diğer güzelliği ise isimlerini belki de çok az duymuş olduğumuz koyları. “Pissa Koyubunlardan biri. Fame Beach isimli bir “beach club”ı, biraz ötesinde de Pissa Beach isimli daha bakir bir başka plaıj yer alıyor. Biz gittiğimizde ne yazık ki deniz biraz dalgalıydı ama özellikle durgunken denizin rengine, bembeyaz kumlarına hayran olmamak mümkün değil.

Karşınızda gördüğünüz Kalem adası ve birkaç tane adacık, onun arkasında da Midilli’nin silüeti… O kadar sakin bir koy ki burası, çok da bir olanak beklemeden sadece denizine ve doğasına teslim olacağınız bir huzur alanı gibi.

Bademli Köyü: The Village Where Time Drips Slowly
Bademli is a village that’s about an hour away by car from Ayvalık, a little further past Dikili. Because there hasn’t been too much development in this area, this spot has become the most crowded and “popular” spot. Surrounded by serene coves, you won’t want the road trip to end. A few of the coffee spots within this village serve black mulberry juice, similar to Ayvalık. Plenty of places to find olives and olive oil too.

One of the main things that makes Bademli special is its leisurely pace of everyday living. Its other elements of beauty include its little known coves. “Pissa Koyu (Cove)” is one of these. A little further down past a “beach club” named Fame Beach is Pissa Beach, a seldom visited beach. Unfortunately when we visited, the water was a bit wavy but when it’s calm it’s difficult not to fall in love with its incredible color and white beaches.

You’ll see Kalem adası (Kalem Island) and a few other islands scattered nearby across the way along with the silhouette of Midilli hidden behind… Such a calm cove in a space where one can completely surrender to the sea and nature.

05--sunarın-yeri

Gün batımına yakın saatlerde Bademli’nin belki de tek meze-rakı keyfi yapılabilecek restoranı Sunar’ın Yeri’ne gidiyoruz. Burada saatler süren (evet güneş de buradaki yaşam gibi yavaş batıyor) gün batımını izliyor, kendimize leziz kalamarlarından ve mezelerinden söylüyoruz. Burası da aslında bir koyda yer alıyor fakat diğer koylara kıyasla çok dar olduğundan denizi oldukça durgun ve sadece seyirlik. Suda zıplayan balıkları izlerken, bir yandan da rakımızdan yudumlayıp, ızgara ahtapot ve yoğurtlu patlıcanın tadına varıyoruz.

Sunar’ın Yeri Adres: Bademli Köyü Iskele Başı Dikili

As time inches closer towards the end of the day, we gravitate towards possibly the only place to enjoy meze-rakı in Bademli: Sunar’ın Yeri (Sunar’s Place). Here, we enjoy the everlasting sunset (and yes, the sunsets are just as slow as time here) and order delicious calamari and cold appetizers. This place is actually part of a cove but because it’s smaller compared to the others, its still water is something spectacular. We savor the moment as we watch the fish jumping in and out of the water while sipping on rakı, and tasting the grilled octopus and eggplant with yogurt on the side.

Cunda Adası: Yıllara Karşı Koyan Ada

cunda

Çok değişmeyen adalardan biri de Cunda Adası. Diğer ismiyle “Alibey Adası” Ayvalık koyunun içinde yer alan adalardan yerleşime açık olan tek ada. Türkiye’nin “ilk boğaz köprüsü” (1964) diye adlandırılan köprü Alibey ve Lale adalarını birbirine bağlıyor. Cunda Adası’nda yaşayan büyük çoğunluk mübadele zamanı Girit ve Midilli adalarından göç etmiş Türklerden oluşuyor.

Şimdilerde, tatil için daha sakin bir Ege tercih edenlerin ziyaret ettiği adada gitmediğimiz 2 yılda neler değişmiş diye dar sokaklarında keşfe çıkıyoruz.

Cunda: The Timeless Island
One of the islands that hasn’t changed a whole lot is Cunda Adasi. Also known as “Alibey Adasi”, this is the only island located within the Ayvalık cove where people reside. Turkey’s “First Bosphorous Bridge” (1964) ties Alibey and Lale island to one another. Majority of the people living on Cunda Adasi began with Turks that immigrated from Girit and Midilli islands during the trading era.
And now, we will explore the island that we haven’t visited in over 2 years and go down the list of places hidden in the tight streets for those of you who prefer a calm version of the Aegean for vacation.

kilise

Taksiyarhis Kilisesi
Bu kilise yıllar önce bitap bir halde -yine de meraklıların ziyaretine açık- yine aynı yerinde duruyordu. Bu seneki gezimizde de gördüğümüz üzere Koç Müzecilik vakfına tahsis edilmiş ve geçtiğimiz yıllarda da restorasyonu tamamlanmış. Bazilika tipinde, Neo Klasik mimari tarzında 1873 yılında inşaa edilen kilise/müzeyi muhakkak görün derim. Pazartesi günleri kapalı olduğunu da unutmayın.

Taksiyarhis Kilisesi (Church)
Despite being worn-out over the years, this church is still sitting in the same place and open to those who are curious. During our tour this year, we saw that it has been taken over and completely renovated by the Koç Museum Foundation. Made in 1873 with its Basilica style and Neoclassical architecture, this museum is a must see. Don’t forget that it’s closed on Mondays.

Sevim ve  Necdet Kent Kitaplığı / Agios Yannis Şapeli
Koç Müzecilik vakfının restore ettiği bir diğer yapı da Agios Yannis Şapeli. İçinde geçmişte de, dini kitapların yer aldığı kitaplığı şimdilerde “kent kitaplığı” olarak değiştirilmiş ve içi restore edilmiş. Arkasındaki değirmen de aynı şekilde restore edilerek 2007 yılında yeniden açılmış. Yanında yer alan kafesinde (Panorama Kafe) gün batımını izlemeyebilirsiniz. Ayrıca kitaplık kısmını gezmek ve değirmenin terasından manzaraya bakmak çok keyifli.
Kitaplık Pazartesi hariç her gün: 09:00 -17:30 arası açık. Giriş ücretsiz.

