Tag Archives: semtgunlukleri

Anıların ve Şaİrlerİn İzİnden Kadıköy

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Yazı & Fotoğraflar Deniz Yılmaz Akman
Diğer semt günlükleri için: Tıklayın

foto3-s

foto2-s

foto1-s

“Geçeydin Boğaziçi’nden
Başında İstanbul havası
Çarpaydın Kadıköy iskelesine
Çarpaydın çırpınaydın
Vapura binerken Memet’le anası…”

Nazım Hikmet Ran, belki de bu dizeleri yazdığında İstanbul’da oturduğu son semt olan Kadıköy’e veda ediyordu. Belki kısa zaman sonra dönme hayaliyle, belki bir daha dönmeyeceğini inceden hissederek. Oğlu Memet ve eşi Münevver ile yaşadığı son evin sokağına belki son kez bakarak, içten içe kızarak, belki ev önünde bekleyen polislerin aldırmayışına şükrederek…

Nazım ve nice şairlerin hayatlarının bir döneminde, eşsiz anılar biriktirdikleri semtte, Kadkıöy’deyiz. Bi Gez Gel ekibiyle bu defa hanların, avluların değil şairlerin dizelerinde görmeye alışık olduğumuz anıların peşindeyiz. Saklı İstanbul’un tarihi izlerini sürüyoruz; bazen üzülerek birçok anıya ev sahipliği yapmış binaların korunmadığına yana yakıla tanık oluyoruz, bazen bahar çiçeklerinin arkasında gizlenen pencerelere bakıp nedensizce mutlu oluyoruz.

Cemal Süreya’nın, “biliyorsun ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orası” dediği kentin belki o günlerde, O’nun başkenti olduğunu, Başak Apartmanı önüne geldiğimizde seziyoruz. Kaldırımlarında şairin dizelerinin olduğu bu sakin sokağın ardından, daha birçok şairin izini sürerek, eski Kadıköy’ü ve ondan geriye kalanları anıyoruz.

Sokaklarda kaybolurken hafif bir yağmur çiselemeye başlıyor. Çok sevdiğimiz Kadıköy sesi geliyor kulaklara; vapurun düdüğü yankılanıyor, “Nazım, usulcacık okşuyor vapuru”.

Kadıköy’e neden “körler ülkesi” denildiğini şu kısa hikayeyle öğrenerek güne başlıyoruz: Efsaneye göre, MÖ 7. Yüzyılda yeni bir şehir kurmak isteyen antik Yunan kralı Byzas, Topkapı Sarayı’nın olduğu tepeden manzaraya bakar, hayran kalır. Karşı kıyıya şehir kuranları da “bu güzel yer dururken nasıl karşı kıyıya şehir kurmuşlar, körler demek ki!” der. Bunun üzerine Kadıköy “körler ülkesi” olarak arşivlere geçer.

foto4-s

foto5-s

foto7-s

Beyaz Fırın

foto8-Aya-efemia-s

Aya Efemia Kilisesi

1926’da neo klasik tarzda inşa edilen ve mimarı belli olmayan Kadıköy İskelesi önünden, çarşı yönüne doğru yürüyoruz. Burada karşımıza çıkan 3. Mustafa Paşa İskele Camii, 1761 yılında yaptırılmış sade ve gösterişsiz bir cami. Genelde cuma günleri önündeki kalabalıkla göze çarpan bu camiyi geçip, çarşı içinde yer alan tarihi “ıslama köftecisi”ni, kalbimizde yer etmiş Baylan Pastanesi ve Cafer Erol Şekercisi’ni, köşedeki kırmızı beyaz renkteki tentesiyle, 1836’da ilk şubesini Balat’ta (Pağaça Fırını) açmış Bulgar ailenin tarihi Beyaz Fırın’ını görüyoruz. Bu fırında ekmek, simit, poğaça, pasta, gevrek gibi yiyeceklerin yanı sıra, savaş zamanında un bulamadıkları için badem unundan yaptıkları acıbadem kurabiyeleri de meşhurdur. Beş nesildir devam eden bu fırına en kısa zamanda gelip, kurabiyelerinden tatmanın hayalini kurarak, bir zamanlar Kadıköy’de yaşamış Azize Efemia adına 1694’te yaptırılmış olan Aya Efemia Kilisesi’ne doğru ilerliyoruz.

foto9-surp-takavor-ermeni-kilisesi-s

Surp Takavor Ermeni Kilisesi

foto10-s

foto11-s

ankara-pastanesi-s

foto21-Surp-Levon-Ermeni-Kilisesi-s

Surp Levon Ermeni Kilisesi

foto22-Surp-Levon-Ermeni-Kilisesi-s

Surp Levon Ermeni Kilisesi

Biraz ilerideki Surp Takavor Ermeni Kilisesi önünde, her zaman karşılaştığımız, tanıdık gelen bir Kadıköy koşturması var. İnsanlar bir yerden diğerine hızlı adımlarla yürüyor, çiçekçi yere düşen vazodan dağılan çiçeklerini topluyor. Burnumuza, sokaktaki mekanlardan yeni çekilmiş kahve ve yemek kokuları geliyor. Kilisesinin içine adım attığımızda ise, tam tersi bir havanın hakim olduğunu görüyoruz. Sakin ve sessiz. İlk hali 18. Yüzyıl’da yapılmış ve daha sonradan yenilenmiş olan bu kilisenin en etkileyici özelliği, Ermeniler için çok büyük önem taşıyan Ani Harabeleri’ni resmeden bir vitraya sahip olması. Mumlarını yakıp dua eden insanları rahatsız etmeden detayları inceleyip, tekrar Kadıköy sokaklarına çıkıyoruz. Bahariye Caddesi üzerinde cevizli sakızlı kurabiyesi, profiterolü ve şekerlemeleriyle meşhur, 1953’ten bu yana Kadıköy’ün simgesi haline gelmiş bir pastane olan Ankara Pastanesi’ni ziyaret ediyoruz. Son olarak Surp Levon Ermeni Kilisesi’nde, baş rahibin etkileyici konuşması ve sorduğumuz sorulara verdiği yanıtlarla uzunca vakit geçiriyoruz. İlk olarak 1890’da ahşap bir şapel olarak inşa edilip, daha sonra büyütülüp yenilenen kilisenin bahçesi de en az içerisi kadar etkileyici, huzurlu…
3.Mustafa Paşa İskele Camii: Caferağa Mah. Tavus Sok. No: 8
Ahmet Usta Islama Köftecisi: Caferağa Mah., Yasa Cad., No 11/A
Beyaz Fırın: Yasa Cad. No: 23
Aya Efemia Kilisesi: Osmanağa Mah., Yasa Cad. No:27
Ankara Pastanesi: Osmanağa Mah., General Asım Gündüz Cad. (Bahariye), No: 1
Surp Takavor Ermeni Kilisesi: Muvakkithane Cad. No: 44
Surp Levon Ermeni Kilisesi: Osmanağa Mah., Altıyol, No:1, Ali Suavi Sok.

foto12-Nazım-hikmet-s

Hareketli sokaklardan birine vardığımızda biraz şaşkınız. Görmüş olduğumuz bu pembe evde bir zamanlar Nazım Hikmet’in yaşadığını bilsek de, sokağın geçirmiş olduğu değişimleri ardından o günleri gözümüze getirip, hayal etmesi biraz zor. 1951’de yol arkadaşı Refik Erduran ile planladıkları gibi kaçarak, hızlıca Kadıköy İskelesi’ne yürüdüğü o “son Kadıköy günü”nden bu yana tabi çok şey değişmiş olmalı. Pembe evde şu an kim yaşıyor bilmiyoruz… “Acaba evin yeni sahibi, yaşadığı evi o eski günlerdeki gibi hayal ediyor mu, Nazım’ı arada gözünün önüne getiriyor mu?” diye merak ediyor insan. Ocak 1902 doğum tarihli Nazım Hikmet’in yıllar sonra, 2009’da tekrar vatandaşlığa alındığında, isminin “Mehmet Nâzım Ran”, nüfusa kayıtlı olduğu ilin İstanbul, ilçenin Kadıköy, mahallenin ise Feneryolu olarak kayıt altına geçmesi de, öğrendiğimiz bir detay oluyor.

foto14-cemal-süreya-s

foto16-s

foto15-s

Moda’ya doğru ilerlerken, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da evini görüp, şimdilerde bomboş olmasına biraz hüzünleniyoruz. İlerleyen dakikalarda karşılaştığımız Cemal Süreya’nın evi ise, kısmen daha bakımlı. Duvarına, kapı önüne şiirlerinden birkaç alıntı yerleştirilmiş. Evin önündeki zeminde Cemal Süreya’nın en kısa şiiri: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor” yer alıyor. Hemen yanındaki eski yufkacı dükkanı da, en az bu ev kadar tarihe, anılara tanıklık etmiş. Sahibinin keyfi yerinde olursa, Süreya’nın yaşadığı Başak Apartmanı’nda geçen hikayeleri anlatıyor.

Moda sokaklarında biraz gezip, biraz dinlenirken bu semtin aynı diğer semtler gibi geçirdiği değişimler sonucu bambaşka bir karaktere büründüğünün bir kez daha farkına varıyoruz.

Tekrar Bahariye Caddesi’ne geldiğimizde, gözümüzden kaçması imkansız olan binalardan Süreyya Operası binası önündeyiz. Hala aktif kullanımda olan, bale, opera gösterilerinin izlenebildiği binanın geçmişi 1927’ye dayanıyor. Süreyya İlmen tarafından yaptırılan bina, geçmiş yıllarda sinema salonu olarak da hizmet verir. Opera temsilleri ve film gösterimlerinin yapıldığı o yıllarda, binanın ilk müdürü ise Nazım Hikmet’in babası, Hikmet Nazım’dır. Bir süre sonra kapatılınca, 2007’de Kadıköy Belediyesi tarafından yenilenerek, tekrardan kullanıma açılır. Bu tarihi binanın içine girince “iyi ki restore edilip, yeniden açılmış” dedirten türden bir büyüsü, güzelliği var. Ayrıca rehberimizin verdiği bilgiye göre; en üst katında gösteri öncesi veya sonrası vakit geçirmek, şarap içmek çok keyifliymiş.

Süreyya Operası’nın biraz ilerisinde Ahmet Haşim’in şimdilerde bir dişçi muayenehanesi olan evini görüyoruz. Bu evde hafta sonları, dönemin ünlü entelektüellerini ağırlayıp, partiler düzenlediğini hatta daima sürtüştüğü isimleri de rehberimizden öğreniyoruz.
Nazım Hikmet Evi: Mühürdar Mah. Dumlupınar Sok. No: 22
Süreya Evi: Cemal Süreya Sok. No: 27 Başak Apartmanı
Süreyya Operası: Osmanağa Mah. General Asım Gündüz Cad. (Bahariye) No:29

foto32-s

İtalyan Apartmanı

foto33-s

Kehribarcı Apartmanı

foto34-s

Notre Dame du Rosaire Kilisesi

Birkaç kilise ve tarihi bina ziyaretimizden sonra, Yeldeğirmeni Mahallesi’ne geliyoruz. Bütün yolların ve yokuşların denize çıktığı, yamaca sıralanmış eski apartmanların olduğu ve kendine has güzellikte kiliseleri, okulları, bahçeleri, dükkanlarıyla özünü olabildiğince korumuş olan bir semtteyiz. Yeldeğirmeni’nin yenilenen yüzü, ardı ardına açılan mekanları, yabancı çalışanların yoğun bir şekilde bu semte yerleşmesi ve her yıl düzenlenen mural-art festivali gibi önemli etkinliklere ev sahipliği yapması dışında çok önemli bir diğer özelliği de var. Bu semt, 20.Yüzyıl’da İstanbul’un ilk apartmanlarının inşa edildiği yer. Bu apartmanların birçoğunun günümüze kadar gelmiş olması insanı sevindiriyor. 20. Yüzyılın başında, Haydarpaşa demiryolu projesiyle beraber, İstanbul’a yaşamaya ve çalışmaya gelen yabancılar (özellikle Alman, İtalyan ve Fransız mühendisler), semtte ilk apartmanları da oluşturmaya başlamış. Ayrıca 1700’lerde I. Abdülhamit’in yaptırdığı 4 yel değirmeninden ismini alan semtte, değirmenin taşlarını görmek mümkün.

İstanbul’un ilk apartmanı özelliğini taşıyan, 1909’da inşa edilen İtalyan Apartmanı (Valpreda Apartmanı) ve hemen bitişiğindeki Kehribarcı Apartmanı’nın art nouveau izleri taşıyor. İtalyan işçilerinin kalması için yapılan apartman Yeldeğirmeni’nin şüphesiz en güzel yapılarından biri. Levi Kehribarcı tarafından yaptırıldığı bilinen Kehribarcı Apartmanı’nın da önünde, bir süre büyülenmiş gözlerle detayları inceledikten sonra hafif bir yağmurla beraber bu semtin sokaklarını gezmeye devam ediyoruz.

1899 tarihli Hemdat İsrail Sinagogu, mahallenin mis kokulara büründüğü fırınları, gençlerle dolup taşan kafelerin olduğu sokaklarını dolaştıktan sonra Yeldeğirmeni semtinin çok önemli bir noktasındayız. 1895 yılında manastır, okul ve kilise olarak inşa edilen Notre Dame du Rosaire Kilisesi içindeyiz. Bu kilise, 2014 yılında Yeldeğirmeni Sanat adıyla yeniden hizmete açılmış ve o günden beri de, çeşitli konser ve film gösterilerine ev sahipliği yapıyor.
Bu siteden etkinlik detaylarını görebilirsiniz: http://kultursanat.kadikoy.bel.tr/tr/kadikoyde-kultur-sanat?mekan=yeldegirmeni-sanat

Yeldeğirmeni Sanat: Rasimpaşa Mah., İskele Sok., No: 43/1 Kadıköy
Telefon: 0216 337 00 58
11:00-18:00

Gezinin sonlarına doğru Yeldeğirmeni’nin kafelerinden birine oturuyoruz. Burnumuza gelen Türk kahvesi kokuları eşliğinde dinleniyoruz. Dışarıdaki kediler yağmuru bahane ederek kafeye girmeye başlıyor. Dışarıdan yağmurun ve çapraz kafede oturan kalabalıkların sesi geliyor. Bu semti yeni baştan tanımanın verdiği mutlulukla, belki de biraz geç kalmış bir kıymetle, tüm sokaklarını hafızamıza kazıyıp, tatlı bir yorgunlukla günü noktalıyoruz.