Sevim ve  Necdet Kent Kitaplığı Adres: Garip Sok. No: 5 

Sevim ve Necdet (Town Bookstore) / Agios Yannis Şapeli
Another structure that the Koç Museum Foundation has restored is Agios Yannis Şapeli. A place that once held religious literature is now the “town bookstore” with its renovated interior. The mill situated behind was also restored and was opened to the public in 2007. The cafe located next door (Panorama Kafe) is perfect for watching the day come to a close. Aside from that, wandering the bookshelves and absorbing the view from the terrace on the mill is especially enjoyable.

Bookstore Open Everyday Except Monday: 09:00 – 17:30. Free Admission

03--vino

Vino Şarap Evi
Kırmızı kareli örtüleriyle hemen dikkatimi çeken ve sanki İtalya’nın küçük bir kasabasındaymışım gibi hissettiren bu kafede ev yapımı şarap ve likörlerden tadabilirsiniz. Zeytinyağlı meze seçenekleri de sunan, Cunda’nın klasik rakı-meze restoranlarından farklı bu aile işletmesine, hafif esintili bir akşamüstü şarap keyfi için uğrayın.

Vino Şarap Evi Adres: Cumhuriyet Cad. No: 8

With its eye-catching red checkered tablecloths, you can sit at this cafe and try their homemade wine and liquor and pretend you’re in an old Italian village. Complete with olive oil based cold appetizers, make sure to visit this classic Cunda rakı-meze (cold appetizer) restaurant for a breezy wine tasting evening.

01-saklı-bahçe

Saklı Bahçe / Altay Butik Otel
Çok şirin bir butik otel içinde yer alan “Saklı Bahçe” Cunda’nın bir elin parmağını geçmeyecek sayıda mekan seçenekleri arasında en sevdiklerimizden. Gölge altında oturup taze limonatasından yudumlarken, dışarıdaki kalabalıktan sıyrılıp, kendinizi bahçenizde hissedebilirsiniz.

Kahvaltı ve akşama doğru içki ile atıştırmalıklar sunan Saklı Bahçe’nin içinde yer aldığı Altay Butik Otelde butik otel arayanlar için yerinde bir tercih olabilir.

Saklı Bahçe / Altay Butik Otel Adres: Namık Kemal Mah. Ayvalık Cad. No:18

Located inside a very cute boutique hotel, “Saklı Bahçe” is one of the very few places that we happened to love on Cunda. Sit under a shady spot in their garden and sip on some lemonade while escaping the crowd.
Perfect for breakfast and drinks or snacks for later in the day, Saklı Bahçe is located inside “Altay Boutique Hotel”; a boutique hotel ideal for those who are looking for a place to stay.

02--taş-kahve

Taş Kahve
Adanın sahilinde yer alan eski kahve, tavanında uçuşan kırlangıçları ve serin havasıyla ünlü. Pencerelerinde yer alan renkli vitray camlarının arkasından sahili izlerken, ev yapımı soğuk limonatasından içmek ve meşhur Ayvalık tostundan yemek olmazsa olmazlarımızdan! Tabii bir de kağıt oyunu oynarken tatlı kavgalar tutulan amcaları izlemek…

Taş Kahve Adres: Cunda Sahil Yolu

An old coffee shop located on the shore, this place is famous for its breezy air and the birds that flutter around the ceiling. Gazing at the seaside through the colorful stained glass while enjoying their homemade lemonade and noted Ayvalık toast are a must! And of course witnessing a playful fight between the elderly locals over a game of cards…

11--girit

Lal Girit Mutfağı
Cunda’da sayısı fazla olan rakı balık restoranlarının arasına biraz daha yerel bir alternatif koymak isteyenlere Lal Girit Mutfağı’nı tavsiye edebilirim. Aile işletmesi olan Lal Girit Mutfağı’nda Girit mezeleri ve zeytinyağlı yemekler bulabilirsiniz. Girit Lokumu (patlıcan yemeği), börülce, kabak yemeği ve kabak çiçeği dolması gibi ağız sulandıran seçenekler var.

Lal Girit Mutfağı Adres: Mithat Paşa Mah., No:20

I would recommend this for those of you who are looking for something a little more locally alternative compared to the numerous rakı balık restaurant options in Cunda. At the family run “Lal Girit Kitchen”, you’ll find a variety of Girit meze’s and olive oil based dishes. The Girit Lokumu (eggplant dish), beans, zucchini dishes, and stuffed zucchini are just a few of the options that are enough to make your mouth water.

10--sokaki

Sokaki Restoran Kafe (Costa’nın Yeri)
Normalde sahildeki balıkçıları tercih ederdik, bu seferde bir değişiklik olsun diye sahilin bir arka sokağında yer alan restoranlardan birine; Sokaki Restoran’a geldik. Yine bir başka aile işletmesi olan restoranın sahipleri Yunan. Haliyle Yunan mezeleri ve Yunan müzikleri bizi karşılıyor. Servis kalitesine çok önem veren bu mekanda, çok lezzetli “Saganaki (kızarmış peynir), Greek Salad, şarap soslu sübye ve güveçte midye yedik. Sokakta yer almasından kaynaklanan samimi ortamı ve klasik mezeleriyle de denenebilir bir mekan.
Not: Tatlı servisleri yok fakat süzme yoğurt üzerinde gelen fıstık reçelini ve rakomelo likörlerini kesinlikle tavsiye ederim!

Sokaki Restoran Adres: Zafer sokak No:6

Normally, we would prefer the fish places located by the water but this time we decided to try something hidden in the side streets just for a change of pace; so we came to Sokaki Restaurant. Another family run place but this time by a Greek family. The Greek meze’s and music welcomed us with open arms. In a place that pays specific attention to quality service, we tried the delicious “Saganaki” (fried cheese), Greek salad, şarap soslu sübye (squid in a wine sauce) and güveçte midye (mussel stew). With seating space right on the street setting the atmosphere and the classic meze’s, this is a place you may want to try.
Note:They do not serve dessert however the süzme yoğurt üzerinde gelen fıstık reçelini (strained yogurt with nut jam) ve rakomelo liquor are definitely recommended!

Eski Foça: Viva la Siesta!

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Eski Foça: Viva la Siesta! // Old Foça: Long Live Naptime!
Written by Murat Can Uysal

foto1

Tıpkı başlıkta olduğu gibi içimden bir sevinçli nida yükseliyor. Yaşasın tatil, yaşasın siesta! Peki beni bu denli mutlu ve huzurlu kılan, bu sözü söyleten ne derseniz?  Cevabı sakin, dingin, huzurlu güzel Eski Foça’da saklı.

Eski Foça, her zaman yeniden keşfedilmeyi bekleyenler listemde duruyordu. Ama bir türlü fırsatını yaratıp gidememiştim. Eski Foça çocukluğumun anılarında sadece soğuk denizi ve Akdeniz foklarıyla kalmış, yazlıkçıların gittiği klasik ve güzide bir sahil kasabasıydı. Lakin bu gidişimde Eski Foça beni çok farklı karşıladı.

I am choking up with joy inside just the way I was at the beginning of this trip. Cheers to a vacation, cheers to napping! Okay, but what do you think it is that’s making me so happy and peaceful? The answer lies in the calm, serene, and peaceful Old Foça.
Old Foça was always sitting on my list, waiting for me to set off on a journey to discover it. But I couldn’t seem to organize a time to go. What I remember of Old Foça is what’s left of my childhood memories; the cold sea, the seals of the Mediterranean,  memories, local visitors for the summer holiday, and its classic and notable beach town. However, this time I greeted Old Foça in a completely unexpected way.

foto2

Kulağımda Lara Di Lara’nın “Oraya Doğru” albümü, içimden şarkıları mırıldanırken Eski Foça, beni değirmenleriyle selamladı. Tarihi konusunda tam olarak bir netlik olmasa da 18.YY’dan kaldığı söylenen yel değirmenleri döneminde 27 taneyken şimdilerde sadece üçü zamana meydan okuyor. Kıvrıla kıvrıla indiğimiz yolda engin bir maviyle karşılaşıyorum. İçim huzur ve mutlulukla dolu. Neden olmasın ki… Bir kez daha sorguluyor insan: denizsiz bir yerde yaşayabilir miyim?

Lara Di Lara’s album titled Oraya Doğru (“That Way”) occupies my eardrums while I hum along as Old Foça welcomes me with its mills. Even though there isn’t much clarity in terms of its history, it’s known that there are only 3 windmills left from what used to be 27 that date back to the 19th century. As we curve downward through the streets, I come across a vast blueness. I am suddenly filled with happiness and tranquility… You may ask yourself: Can you really live somewhere far from the sea?

foto4
İlk olarak Eski Foça’yı keşfim çarşısıyla başlıyor. Çarşı; tipik, küçük bir Ege çarşısı. Çarşı içinde çok çeşitli dükkanlar ve kafeler var. Benim gözüme çarpan Cafe Gramafon oldu. Nostaljik görüntüsü ve tahta sandalyeleriyle çarşıda kısa bir mola için güzel bir alternatif.

I begin to discover Old Foça by starting with the town square. The main market area is a typical little Aegean market place. The square is filled with a variety of stores and cafes. The one place that stuck out to me was Cafe Gramafon. With its nostalgic feel and wooden chairs, this place is the perfect alternative for a short break.

Rota 1 // Route 1

foto6

foto3Marina ve kale çevresini kapsayan rotada ilk durak eski Foça evleri olmalı. Rum mimarisinin ağır bastığı 1800’lere tarihlenen evlerin arasında fotoğraf çekerken kaybolabilirsiniz. Yükseklikleri fazla olması nedeniyle “kule evler” olarak da adlandırılıyorlar. Her biri ayrı renge sahip panjurları ve mimarileriyle başınızı döndüren bir estetiğe sahipler. Özellikle marinanın karşı kısmında, Akdeniz Foku anıtının ardındaki ikiz villaların bahçelerine ve mimarisine hayran kalacaksınız.

On the route around the marina and the castle resides the historical houses of Old Foça. With a heavy Greek influence on its architecture, you can get lost admiring and photographing these houses that date as far back as the 1800s. Recognized for their height, they are usually known as the “tower houses”. Each one decorated with different colored shutters and architecture, these houses will make your head spin with their unique esthetic. You will especially admire the garden and architecture that sits past the Mediterranean Seal monument across the marina.

foto7Akdeniz foku anıtını arkanıza alıp sahili sağ taraftan takibe aldığınızda karşınıza ihtişamlı Foça Kalesi çıkacak. “Dış Kale ya da Ceneviz Kalesi” olarak da adlandırılan, savunma amaçlı kullanılmış Foça Kalesi, kaynaklara göre 1678 yılında bölgeyi korumak için stratejik bir noktada yapılmış. İçinde bulunan;  açık hava tiyatrosu olarak kullanılan bölüm ise Osmanlı Dönemi’nde kayıkhaneymiş. Kalenin içerisinde çok fazla eser bulunmasa da panoramik bir Foça manzarası sunuyor.

Once you pass the Mediterranean seal monument and walk with the sea on your right side, you will come across the magnificent Foça Castle. Also known as “Exterior Castle or Genoa Castle”, this site was built strategically to be used as a defensive quarter in 1678 to protect the local area. Inside is an open air theater that was originally used as a boathouse during the Ottoman era. Even though there’s not much to look at inside the castle, it’s still a prime spot that presents a panoramic view of Foça.

foto8Ancak Foça kalesinin üst kısmında öyle bir sokak yer alıyor ki… Size nostaljik bir Foça vaadediyor. Arnavut kaldırımı taş bir sokakta, yan yana dizilmiş restoranlar ve evler muhteşem bir görüntü sunuyor. Bu sokakta ise gurmelerin ve seyahat yazarlarının önerisi Fokai Balık Restorana uğramalısınız. Mezeleri çeşitli, balıkları taze. Manzarası da cabası.