Bi Gez Gel’in tüm turları için: http://www.bigezgel.com/gez

Kapalıçarşı’nın Tarihi Dükkanları ve Saklı Kalmış Hanları

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Kapalıçarşı’nın Tarihi Dükkanları ve Saklı Kalmış Hanları
Yazı ve Fotoğraf Deniz Yılmaz Akman

Bir yazısında Nezihe Meriç şöyle der: “Hemen hemen her cadde, gün boyu insanlarla dolar taşar. Ama bu öylesine değişken bir kalabalıktır, öyle ince ayrıntıları vardır ki, bir kenti ancak “kent seven” biri sezebilir.”

Kenti yeniden sevmeye karar verdiğimiz, belki de bu yolla bütün kusurlarını, acılarını unutmaya çalıştığımız bir anda İstanbul’un en büyük ve en eski “alışveriş merkezine” doğru yola çıkıyoruz.

Bi’ Gez Gel “Kapalıçarşı & Hanlar” turuna katıldığımız bugünde, bize rehberimiz Semra Atilla eşlik ediyor. Gördüğümüz dükkanların, yolların, hanların bir bir hikâyelerini anlatıyor, bizi esnafla tanıştırıyor.

Yolda karşılaştıklarımız, bize aslında şehrin bütün kırışıklıklarına rağmen hala güzel kalabildiğini gösteriyor. Eskilere yol alıyoruz, daracık yollardan geçip hanlara çıkıyoruz. Bütün çatlaklıklara, kalıntılara, rutubete ve sayısız yangına direnmiş bir şehir çıkıyor karşımıza, biraz hüzünlenip sonra yürümeye devam ediyoruz.

O gün öğrendiğimiz onca bilginin tamamı, belki aklımızda kalamayacak fakat uzun bir süre hafızalarımızdan silinmeyecek anların bir kısmı şöyle…

01-sahaflar

02-fesçiler yolgeçen

03-güner-liman

Yürüyüşümüze Beyazıt sahaflar çarşısından geçerek başlıyoruz. Burada yan yana sıralanmış tezgahlar üzerinde, çoğunlukla günümüzün ders kitapları dizili. Esnaf, rutinlerini gerçekleştiriyor; kitapların tozunu alıyor, yoldan geçenlere bakıyor, koyu demlenmiş çaylarından yudumluyor.

İstanbul’un en eski alışveriş merkezi olan, 1460 yılında bir kısmının Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırıldığı Kapalıçarşı, Beyazıt, Nuru Osmaniye ve Mercan semtlerinin ortasında yer alıyor. Biz, Fesçiler Kapısı’ndan giriyoruz. Geleni gideni çok olan için sıkça kullanılan “Yolgeçen Hanı” değiminin aslında Kapalıçarşı’da yer alan bir han ismi olduğunu da öğrendikten sonra, Bakırcılar Çarşısı’na çıkıyoruz. Günümüzde bakır ustalığının neredeyse sonlanacak olması insanı üzse de, hiç değilse hala mesleğini devam ettiren -ettirmeye çalışan- ustaların elinden çıkma bakırlara bambaşka bir gözle bakıyoruz. Kapalıçarşı’ nın yanında bulunan Bakırcılar Çarşısı, el yapımı bakır ürünlerin, levha bakırların “döğme” olarak elle yapılan çeşitlerinin ve kazan tencere, sahan, tava gibi ürünlerin satıldığı bir alan. Buradaki dükkanlardan birine; Osmanlı maden sanatı ustası Güner Liman’ın dükkanına giriyoruz. Aynı zamanda “tombak” ustası olan Güner Bey’i o gün o saatte dükkânda bulamasak da, yardımcıları bize tombak yapımından bahsediyor. Tombak, Osmanlı Dönemi’nde civa yöntemiyle altın kaplanmış bakır eşyaların genel ismi. Osmanlı döneminde günlük yaşamda kullanılan eşyalarda ve mimari süslemelerde kullanılıyor ve sadece o dönemde üretilmiş eşyalara tombak ismi veriliyormuş. Hakkında biraz bilgi aldıktan sonra, oldukça ağır olan, üzerinde işlemelerin olduğu bir tombağı yakından görme şansını da elde ediyoruz.

04-gramofoncu mehmet

Gramofoncu Mehmet Usta

05-Eğin Tekstil (1)

Eğin Tekstil

Sırada, gramofonların imalatını ve tamirini yapan Gramofoncu Mehmet Usta’nın nostaljik dükkanı var.  Kendisi sakin bir şekilde içeride oturuyor, çok fazla sohbeti seven biri gibi gözükmese de dükkanın kapısında duran küçük bir çocuğa içten bir şekilde gülümsüyor. Gün içinde gezdiğimiz dükkanlar arasında belki de, zamanın en yavaşladığı, hatta yer yer durduğu anların birindeyiz. O’nun birkaç dakikasına ve rehberimizin ricasıyla gramofonuna taktığı taş plaktan yükselen tınılara eşlik ediyoruz.

05-Eğin-Tekstil-(2)

05-Eğin-Tekstil-(3)

Eğin Tekstil

Örücüler kapısı girişindeki Eğin Tekstil’e girdiğimizde bizi, raflara dizilmiş rengarenk kumaşlar karşılıyor. Bu dükkanda Asya’ya, Anadolu’ya bir yolculuk yaparken, birçok ünlü filmde kullanılan kumaşların da buradan alındığını öğreniyoruz. Eğin, Erzincan’daki Kemaliye ilinin eski adı. Sahibinin oğlu Emrah’ın bize anlattığı gibi, ailenin de Erzincanlı olduğunu dinliyoruz.  1861 yılında, Sultan Abdülaziz zamanında açılan dükkan, Kapalıçarşı’da aynı ailede bulunan en eski dükkan olma özelliğini taşıyor. Tarihine, geleneklerine sahip çıkmış bir ailenin hala burada, bu dükkanda olmaktan büyük bir gurur duyduğunu, Emrah’ın cümlelerinden hissediyoruz. Tepede asılı duran peştamal bornozlarda gözümüz kaldığından, en yakın zamanda geri geleceğimiz bu dükkana veda edip, Şark Kahvesi’ne geçiyoruz.

06--Şark-Kahvesi-(2)

06--Şark-Kahvesi-(1)

Kapalıçarşı’nın en güzel köşesinde konumlanan Şark Kahvesi Oğuz Atalay, bu çarşının en otantik yerlerinden biri. Kumda demlenerek önünüze gelen köpüklü Türk kahvesini yudumlarken, bir yerden bir yere koşturan telaşlı Kapalıçarşı esnaflarını, bir yandan da duvarlardaki semazen, paşa ve tavandaki derviş çizimlerini izlerken kendinizi buraya ait hissediyorsunuz.