Only on top of Foça Castle can you see a street such as this… One that gives you a nostalgic taste of Foça. The scene is set with an Albanian cobble stone road filled with a string of restaurants and houses. One place that is considered a must try by gourmet experts and travel writers is Fokai Balık Restoran (Fokai Fish Restaurant). Filled with a variety of meze’s (cold appetizers), and fresh fish. And the view brings it all together.

http://www.fokaibalik.com/

Rota 2 // Route 2

foto9İkinci rota olarak; balıkçı teknelerinin sıra sıra dizildiği, tipik Ege kasabası görünümüyle içinizde büyük bir dinginlik yaratacak; Eski Foça İskeleyle gezinize başlayabilirsiniz.

Kalenin surlarının arka kısmında yer alan bu rotada ilk durak Girit usülü dondurmalarıyla ünlü Nazmi Usta olmalı. Yaz-kış uzun kuyrukların oluştuğu bu şirin dondurmacının tahta sandalyelerine kurulun ve manzaraya karşı dondurmanın tadını çıkarın. Önerim Borovinka ve tahinli dondurma.

As a second route, you can start by the Old Foça Pier where you will view a line of fishing boats and a typical Aegean village that will breathe serenity into you.
Behind the walls of the castle lies the first stop on this route: Nazmi Usta, famous for its Crete style ice cream. Try to look past the fact that you will face long lines no matter what season is and relax on the cute wooden chairs of this ice cream parlor to enjoy the view. I personally recommend the Borovinka and Tahini flavors.

foto5Dondurmaları yedikten sonra, Eski Foça’yı keşfetmek için sahil şeridindeki mimariyi fotoğraflayabilirsiniz. Palmiyelerle çevrili bu sahil şeridi tahta iskelelerle kaplanmış. Buradan denize girmek çok keyifli. Deniz, çok temiz ve berrak ama biraz soğuk.

After you’ve tried the ice cream, you can explore Old Foça by strolling along the seacoast and taking photos of the architecture.  Decorated with palm trees, this seacoast is surrounded by wooden walkways by the pier. It’s very pleasant to dip into the water from here. The water is very clean and clear but also a bit chilly.

foto10Sahil şeridinde eski Rum evlerini fotoğraflarken hemen gözünüze çarpacak bir otelden de bahsetmeden olmaz. Çivit mavi panjurları, pembe çiçekleriyle göz kırpan Lola 38 Hotel Eski Foça’da restorasyonu ve kimliğiyle en güzel otellerden. 1891 yılında Rum bir armatörün evi olarak yapılmış olan, Urgun ailesi tarafından restore edilerek butik otele dönüştürülen Lola 38 Hotel, sahilde Reha Midilli Caddesi üzerinde.

Aside from capturing photos of the old Greek houses around the seacoast, it’s impossible not to mention the story of the following eyecatching hotel. As it poses with its indigo blue shutters and winks with its pink flowers, Lola 38 Hotel is one of the most beautiful restaurant-hotel’s in Old Foça. Originally built for a Greek ship owner in 1891, this place was later renovated and restored by  the Urgun family and turned into a boutique hotel called Lola 38 Hotel located on Reda Midilli Street.

http://www.lola38hotel.com

Alaçatı Vol – 2

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Antika Meraklılarına: Pop – Camgeran – Kuş Kafesi // For Antique Fansfoto12


Antika meraklılarının muhakkak uğradığı dükkanlardan en sevdiğimiz üçü Pop, Camgeran ve Kuş Kafesi oldu. Diğerlerinin bazıları kapalı olduğu için girme fırsatını yakalayamasak da, bu üç dükkanda zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadık. Pop’a girince kendini kaydediyor insan. Etrafınız, 60’ların radyo, daktilo, pikap gibi eşyalarıyla çevirili, arzu nesnelerinin her köşeden karşınıza çıktığı raflarla dolu. Her bir parça çok bakımlı, çok kıymetli. Hatta bazı ürünler sadece sergilemelik, satılık bile değil. Tam girişinde yer alan çocukluğumuzun hayali mini akülü arabadan gözünüzü alabilirseniz, dükkanın her bir köşesini inceleyin ve zamanda yolculuğa çıkın.

Our top three go-to places visited by most antique lovers include Pop, Camgeran, and Kuş Kafesi. Even though we wanted to visit others that turned out to be closed, these three kept us so busy that we lost track of time. When you enter Pop, you lose yourself. You are surrounded with 60s radios, typewriters, record players, and shelves filled with any random objects that you may desire. Each item is very well kept and valuable. Especially some items are purely for display and not for sale. If you can get your gaze away from the mini battery operated car right at the entrance, make sure you explore each corner of this store while traveling back in time.

Pop Adres: Hacı Memiş Mah. 2012 Sok. No: 22

foto13Mahalledeki bir diğer antika cenneti Camgeran’da yer alan porselenler, cam eşyalar, fincan takımları ve kristal bardaklar çok göz alıcı. Sahibi Hıdır bey ve eşinin Ankara’daki hayatlarını geride bırakıp, burada yeniden bir hayata başladıkları dünyalarının en kıymetli noktası belki de… İçeride gördüğünüz cam ürünlerin bir kısmı Hıdır Bey’in elinden çıkıyor, takımlar ise genelde Avrupa’dan seçilip getiriliyor.

One other antique heaven in this neighborhood is Camgeran, filled with porcelain china, glass items, as well as glass and crystal cups that are especially eyecatching. The owner Mr. Hıdır and his wife left Ankara and started a new life here. They consider it one of the most important moments in their life… Most of the glass items that are inside go through Mr. Hıdır’s hands and the sets are usually custom picked from Europe.

Camgeran Adres: Tokoğlu Mah., 1005 Sok. No:64/C

foto14Bir diğer keşfimiz ise Kuş Kafesi; bir kısmı küçük kafe olan, arka tarafta ise antika tabloların, kartpostalların, ikinci el ve antika mobilyaların sıralandığı raflara yer veren bir dükkan.

Another one of our discoveries is Kuş Kafesi; complete with a small cafe, surrounded by antique paintings, postcards, and second hand/antique furniture.

Kuş Kafesi Adres: Hacı Memiş Mah. 2012 Sok. No:11

foto15Rue 1387
Vitrininde yer alan tasarım ürünleri ve içerideki ikinci el (hepsi çok iyi durumda) eşyaları görünce bu dükkana aşık olmamak elde değil. Birçok şey ebatları itibariyle oldukça büyük; belki ev için değilse de eğer mekan açma düşünceniz varsa toplayabileceğiniz türden. Kalitesi itibariyle de oldukça iyi durumda olan parçalar, koleksiyon yapıyorsanız da oldukça ilgi çekici. (Dükkanın arka tarafındaki çekmecelerde yer alan el boyaması porselen tabaklara bakmayı unutmayın).

When you see all of the well-designed items and second hand furniture (all in excellent condition), it’s impossible to not fall in love with this place. Alot of the items are large in size; if not for home, then you may be able to collect a lot of nice finds for a store you may be wanting to open. High quality and in mint condition, there pieces are quite stunning if you are a collector. (Don’t forget to check out the hand painted porcelain plates inside the drawers located in the back of the store).

Rue 1387 Adres: Hacımemiş Mah. 2012 Sok.

Alaçatı’nın Huzurlu Kahve ve Pastaneleri // Peaceful Coffee Shops and Bakeries

foto16

Köşe Kahve
Alaçatı’nın en hareketli olduğu sokağın hemen köşesinde yer alan bu kahve, diğer geleneksel kahvelerden farklı. Burası bir “kahve”nin modern uyarlaması. Dış kısmında oturup insanları seyredebileceğiniz, limonatasından veya Türk kahvesinden içip atıştırmalık ve brunch içeren menüsünden seçim yapabileceğiniz, güzel vakit geçirmelik bir mekan. Biz burayı laptop’ımızı alıp çalışmak için tercih ettik.

Located in one of the most busiest corners in Alaçatı, this coffee place is different from other traditional coffee shops. This is a more modern rendition of “coffee”. With outdoor seating space that allows you to people watch while munching on some snacks, choosing from the brunch menu, and/or sipping on some lemonade or Turkish Coffee, you are guaranteed to have a nice time here. We chose this place to get cozy with our laptops and work for awhile.

Köşe Kahve Adres: Tokoğlu Mah., Kemal Paşa Cad. 41/A

foto17İmren Pastanesi // Imren Bakery
Asıl adı “İmren Helva Evi” olan pastane 1941’den beri hayatta. 3 şubesi de birbirine yakın mesafede bulunuyor. Önündeki masalarında oturup, sakızlı dondurmasından veya sakızlı kurabiyelerinden yerken zaman yavaşça akıp gidiyor.

Originally named “Imren Helva Evi”, this bakery has been running since 1941. All 3 brances are all within proximity of one another. Time passes slowly when you relax at the tables in front, enjoying the gum tree ice cream and cookies.

İmren Pastanesi Adres: Kemal Paşa Cad. No:65

Rumeli Pastanesi // Rumeli Bakery
Damla sakızlı dondurmasının meşhur olduğu ama diğer aromalı (mesela tahinli) dondurmalarının da en az sakızlısı kadar lezzetli olduğu, 1945’ten beri açık bir diğer nostaljik mekan.
Ayrıca reçellerinden almanızı ve kavala kurabiyelerinden de tatmanızı öneririm.

Famous for its gum tree ice cream as well as other delicious gumless aromas like tahini, this nostalgic place has been open since 1945. Aside from that, we recommend that you try some of their jams and Kavala cookies.

Rumeli Pastanesi Adres: İsmet İnönü Mah., İnkılap Cad., No 46/A

Plaj Tercihleri // Beach Preferences

foto18

Kum Beach
Biraz daha sakinlik arıyorsanız ve denizin renginin açık-turkuvaz olmasını istiyorsanız Kum Beach’i tercih edebilirsiniz. Denizin kenarına dizili üstü gölgelikli mini locaları ile de gayet konforlu bir seçim.

If you’re looking for some calm spots and you’re seeking light turquoise water, you may like Kum Beach. Nice and shady lodges lined up by the seacoast is definitely a comfortable choice.

Propoganda Beach
Daha fazla genç kesimin tercih ettiği, bazen partili, zıplamalı, kopmalı bir atmosfere sahip enerjik bir plaj. Denizi Kum Beach’inkine benzer nitelikte.

A beach that draws more of a young crowd with its jumping, high energy, and sometimes party atmosphere. Its sea is pretty similar to Kum Beach in terms of nature.

Sakızlı Koy
Biraz daha uzaklara giderek, balıkçı limanlarını, mini köyleri geçip varacağınız tam bir Ege koyu.
If you drift away a short distance past the fishing harbor and small villages, you will arrive at the Ege koy (cove).

Kumru Meselesi… // The thing about Kumru sandwich…

foto19İzmirlilerin vazgeçilmezi “kumru” yemeden Alaçatı’dan dönmek olmaz deyip birkaç yer birden deniyoruz. Kumru aslında İzmir’de, satıcıların tezgahında  domates, yeşil biber ve İzmir tulum peyniri konularak satılıyor. Alaçatı’da ise yine benzer ekmek (poğaçayı andıran hamuru ile) kaşar peyniri, sucuk, salam, eritilmiş Sayas peyniri, domates ve ketçap-mayonez ile sunuluyor. Yanında da bir tabakta acılı turşu geliyor.
Genelde tüm tanıdıklarımız Kumrucu Aykut (Ilıca’da) ve Kumrucu Şevki’yi (Uğur Mumcu Caddesi üzerinde) önerdi. Bizim denediğimiz “Alaçatı Kumru” da (Uğur Mumcu Cad. üzerinde) en az onlar kadar iyiydi. Zaten içeriğinden çok genelde ekmeğinin kalitesi farklılık gösteriyor bir kumrucudan diğerine…

Having heard from the locals of Izmir that we cannot leave Alaçatı until we try the infamous kumru sandwich, we decided to try a few places. Kumru is actually sold in Izmir with the addition of fresh tomatoes, green pepppers, and local goat cheese. But in Alaçatı, it is made with the same type of bread (similar to the dough used to make poğaçayı) with the addition of kaşar peyniri (aged cheese), sucuk (cured meat), salami, melted Sayas cheese, tomatoes, mayo, and ketchup. It all comes together with a side of spicy pickles.
Generally, alot of people recommended us to go to Kumrucu Aykut (In Ilıca) and Kumrucu Şevki (On Uğur Mumcu Caddesi). The one we tried at Alaçatı Kumru (On Uğur Mumcu Caddesi) was just as good as the others that were mentioned. More than the ingredients, what distinguishes one place from another is the quality of their bread.