07--zincirli-han-(2)

07-zincirli han(1)

Kapalıçarşı’nın çevresinde yer alan, dar geçitlerden geçerek bambaşka bir dünyaya açılan hanların, en iyi şekilde günümüze kadar gelmiş olanı Zincirli Han. Özellikle yazları, ortasında yer alan çınar ağaçlarının gölgesinde oturup, çay bardaklarına vuran kaşık ve tavla oynayan esnafların zar ve pul seslerinin insana nasıl huzur verdiğini hayal edebiliyoruz. Kuyumcu ve halıcı dükkânlarının yan yana sıralandığı avlusunda bir de tarihi bir çeşme yer alıyor. İkinci katında ise atölyeler var. 18. Yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen bu han, şüphesiz İstanbul’un en güzel hanlarından biri.

“Bedesten” kelimesi Farsça’dan gelen ve değerli kumaşlar, takılar ve önemli eşyaların satıldığı üstü kapalı çarşılara verilen bir ad. Sandal Bedesteni ise Kapalıçarşı’daki özel kumaşların satıldığı çarşı kısmı. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan, pamuk ve ipekten dokunan “sandal” denilen kumaşların geçmişte büyük rağbet gördüğü bu alan, günümüzde modern bir şekilde restore edilmiş. Burayı da biraz hüzünlü gözlerle inceledikten sonra sırada çok özel bir durak var.

08--şengör-halı

Şengör Halı, gün içinde ziyaret ettiğimiz dükkanlar arasında bir diğer özel adres. Beş nesildir faaliyet gösteren sımsıcak bir aile firması. İçeri girdiğinizde burnunuza gelen halı-kilim kokularıyla yine geçmişe gidiyorsunuz. Birkaç dakikalığına diye girdiğimiz bu dükkandan yarım saat çıkamıyoruz, çünkü 1918’den bu yana sahibinin ailesinin ve 1930’lardan bu yana tanıklık ettiği güzel anıları dinleme şansına sahip oluyoruz. Eski İstanbul’u bir de eski İstanbullulardan dinlemenin verdiği haz paha biçilemez. Bu dükkana isterseniz, Anadolu’dan getirilen el halılarından almak için, isterseniz de çay eşliğinde bir “merhaba” demek için gelin, çıkarken mutlu ayrılacağınız kesin.

09-01nuru osmaniye

Buraya da veda ettikten sonra, Sevan Bıçakçı’nın şaheser niteliğinde olan el emeği yüzüklerine bakıyoruz ve Nuru Osmaniye sokaklarında yürüyoruz. Esnaf hareketli, havanın da güzel olması sebebiyle insanlar enerjik. Takıcıların vitrinine güneş yansıyor ve altınlar her zamankinden farklı parlıyor. Ermeni zanaatkarların atölye ve dükkanlarından gelen takırtılar neşe veriyor. İstanbul’un ilk barok camisi Nuru Osmaniye Camii’nin mavisine vuruluyoruz. İçerisi serin, kalabalık yok, penceredeki vitraylardan süzülen ışıkla huzurlu dakikalar yaşıyoruz.

09-02Esnaf-lokantası

Kalabalığın içine yeniden çıkıp, sesler, renkler ve dükkan logolarının yarattığı kaosa geri döndüğümüzde, çok mütevazi esnaf lokantalarının önünden geçiyoruz. Rehberimiz bu esnaf lokantalarının yemeklerinin ne kadar lezzetli olduğundan bahsediyor.

10-kalcılar-hanı

Kalcılar Hanı’na geldiğimizde ise bu defa altının ya da bakırın değil, gümüşün yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Masaları donatan büyük, şaşalı gümüş servis tabakları, gümüş takılar, gümüş şamdanlar… Bu handa sağlı sollu küçük dükkanlar, atölyeler dizili. Arka kısımlarında ise gümüşçü dükkanları yer alıyor. En sağda yer alan bir dükkan dikkatimizi çekiyor: “Kalemkar” yazılı tabelasında. Kabartma süs ve resim yapan sanatçılara verilen bir ad olduğunu öğreniyor, günümüzde de belirli sanatçılar tarafından devam ettirildiğini görüyoruz. Bu hana ismini veren, Kalcı’nın; kal işi yapan, eski sırmaları eritip gümüş ve altın külçesi hâline getiren kimse olduğunu da öğrendikten sonra, kafamızdaki her şey yerli yerine oturuyor. Kirli bir pembenin duvarlarına hâkim olduğu bu güzel hanı da, bir daha gelinmesi gereken yerler listemize ekleyip, yeniden hareket ediyoruz.

11-büyük-abud

11--Mahmutpaşa-Hamamı2

Mahmutpaşa Hamamı

11-mahmutpaşa hamamı

Mahmutpaşa Hamamı

“Ayaklı borsa” diye tabir edilen serbest döviz piyasasını takip eden kalabalığın içinden geçerek Mahmutpaşa’ya çıkıyoruz. Büyük Abud Efendi Han’ın kapısı üzerinden Osmanlıca ve Fransızca yazan kitabeyi görünce, bu şehrin hiç beklenmedik yerlerde bizi şaşırtabildiğine bir kez daha tanık oluyoruz. Mahmutpaşa Hamamı ise bir sonraki adresimiz oluyor. Şu anda çarşı olarak kullanılan ve Mahmutpaşa Külliyesi’nin bir parçası olan bu hamamın tarihi 1466 yılına dayanıyor.

Çakmakçılar Yokuşu’na geldiğimizde kalabalık iyice artıyor. İnsanların arasından sıyrılıp, serin han geçitlerinden geçerek Büyük Yeni Han’ı geçiyoruz. Büyük Yeni Han, II. Mustafa tarafından 18. Yüzyılda yaptırılmış bir han. Atölyeler, depolar yan yana dizilmiş handa eski fontlarla bezeli yazılar, kapı önlerindeki marka isimleri oldukça nostaljik. Artık İstanbul’a dair değil, İstanbul’daki bugünün yaşamına dair bir sürü iz görüyoruz. Yabancı uyruklu çalışanlar, bir depodan diğerine eşya taşıyanlar hızlı adımlarla hareket ediyor. Burası, günümüzde farklı ihtiyaçlar için kullanılan, eskimiş bir han olsa da, görülmeye değer.

13-büyük-valide-han

Büyük Valide Han

14-kuş-evleri

Kuş Evleri

Daha önceki yazılarımızda bahsi geçen, Büyük Valide Han’a, çevresindeki han duvarlarına yerleştirilmiş kuş evlerine olan ziyaretimiz sonunda, son durağımız Balkapanı Han’a geliyoruz. Balkapanı ismi bir yerden tanıdık geliyor, rehberimizin bizi aydınlatması sonucu artık bu konuyu şöyle özetleyebiliriz: Balkapanı, Unkapanı ve Yağkapanı isimli üç kapan adını Latince campana’dan alıyor. Daha sonra farklılaşarak Arapça ve Farsça’ya da geçiyor. İstanbul’a gelen yiyecek ve ihtiyaç malzemelerinin, ölçüm ve dağıtım işlerinin yapıldığı kapanlar, o dönemlerin ticaret merkezi görevini görüyormuş. Satılan malların isimleriyle anılan bu kapanlardan 17. Yüzyılda yapılan ve gelen balların toplanıp, tartılıp, dağıtılmaya başlandığı Balkapanı’nı da gezdikten sonra gezimizi sonlandırıyoruz.

İstanbul’u bilinçli bir şekilde gezmenin verdiği mutlulukla, bir sonraki durakların hayalini kurarak Eminönü’nden tatlı bir yorgunlukla ayrılıyoruz.

Diğer semt günlükleri için: tıklayın .

 

Bir Kış Rotası: Vefa

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Bir Kış Rotası: Vefa
Yazı – Fotoğraf Deniz Yılmaz Akmanfoto1
İstanbul’un tamamen karla kaplandığı bir sabah Vefa semti ve çevresine doğru yola çıkıyoruz. Karlar altındaki Haliç’ten geçip, Bozdoğan kemerinin beyaza bürünmüş görüntüsüne bir süre bakıyoruz. Şehzade Camii’nin bahçesine varınca şunu anlıyoruz ki; bu şehir aslında çok güzel, kusurlarıyla bile kusursuz bir şehrin verdiği histen daha fazlasını verebiliyor. Bazı semtleri eksilmiş ama yok olmamış, Vefa gibi…

Birinci Bayezid döneminin ulemasından Şeyh Vefa Efendi’nin yaptırdığı külliye ile “Vefa” olarak anılmaya başlayan semtin, Osmanlı’nın tasavvufi merkezi haline geldiği ve yangınlar atlattığı dönemlere kadar bir sürü değişim geçirmiş olduğunu fark ediyoruz. Medrese ve külliyelerden günümüze gelen birkaç yapı, kütüphane, sebil ve çeşmeleri ararken gözlerimiz, bir yandan da Vefa’nın mahallelerini, sokaklarını dolaşıyoruz.

Vefa, İstanbul’un fethinden sonra, Unkapanı Limanı’na yakın olmasından dolayı İstanbul burjuvazisinin ve esnaf gruplarının yaşadığı bir semtken, 50’lerde İstanbul’a göç edenlerin yeni semti olmaya başlamış. Burasının, her ne kadar birçok semtin gölgesinde kalsa da yangınlardan geriye kalan tarihi binalarıyla, mahalle esnaflarıyla, dar ve eğimli taş sokaklarıyla, meşhur Vefa Bozacısı’yla, kaybolmamış bir ruha sahip olduğunu görüyoruz.

foto2

Şehzade Camii Avlusu

foto3

foto-agac

Şehzade Camii, I. Süleyman tarafından ölen oğlu Şehzade Mehmed için, Mimar Sinan’a 1543’te yaptırılmış. Camii, arşivlerde Mimar Sinan’ın “çıraklık eseri” olarak geçse de, girişindeki oymalar (mukarnas), cephesindeki detaylar inanılmaz güzel. 16 kubbeli caminin şadırvan avlusunda yer alan kocaman bir dilek ağacı var. Bu dev ağaç bir süre dilek ağacı olarak kullanılmış, sonra da dilek tutmanın günah olduğuna inananlar tarafından yakılmış. Ortası simsiyah bu yaşlı ağacı da, yine bütün kusurları örten bembeyaz bir kar örtüsü kaplıyor.

foto4

foto5

Şehzade Camii Sokak

Karların yolları kapattığını ve yürümenin zor olacağını düşünüp, caminin kestirme arka sokağına çıkıyoruz. Şehzade Camii Sokağı diye geçen bu daracık sokağın bitimindeki kemer dikkatimizi çekiyor. Bu sokaktaki kedilerle vakit geçirip, bir sonraki sokağa çıkıyoruz. Paralel sokağa devam ettiğimizde, Vefa Lisesi’ne varıyoruz. Vefa Lisesi’nden önce, eğitim çoğunlukla Süleymaniye Külliyesi’nden karşılanırken daha sonraki yıllarda Vefa’daki Mütercim Rüşdü Paşa Konağı’na taşınmış. 1910’da binanın yanmasıyla, bugünkü yeri olan Dede Efendi Caddesi üzerine taşınmış. Hala eğitim veren okulun avlusunda Şehit Ali Paşa Kütüphanesi yer alıyor.
Vefa Lisesi Adres: Kalenderhane Mah., Dede Efendi Cad. No:5

foto6

Vefa Bozacısı

foto7

foto8
Küçükpazar bölgesindeki gezimize devam edip, bir diğer Vefa durağımız olan, Tarihi Vefa Bozacısı’na varınca, üşümenin de verdiği bir aceleyle kendimizi hemen içeri atıyoruz. Bardağımıza karşı dükkandan aldığımız leblebilerden biraz serpiştirerek bozamızı yudumluyoruz. O esnada yan masadaki yaşlı bir turist çiftle göz göze geliyoruz. İçten bir tebessümün ardından, onlar da bu “değişik içecek”ten yudumluyorlar.

Bu dükkanın hem Vefa, hem de İstanbullular için çok özel bir yeri var. Hikayesi de bir o kadar etkileyici: Bir orta Asya içeceği olan bozanın buradan değil, Balkanlardan İstanbul’a geliş hikayesi aslında. 1876’da Karadağ’dan gelen Arnavut genci Sadık’ın, seyyar bozacılık yaparak geçinmesinin, daha sonra dükkanını açarak mermer küplerde satmaya başladığı bozayı herkese sevdirişinin hikayesi… Vefa Bozacısı’nın sadece bir şubesi olması da bozulmamasının ve daima özel kalacak olmasının bir göstergesi. Babasının vefatından sonra dükkanı devralan ve soyadı kanunuyla soyadını Vefa koyan İsmail Bey’in de büyük bir vefa örneği.
Vefa Bozacısı Adres: Vefa Cad., No:66

foto10

Bozalarımızı bol tarçın ve leblebi eşliğinde içtikten sonra kendimizi yeniden sokaklara atıyoruz. Bozacının tam karşısındaki gazoz dükkanı; Vefa Gazozcusu’nu gözümüze kestiriyoruz. Burada Türkiye’nin dört bir yanından getirilen aromalı gazozlar satılıyor. Anadolu’nun unutulmaması gereken Bade, Zafer, Niğde gibi nice gazozları…

foto11

Atıf Efendi Kütüphanesi

Kar hızını daha da artırıyor. Biz de hızımızı kara uydurup, hızlıca Atıf Efendi Kütüphanesi’ne gidiyoruz. Asıl amacımız bu kütüphanenin minyatür eserlerini kapsayan kitaplarına göz atmak. Fakat hava şartlarından dolayı kapalı olduğunu görüyoruz. Pembe yeşil renkleriyle karşımızda duran bu kütüphane, semte ismini veren Şeyh Vefa Camii bitişiğinde yer alıyor. İstanbul’un eski “Türk ev mimarisi”ne uygun olarak I.Mahmud döneminde (1730-1754) yaptırılmış. Bu kütüphanenin açık olduğu bir güne denk getirip, kesinlikle içini de gezmelisiniz. Ayrıca kütüphanenin karşısındaki sokağın (Tirendaz Sokağı) sonunda yer alan Molla Gürani Camii’ni de görmelisiniz. Bizans dönemi 10-11.yüzyıllarda kilise olan bu yapı, biraz kötü müdahalelerle camiye çevrilmiş.
Atıf Efendi Kütüphanesi Adres: Vefa Cad., No: 44

foto13

Karadeniz Pide ve Kebap Salonu

Sokak aralarında biraz fotoğraf çekip, biraz da dükkan önlerinde “hello, buyurun yerimiz var” gibi davetlerden sonra son hedefimiz olan Karadeniz Pide ve Kebap Salonu’na doğru ilerliyoruz. Burası sımsıcak bir pide salonu. Masa aralarında gezdirilen közden midir, yoksa çalışanların sizle daima ilgilenmesinden midir bilemiyoruz ama içimiz bir anda ısınıyor. Gözümüz, bize yağlı kağıtlara sarılmış tereyağından daima ikram eden Sezai amcayı arasa da, hava koşullarından dolayı bugün gelemediğini öğreniyoruz.