Alaçatı Kumru Adres: Tokoğlu Mah. Uğur Mumcu Cad. F Blk. D:5/C

Muhakkak Deneyin… // Must Try…

foto20
– Seyyar tezgahlarda veya plajlarda satılan midye dolmalarını,
– İmren’in sakızlı dondurmasını ve Kavala kurabiyesini,
- 1850 Hotel’in bahçesinde kahvaltı yapmayı ve kahvaltıda sunulan “havuç reçelini” muhakkak deneyin.

- The stuffed mussels sold on street carts or by the beach,
- Imren’s gum tree ice cream and Kavala cookies,
- A breakfast in the garden of 1850 Hotel and the “havuç reçeli” (carrot jam) are all a must on your list.

Alaçatı Vol – 1

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Sezon Öncesi Alaçatı’da Tatil // Vacation in Alaçatı Before High Season
Written by Deniz Yılmaz

foto1Normal şartlarda Alaçatı denilince aklıma ilk gelen şeylerden biri “kalabalık” olduğundan, bir süredir buraya uğramıyordum. Seneler öncesinde gittiğim Alaçatı’nın görüntüleriyle yetinip, onu hala öyle bakir hayal ediyordum. Fakat Mayıs ayının sonunda, ani bir kararla Alaçatı’ya gitmeye karar verdik. Oradakilerden “sezon dışı” olduğunu ve henüz akın akın insanla dolmadığını öğrenince de, sakin sokakları hayal ederek yola koyulduk. Hiçbir hayal kırıklığı yaşamadığımız ve tam olarak hayalimizdeki gibi bir Alaçatı ile karşılaşmak bizi mutlu etti. Neler gördük, neler yedik, nerede kaldık ve neler aldık… İşte detaylar…

Under normal circumstances, when someone mentions Alaçatı, the first thing that comes to my mind is the drowning “crowd”. Hence, why I haven’t been there for a long time. Having preserved the memories of Alaçatı from my visit from a while ago, it remains as a virgin in my mind. But around the month of May, we made a sudden decision to make a trip to Alaçatı. Once we confirmed from the locals that it was off “peak” season and that it wasn’t overpopulated with a crowd just yet, we took off on this trip dreaming of its calm and peaceful streets. Knowing that we faced no broken dreams and that we saw Alaçatı just the way we remembered was enough to leave us satisfied. What we saw, what we ate, where we stayed and what we bought… Here’s the details…

foto2Alaçatı Denilince… // When you say Alaçatı
Alaçatı denildiğinde aklıma ilk gelenler; dar ve birbirine çıkan huzur veren sokakları, rüzgarı, rüzgar sörfü, meyhaneleri, mavi-yeşile boyalı pencereleri, yel değirmenleri, asma bahçeleri, antikacıları, ot festivali, zakkum, sakız (yani mastik), etrafında yer alan koyları ve tabii her yıl bir yenisinin açıldığı kafeler ve butik hoteller.

Yazın insanların gitmek için sabırsızlandığı Alaçatı 19. yüzyılda Rumların ve Osmanlı mimar Hacı Memiş’in yardımlarıyla bataklıktan kurtarılarak, taş evler günümüzdeki haline getirilmiş. Alaçatı’nın cumbalı iki katlı taş evleri Rum mimarisi izleri taşırken, 120 yılı geçkin belediyesi ise Türkiye’nin en eski belediyelerinden biri olma özelliğini koruyor.

When I hear Alaçatı, here are the things that come to mind: its tight and interwinding streets, the breeze, windsurfing, the shoppes, the turquoise windows, the windmills, the vineyards, the antique stores, the weed festival, oleander flowers, gum (mastic to be specific), the surrounding coves in the area and of course all of the new cafes and boutique hotels that continue to pop up every year.
The Alaçatı that people impatiently flee to in the summer is the same place that was preserved with the help of the Greeks and the Ottoman architect Hacı Memiş in the 19th century and later tranformed into the stone houses that still stand today. The two-story stone houses with the large, bay windows that carry hints of Greek architecture within this 120-year-old wide borough, make up one of Turkey’s oldest and most special districts.

foto31850Alaçatı Hotel – Fava
Otel seçeneklerinin fazla olduğu Alaçatı’da “butik” çizgi ve aile işletmelerini sevdiğimiz için 1850 Hotel Alaçatı’yı tercih ediyoruz. Bu hotel ile ilgili daha detaylı olarak match-up mag yeni sayısında yazacağım.
1850 Hotel’in Kemalpaşa’da yer alan tarihi binasında kalıyoruz. Burada iki adet, merkezdeki hotelde ise beş adet odası mevcut. 1849’da yapılmış taş binasının hemen girişinde ise, kocaman bir bahçe ile Fava Meze restoranı bizi karşılıyor. Fine dining havasında düzenlenmiş masalar, menüsünde ise Ege’nin vazgeçilmez meze seçenekleri var. En çok hoşumuza giden şeylerden biri de; kaldığımız odanın banyosunda yer alan tarihi taş şömine oluyor.

Tarihe zarar verilmeden restore edilen bu butik hotelin sahipleri ile de tanışınca burayı iyice seviyoruz ve sahipleniyoruz. Alaçatı sabahlarımız ise 1850’nin merkez kafesinde, Ege’ye ait doğal ürünlerden oluşan serpme kahvaltısından yiyerek ve kuş seslerini dinleyerek geçiyor.

Çok yakında daha da büyüyecek ve 11 odaya sahip olacak olsa da, butik ruhunu kaybetmemiş aile işletmelerini sevenlere, gönül rahatlılığıyla 1850 Hotel’i ve Fava’yı tavsiye ediyorum.