Kapalı Karadeniz pidesinin (kıymalı), kuşbaşılı pidenin ve kapalı kavurmalı pidenin tadına bakıyoruz. Çıtır çıtır ve lezzetli pidelerin öncesine de değinmek gerekiyor. Bir nevi Karadeniz sofra ritüeli gibi olan, masaya sıcak pideler ve yağlı kağıda sarılmış tereyağı parçaları geliyor. Pidenin içinde tereyağı erirken, biz de kendimizden geçiyoruz. Ana yemek olarak gelen pidelerimizin de içini açıp hem taze kaşar hem de tereyağı ilave etmeyi unutmuyor garson. Biz de tabii “hayır” diyemiyoruz.

Karnımız tok bir şekilde buradan mutlu ayrılırken, Vefa sokaklarının artık iyice kara gömüldüğünü görüyoruz. Yolumuz uzun ama böyle beyaz bir günde bu semti yeniden keşfettiğimize memnunuz, içimiz huzurla kaplı. Gözümüzün önünde bembeyaz sokaklar, su kemerleri, camiiler, damağımızda çıtır pidenin tadı ve ellerimizde boza şişeleriyle bu semte veda ediyoruz. Kim bilir, belki bir sonraki sefer baharda yine geliriz.
Karadeniz Pide Salonu Adres: Hacıkadın Mah., Katip Çelebi Cad., No 23/B (Pazar günü kapalı)

foto-harita

Kış Rotası – Vefa

foto-son

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul III

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul III
Yazan // Article by Deniz Yılmaz Akman
–For English version:
Link

Yaşanılması Gereken Deneyimler

foto9--balık-ekmek

İstanbul’da yaşayan veya burayı ziyaret etmeye gelen biri olarak tatmanız gereken çok tat, keşfetmeniz gereken çok yer var.  Bizim için önem taşıyan “İstanbul’da yaşanması gereken” anları özetle şöyle anlattık:

- Bu şehrin hemen hemen her semtinde bulabileceğiniz, altı kırmızı beyaz desenli plastik kapların üzerinde gelen, ince belli bardaklarında servis edilen çaylarından tadıp, sokaklarını bir filme bakıyor gibi izlemelisiniz. Bir akşam üstü vakti, çay keyfi yapacağınız en huzurlu alanlardan biri Cafer Ağa Medresesi.
Cafer Ağa Medresesi Adres: Caferiye Sok. Soğukkuyu Çıkmazı No:1 Sultanahmet

- Türk kahvesi, İstanbul’da yaşanması gereken anlara daima konu olmuştur. Bir arkadaş sohbetinde, kendinle baş başa kalmak istediğin anlarda, İstanbul’a bir misafir geldiğinde… Daima ikram edilmesi, tadılması gereken tatlardan biridir. Özellikle kömür ateşinde pişen “manda batmaz” kahvesi, -köpüklü olmasından dolayı ve neredeyse bir mandanın bile içinde batamayacağı türden olduğu için bu ismi almıştır- kahve kültürünün bize sunduğu en güzel çeşitlerinden biridir.

- Eminönü’nde iskeleye nazır simit veya balık ekmek yemek bu şehirde yaşanması gereken anlardan biridir. Galata Köprüsü’nün sağ tarafında yer alan balık-ekmekçileri ve simitçi arabalarını görmeniz hiç zor değil. Kokuları takip edin yeter.

foto3-hanlar

- Diğer yazıda, “hanlar” bölümünde de bahsi geçen Valide Hanı, bu şehre kuş bakışı bakmak ve manzarayı bir de çatıların arasından görmek isteyenler için en güzel noktalardan biridir. Çakmakçılar Yokuşu’nda yer alan bu hanı kime sorsanız gösterir. Atölyelerin arasından geçip, çatıya çıkan merdiveni keşfettiğinizde göstermelik de olsa bir ücret karşılığında -zorunlu değil- yukarı çıkmanız ve İstanbul’un bu güzel yüzü ile karşılaşmanız mümkün.

- Tarihi hamam seçenekleri bol olan İstanbul’un birbirinden ilginç hamam hikayelerine ev sahipliği yaptığı, sabun kokusu ve buğusu bol bu yerlere bir akşam üstü rahatlamak için gelebilirsiniz. Tam bir “hamam kültürü” tatmak isterseniz, kendinizi tarihi bir hamamda hizmet veren uzmanların eline bırakın. Çıkınca kendinizi hafiflemiş hissedeceksiniz.
Cağaloğlu Hamamı: I. Mahmut döneminde yapılan bu 300 yıllık hamam mimarisiyle en güzel örneklerden biridir. Kese ve masaj dahil 150 TL. Prof.Kazım İsmail Gürkan Cad. No 24 Cağaloğlu / Eminönü
Kılıç Ali Paşa Hamamı: 1570’lerde Mimar Sinan tarafından inşa edilen Kılıç Ali Paşa Hamamı, ışık geçiren kubbeleri ile mimari hamamlar arasında yer alan bir diğer seçenek. Öğleden önce kadınlara, sonra erkeklere ayrı servis veriyor. Masaj dahil fiyatı 130 TL. Kemankeş Mah. Hamam Sok. No:1 Tophane Karaköy

Kurtuluş Bölgesi: Tarihi Tatlar

01--Pelit-Turşu

Bu şehrin sakinlerinden Rumların yaşadığı Kurtuluş bölgesini keşfedin. Diğer bölgelerden çok daha bakir, daha az turistik olduğunu göreceksiniz. Pelit Turşucusu’nda “turşu suyu” içebilir, Arma’nın “paskalya çöreklerinden” tadabilirsiniz. Diğer adresler için: http://matchupmag.com/kurtulus-lezzet-duraklari/

foto vefa

- Vefa’da yer alan Vefa Bozacısı’na gidin, tarihi köşesinde oturup boza denilen (darı irmiği, su ve şekerden yapılır) kış içeceğinden mutlaka için. Eve aldıklarımızdan çok daha taze. Karşısında yer alan Vefa Leblebicisinden de leblebi almayı unutmayın.
Vefa Bozacısı Adres: Katip Çelebi Cad. No: 104/1, Vefa

foto-karadeniz-pide

- Vefa semtine kadar gitmişken, Karadeniz Pide Salonu’nun lezzetli pidelerinden ve güveçte ikram edilen et yemeklerinden yiyebilirsiniz. İddia ediyoruz; İstanbul’un en iyi pidecilerinden biri burası.
Karadeniz Pide Salno Adres: Hacıkadın Mahallesi, Katip Çelebi Cad., No 23/B, Vefa

foto-boris

- Kumkapı balıkçılarında rakı meze keyfi yapmak zaten birçoğunuzun aşina olduğu bir şey. Fakat Kumkapı’nın lezzet duraklarından biri olan Boris’in Yeri’nde kahvaltı yapmak veya kaymaklarından almak, Kumkapı’da yapmanız gereken şeylerden bir diğeri!
Boris’in Yeri Adres: Ördekli Bakkal Sok. No:19, Kumkapı