In a place like Alaçatı where there are numerous hotel options, we prefer the “boutique” line and family run places like 1850 Hotel Alaçatı. There will be a more detailed review of this hotel in the next issue of match-up mag.

We stay in a historical building in the 1850 Hotel located in Kemalpaşa. It is complete with two bedrooms in this location and five bedrooms in the one located in the city square. Built in 1849, the entrance of this stone building greets us with a Fava Meze restaurant settled in the garden. Fine dining themed tables with unforgettable meze options inspired from the Aegean region. One of our favorite things; the stone built fireplace inside the bathroom of our room. Having met the owners of this boutique hotel who have preserved this place without damaging any part of it made us connect with it even stronger. As for our Alaçatı mornings, we devoured the all natural Aegean breakfast spread inside 1850’s main cafe while listening to the birds chirp.  Even though their plan is to grow soon and expand to 11 rooms, I can honestly recommend 1850 Hotel and Fava for those who love family run places with a boutique spirit.

1850 Alaçatı Hotel Adres: 3010. Sk
1850 Fava Adres: Kemalpaşa Cad. No: 108

Meze Keyfi İçin… // For Meze Appetizers

foto4Ege denilince, birçoğumuzun burnuna anason kokuları, gözünün önüne de zeytinyağlı Ege mezeleri geliyor. İşte bu mezeleri ile favorilerimiz arasına giren meyhane/restoran seçenekleri:

When someone mentions the Aegean area, most of us imagine aniseed aromas and visualize olive oil dipped cold appetizers. It is with these appetizers that we chose some of our favorite taverns/restaurants:

foto5Eflatun
Dışa dizili masalarını sevdiğimiz, içeri girince de açık büfe sunulan meze seçeneklerinden hangisini seçeceğimize karar vermekte zorlandığımız çok güzel bir mekan. Biraz İstanbul dokunuşları olan Eflatun’da hafif bir rüzgar eşliğinde rakı-meze keyfi yaparken, Hacımemiş’in sokaklarından gelen geçeni izlerken ve sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğine inanamıyoruz. Ayrıca kalamar, ahtapot gibi sıcaklarından da oldukça memnun kalıyoruz. Üstelik şunu da görüyoruz ki; fiyatlar sunulanların kalitesine göre çok iyi.

Bu samimi aile işletmesi olan mekana gelirseniz kum midyesinden yapılan deniz mahsullü spagettisinden ve “İzmir güzeli” ismini verdikleri mezesinden de tatmayı unutmayın.

With its tables lined up outside and open buffet set up inside, this was a place that made it difficult to decide which cold appetizers we wanted to choose. With its faint details from Istanbul accompanied with the light breeze you’ll feel while enjoying rakı and cold appetizers, you won’t believe how fast time will pass as you relax, chat, and people-watch on the streets of Hacımemiş. Aside from this, we were completely satisfied with the warm calamari and octopus platters. One thing is obvious; the prices are extremely reasonable given the quality. If you come to this quaint, family run place, don’t forget to taste the spaghetti with sand mussels and the meze (cold appetizer) named “Beauty of Izmir”.

Eflatun Adres: Hacımemiş Mah. 2012 Sok. No: 9

foto6Asma Yaprağı
Bahçe içinde, asma yaprakları altında geçen bir gece Alaçatı’dan aklımızda kalacak görüntüler arasında en önemli yerini alıyor.Tarladan mutfağa prensibiyle (yediğiniz her şeyi kendileri üretiyor) sunulan yemeklerin lezzeti dışında, bahçenin verdiği huzur kelimelerle anlatılamaz. Gidip yaşamak gerekir. Zeytinyağlı mezeler dışında tandır, tarçınlı köfte gibi seçenekler de var. Her masadaki konuğun, sırası gelince içeriye girip, emaye kaplar içinde sunulmuş mezelerinden seçtiği ve sonra bahçedeki masasına geri döndüğü Asma Yaprağı’nda geçirdiğimiz vakti en favori anlarım arasına kaydediyorum. (Not: Eğer emaye kap meraklısıysanız, bu mekana geldiğinizde gözünüz emayeye tam anlamıyla doyacak).

A night spent inside a garden, under some vine leaves is one of the most memorable ways to spend time in Alaçatı. With the “food from the field” principle in mind, where all the food that’s consumed is self-grown, it’s difficult to describe the peaceful energy of this garden. It’s something that can only be experienced. Beside the olive oil based cold appetizers, there are other delicious choices such as slow roasted meat and cinnamon spiced Turkish meatballs. As guests are free to go inside to choose from a variety of elegantly presented appetizers in ceramic platters and return to their tables in the garden, I realize this will be considered as one of my favorite memories. (Note: If you are a ceramic platter enthusiast, you’ll be completely satisfied when you come here.)

Asma Yaprağı Adres: Alaçatı Mah. 11005 Sok. No:50

foto7Dutlu Kahve
Mavi beyaz örtüleriyle, Alaçatı’nın en sevimli “kıraathane”lerinden (oturan amcaların hepsi sizi izliyor olsa da) birinin tam karşısında, ağaçların altında yer alan Dutlu Kahve’yi görür görmez sevmiş, gidilecek yerler listeme eklemiştim. Açık büfe sunulan mezelerinin tat anlamında diğer restoranlarla kıyaslandığında ortalama olduğu, ortamıyla da gayet sıcak bir etki bırakan, “dededen-toruna” kalma bu mekan samimi bir ortamda rakı-meze yapmak isteyenlere bir diğer tavsiyemiz.

The first moment I laid my eyes on Dutlu Coffee, a cafe sitting under the trees across from an  endearing “kıraathane” (with the gaze of old men) with its navy-white tablecloths, I knew I loved it and had to add it to the list. A place of legacy, having been passed down through generations, is home to an open buffet filled with a variety of cold appetizers. With its warm energy, this place is perfect for a friendly rakı-meze night.