- Bahar zamanı İstanbul’daysanız, erguvanlar açtığı zaman özellikle Nisan ayında muhakkak boğaz çevresinde bir yürüyüş yapın. Daha yakından görmek için bu boğaz çiçeklerini; Kanlıca sahilinden kalkan mini motorlara atlayın ve Emirgan’a geçin. O esnada göreceğiniz deniz manzarası, boğazın geçmiş yıllarda kabakulak olan çocuklara iyi geleceği söylenen havası ve erguvanların çiçek açan rengi sizi bu şehrin en naif haliyle buluşmanızı sağlayacak.

- Göksu Nehri yanında sıralanan renkli ahşap yalıların güzelliği, eskiden balıkçı köyü olan  Anadolu Hisarı’nı daha da güzel kılıyor. Hisarın çevresinde bir yürüyüş yapıp, sonrada nehre nazır sıralan kafelerin birinde oturup İstanbul’un teknelerini izlemenizi öneririz

İstanbul’un mimarisine özel bir ilginiz olsun olmasın, gördüğünüzde gerçekten etkileneceğinizi düşündüğümüz birkaç adres:

foto-beyoğlu-göz-hastanesi

Beyoğlu Göz Hastanesi, Galata Kuledibi’nin arkasında yer alan tarihi hastanenin avlusu, banklarında oturup bir an bu şehre aşık olmak için yeterli bir sebep. Eğer içeri girmeyi başarır da, üst katalara kadar çıkarsanız kendinizi filmlerde gibi hissedebilirsiniz.

Bankalar Caddesi’nde yer alan, eski Osmanlı Bankası, şimdiki Salt Galata hem içinde yer alan Osmanlı Bankası banknotları arşivi ile, hem de güncel sergileriyle en az mimarisi kadar etkileyici.

Bankalar Caddesi’ne yakın Minerva Han, bu şehrin en güzel binalarından biri. 1913’de yapılmış, bilgeliği temsil eden tanrıça Athena’nın Roma mitolojisindeki adı Minerva’dan ismini almış. Tepesindeki Hermes ve Venüs heykelleriyle görülmeye değer.

İstiklal Caddesi’nde yer alan Mısır Apartmanı, günümüzde galerilere ev sahipliği yapıyor. Aynı anda birkaç sergi gezme fikri çok pratik olduğundan bu apartmana uğrayın ve mimarisine de ayrıca bir bakın.

Yazının diğer bölümleri için:
Yeni Başlayanlar İçin İstanbul I
Yeni Başlayanlar İçin İstanbul II

YENI BAŞLAYANLAR İÇIN İSTANBUL II

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul II 
Yazan // Article by Deniz Yılmaz Akman
–For English version:
Link

Tarihi Pastaneler

foto6-pastaneler


Tarihte edebiyat buluşmalarına, yazarların sohbetlerine, belki de bir aşkın ilk filizlenme anlarına tanık olmuş tarihi pastaneler günümüzde çok revaçta olmasa da, bizce İstanbul ruhunun en güzel yaşandığı yerlerin başında geliyor. İşte o pastanelerden bazıları:

Lebon Pastanesi: 1886’da kurulan ve tarihin ilk pastanelerinden biri olan Lebon, birkaç kere kapanma tehlikesiyle karşılaşsa da,  hala hizmet vermeye devam ediyor. Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Namık Kemal gibi yazarların uğrak yeri olan pastane aynı zamanda “Mavi” edebiyat kuşağının yazarlarının da sıkça uğradığı bir buluşma noktasıymış. Zamanında “Chez Lebon, tout est bon” yani “Lebon’da her şey güzeldir”  cümlesiyle sık sık anılırmış.

Kremalı pastalarının hepsi kendi üretimleri. Muzlu pastası özellikle tavsiyemiz, yanında bir çay eşliğinde İstikal Caddesi’nden geçen insanları izlemek çok keyifli.
Lebon Pastanesi Adres: İstiklal Cad. 231/A Beyoğlu

İnci Pastanesi: Yıllardır İstiklal Caddesi’nin “inci”si eski tarihi Cercle d’orient binasından tahliye edilse de, en azından tamamen kapanmaması bizi mutlu etmeye yetti. Profiterollerinin tadında, kalitesinde hiçbir değişim olmadan devam eden pastanenin diğer tatlıları da oldukça lezzetli. 1944’ten beri hayatımızda olan İnci Pastanesi, pastane kültürü sevenlerin vazgeçilmezlerinden biri.
Şehit Muhtar Mahallesi, İstiklal Caddesi, Mis Sokak, No 18/A, Beyoğlu, İstanbul

Baylan Pastanesi: 1923’te yılında pasta şefi Filip Lenas tarafından kurulan pastane o yıllarda “Loryan” ismini almıştı. Sırayla Beyoğlu, Karaköy ve Kadıköy’de şubeleri açılan pastanenin şu anda Kadıköy’de ve Bebek’te olmak üzere iki şubesi var. Daha sonradan Lenas’ın oğlu Harry’e devredilen pastane, 2009 yılında Türk bir aile işletmesine girerek yenilenir.

50’li ve 60’lı yıllarda birçok önemli yazar ve şairin buluşma pastanesi olan Baylan’da tatlıya dair birçok seşenek mevcut: Avusturya pasta geleneğinden gelen çikolatalı trüf pastası, çeşit çeşit makaronları, likörlü vişne çikolatası “Moncheri”, karamelli ve bal bademli dondurmalı tatlısı Kup Griye’si mutlaka denemeniz gereken tatlar arasında yer alıyor.
Baylan Kadıköy Adres: Muvakkithane Caddesi No: 9/A Kadıköy
Baylan Bebek Adres: Cevdet Paşa Caddesi No: 52-54 Bebek

Patisserie de Pera: Tarihi Pera Palace Otel’in hemen yanında yer alan, otele ait nostaljik pastane Patisserie de Pera, sizi hem çok şık porselenleri, hem de lezzetli tatlıları ile karşılayacak. Fransız pastanelerini sevenler buraya gelip, Fransız usulü elmalı tartlarından, ahududulu makaronlarından yemeli, şık fincanlarda sunulan bitki çaylarından içmeli. Dışarıda temponun hızla aktığı Pera sokaklarını bir süreliğine bırakıp, kendinizi etrafınızı nostaljiyle çevreleyen bu pastanede başka bir zamanda hissedeceksiniz.
Patisserie de Pera Adres: Meşrutiyet Cad. Pera Palace Hotel No:52 Pera

Kırtasiye Dükkanları ve Kitabevleri

panter
İstanbul’un kağıt kokan tarihi kırtasiyeleri, yüzyıllık kitaplara ev sahipliği yapan kitapçıları bu şehrin değişimlerine tanıklık eden dükkanları arasında. İçine girdiğinizde size, İstanbul’a dair birçok sır veren bu yerler sizi hem çocukluğunuza hem de bu şehrin geçmişine götürüyor.