Dutlu Kahve Adres: Hacımemiş Mah., 2001. Sok. No 85

Diğer tavsiyeler: Pla’Ce Alaçatı, Roka Bahçe
Further Recommendations: Pla’Ce Alaçatı, Roka Bahçe

Hacı Memiş’deki Favori Noktalar // Favorite Points in Hacı Memiş

foto8Alaçatı’nın sonradan eklenen minarelerle camii haline getirilen Pazaryeri Camisi çevresi daha genel turistlere hitap ederken, sokak araları yüksek ses müzikle coşarken, Hacı Memiş biraz daha bohem ve naif tavrıyla Alaçatı’nın en çok hoşumuza giden mahallesi oldu. Birçok mekan bize İstanbul’u anımsatsa da, pencerelerin içlerine kadar giren ağaçlar, her yeri sarıp sarmalayan asma dalları, pembe zakkumlar, evlerin önüne minder çıkarıp oturmuş teyzeler, zeytinyağlı yemek kokuları, antikacıları ve emaye kapları, birbiri ardına dizilen dükkanları ile Hacı Memiş Alaçatı’dayken vaktimizin büyük bir çoğunluğunu geçirdiğimiz yerdi.

Alaçatı is a hot tourist spot known for its streets filled with music and the famous Pazaryeri Mosque, noted for becoming a house of worship after its minarets were added on later. Hacı Memiş, on the other hand, is a little more bohemian and soft attitude, which is why it is one of our favorite neighborhoods in Alaçatı. A lot of places here are reminiscent of Istanbul with the trees that extend towards the windowsills, the vineyards that intertwine, the pink oleanders, the old ladies that sit on cushions in front of their houses, the smell of olive oil based meals, the antique and enamel glazed tableware and the numerous stores that are lined up next to one another. It is the combination of all of these that make Hacı Memiş one of the main places that we spend most of our time in when we visit Alaçatı.

foto9Traktör
Mahallenin en yenisi Traktör. Eskiden içinde yaşayan çift, bu avlulu evi şimdilerde bir “gastro pub” haline getirmiş. Yüksek tavanlı, ferah mekanda kullanılan hiçbir malzeme gözü yormuyor. Çok iyi bir ses sistemi var ki sonradan diğer ortaklarının ses sistemi uzmanı olduğun öğreniyoruz. Müzik seçimleri ile de ilk dakikadan itibaren kalbimizi kazanmayı başarıyor. Julius Meinl’ın kahveleri, atıştırmalık ve gurme tatlar yanında sabahları kahvaltısı ve geceleri başarılı kokteylleri ile uğranılması gereken mekanlardan biri. Rahat  kanepelerine yayılıp, soğuk bir kokteyl eşliğinde arkadan gelen müziklere kendinizi bırakın veya arkadaşlarınızla arka bahçesinde bir araya gelerek, Alaçatı’nın kalabalığından sıyrılıp kendinizi Nolita’nın saklı bahçelerinden birinde gibi hissedin…

Traktör is the best out of the whole neighborhood. The couple that originally used this place as their home transformed this house and its courtyard into a “gastro pub”. Complete with high ceilings, nothing in this fresh space feels like an eyesore. With their amazing sound system, we found out that they are an expert for giving advice on these matters. They won our hearts with their music selections from the first moment we started listening. Whether it’s for Julius Meinl’s coffee, snacks, and gourmet tastes for breakfast or top-quality cocktails at night, this place is a must visit. Relax on their comfortable furniture with a cold cocktail in hand and lose yourself to the music that plays from behind. Get together with some friends in the backyard when you are looking to escape the crowd of Alaçatı and feel like you’re in the gardens of Nolita…

Traktör Adres: Alaçatı Mah., Asma Yaprağı’nın karşısında

foto10Halt
Hacımemiş’in en tatlı köşesinde, zeytin ağaçları altında yer alan, mahallenin yaşlı delikanlılarının takıldığı kıraathanenin hemen yanındaki Halt’ta bir akşamüstü oturmak ve buz gibi limonatasını içerken gelip geçenleri izlemek çok keyif verici. Ayrıca duvarlarında yer alan siyah beyaz fotoğraf karelerinin, yan kahvede oturan Alaçatı sakinlerinin fotoğrafları olduğunu belirteyim.

In one of Hacımemiş’s cutest corners under the olive trees lays an entertaining little place called Halt.  Located next to the neighborhood’s kıraathane, where the local older gentlemen relax, this place is perfect for people watching with a lemonade in hand. Aside from that, we should also mention that the black and white framed photos on the walls are shots of residents relaxing at the coffee shop next door.

Halt Adres: Hacımemiş Mah. Hacimemiş Palas Altı, Dutlu Kahve’nin tam karşısı.

foto11

Be – Dest
Eskilerden kalan her şeyin değerlendiğini görüp, saklamadığı için de annesine kızan biri olarak Alaçatı’nın emaye cenneti olmasına inanılmaz sevindim. Succulent ve kaktüs ekmek için topladığım emaye kaplarıma yenilerini eklediğim adres, tatlı ve güler yüzlü sahibesiyle Be-Dest oldu! İçeride porselen takımlar, çaydanlıklar da yer alıyor fakat ben daha çok emaye kaplara, bardaklara odaklandım. Destina hanımın da yardımlarıyla kaktüslerimi ekmek için Çekoslovakya döneminden kalan ve su yeşili Rusça yazılı çok güzel emayeler aldım. Eğer sizin de “emaye”ye ilginiz varsa, hazırlıklı gidin.

Getting upset at my mother for not having kept things over the years and watching how things become more valuable over time is probably the reason why I get pleasure out of discovering the fact that Alaçatı is an enamel glazed heaven. Shopping for new tableware to display my succulent and cactus bread lead me to discover a cute and friendly owned shop called Be-Dest. Inside, there were porcelain dishware and tea sets but I was more interested in the enamel coated tableware and glasses. With the help of Miss Destina, I got enamel coated items that date back to the Czechoslovakian era with Seafoam green Russian typography for my cactus bread. If you are also an “enamel” junkie, go prepared.

Be – Dest Adres: Hacımemiş Mah. 2012 Sok. No:29