Panter Kırtasiye
İstiklal Caddesi’nde yürürken dikkatinizi çeken vitrini sayesinde, birkaç adım daha yanına yaklaşarak, sonra da içeri girerek bu kırtasiye dükkanının büyüsüne hemen kapılırsınız. Kalem, kağıt dışında yurt dışından getirilen hediyelik eşyalar, deri kaplamalı defterler, mühürler, mürekkep setleri ve aksesuarlar ile de dopdolu bir kırtasiyedir burası.

İlk olarak 1965 yılında açılan kürk dükkanıyla bu binaya yerleşmiş, 1985’de de hemen yanına açılan kırtasiye dükkanıyla bu tarihi binada hayatına devam etmektedir. Aynı binada bir zamanların Eglish High School’u (şimdilerin Beyoğlu Anadolu Lisesi) da yer almaktadır.
Panter Kırtasiye Adres: İstiklal Cad. No: 185 Beyoğlu

denizler

Denizler Kitabevi
1993’ten beri Beyoğlu’nda yer alan Denizler Kitabevi’nde “denizcilik” ve “tarih” konularına dair yayın, harita, fotoğraf, resim ve her türlü belge bulabilirsiniz. Nadir bulabildiğimiz kitap seçkisi ve antik eserleri içeren geniş koleksiyonu ile kalbimizi kazanan kitabevinin, bir diğer güzelliği ise iç mimarisidir. Ortasından geçen ahşap merdivenleri ile sizi tarihin en güzel Beyoğlu zamanlarına geri götürür.
Denizler Kitabevi Adres: İstiklal Cad. No: 199/A Beyoğlu

Simurg Kitabevi ve Sahaf
1988’de üç kardeş tarafından kurulan kitabevi, Türkiye tarihine, arkeolojisine, sanatına, edebiyatına ve sosyolojisine dair geniş bir arşive sahip. Eski yerinden taşınan kitabevi şimdilerde Kalyoncu Kulluğu Caddesi’nde okuyucularını ağırlıyor. Geniş tarihi arşivi dışında kedileriyle de ünlü bu kitabevi, gravürleri ve hiçbir yerde bulamayacağınız belgeleriyle kesinlikle ziyaret edilmesi gereken sahafların başında yer alıyor.

Not: Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında” filminin kitabevi sahneleri de, Simurg’un eski yerinde geçmektedir.
Simurg Kitabevi Adres: Tarlabaşı Bulvarı, Kalyoncu Kulluğu Cad. 13 / 4, Beyoğlu

Tarihi kitaplara, gravürlere, eski dosya ve fotoğraflara meraklı olan tüm sahaf severlerin, Kadıköy’deki sahaflara da uğramalarını tavsiye ederiz.
İmge Sahaf Caferağa Mah. Güneşlibahçe Sok. No: 41/A-B Kadıköy
Barış Sahaf Mühürdar Cad. No 71/B Moda/Kadıköy
Mütefferika Caferağa, Mühürdar Cad. No:58 Kadıköy

 – Yeni Başlayanlar İçin İstanbul I
- Yeni Başlayanlar İçin Istanbul III

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul I

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Yeni Başlayanlar İçin İstanbul I 
Yazan // Article by Deniz Yılmaz Akman
–For English version: Link

Sokak Lezzetleri 

foto1-sokak lezzetleriBir şehri keşfetmenin belki de en güzel yanı sokak satıcılarını bir bir ezberlemektir. Sokakların en sadık bekçileridir onlar. Bazen her zamanki yerlerinde, bazen hiç ummadığımız bir sokakta aniden karşımıza çıkar. 1950’lerde başlayan ve bir kısmının günümüze kadar gelebildiği sokak lezzetlerini yaşatmak da bu şehrin kimliklerinden birini yaşatmakla eş değerdir.

Boğaz kenarında yaza doğru karşımıza çıkan pamuk ve kağıt helvacılar, hava kararmaya yakın sayıları artan kerhane tatlıcıları (tulumba, burma veya halka tatlısı olarak da geçer), kış akşamlarında “bozaaa” diye bağıran bozacılar, mevsimi geldiğinde yollara çıkan közlenmiş veya süt mısır arabaları, son yıllarda daha sık görmeye başladığımız kaldırım kenarlarına kurulan nohut-pilavcılar, Karaköy ve tarihi yarımada taraflarında gezen mesir macuncuları, Fatih, Unkapanı ve Eminönü’nde görür görmez insanda turşu suyu içme isteği uyandıran seyyar turşucular, neredeyse bütün semtlerde görmeye alıştırdığımız; kırmızı beyaz arabalarıyla bu şehrin birer simgesi olmuş simitçiler, bir zamanlar Beyoğlu Hazo Pulo Pasajı önünde beyaz önlüğüyle bizleri bekleyen amcanın elinden çıkan içli köfteler (Sabırtaşı İçli Köfte), Galata Köprüsü çevresinde cızbız balık-ekmek, kalın bıçakların çıkardığı sesler eşliğinde, ritmik hareketlerle parçalanıp baharata bulanan kokoreç, kış aylarının vazgeçilmezi kestane kebap ve özellikle Beyoğlu civarında sokak başlarında tepsileriyle bizleri bekleyen midye dolmacılar… Bunlar ve daha fazlası İstanbul’un bize sunduğu lezzetlerin sokakta toplanmış halidir.

Artık çokça görmediğimiz fakat geçmiş yıllarda İstanbulluların zihnine kazınan sokak lezzetlerinin başında ise; tuzlu hıyarlar, güğümlerde taşınan yoğurt/sütler ve değişik aromalarda hazırlanan şerbetler geliyordu.

Midye dolma için: Beyoğlu; İstiklal Caddesi üzerinde bulunan sokak başları veya Kadıköy Kadife Sokak
Simit: Karaköy, Beyoğlu, Kadıköy, Eminönü, Nişantaşı, Şişli semtlerinin kaldırımları ve sokak başları
Kestane: İstiklal Caddesi üzerinde, kış aylarında
Boza: Geceleri yoldan geçmesini bekleyebilir veya Vefa’ya gidip içebilirsiniz
Kokoreç: Galata veya Tepebaşı’nda bulabilirsiniz. Oturarak yemek isteyenler için Sirkeci’deki “İmparator Kokoreç”i tavsiye ederiz.
İçli Köfte: Sabırtaşı İçli Köfte; İstiklal Cad. No:112
Turşu veya Turşu Suyu: Eminönü vapur iskelelerinin önünde seyyar turşuları bulabilirsiniz. Oturarak denemek isteyenler için Cihangir’deki Asri Turşucu’yu öneririz (Cihangir Cad. No:29) 

Meyhaneler

foto2-meyhaneler

İstanbul’un bize sunduğu bir diğer güzellik de; meyhane kültürüdür. Bazen hüznü demlemek, bazen de mutluluğu kutlamak; bunu sevdikleriyle paylaşmak isteyenlerin uğrak mekanlarıdır. Fasıllı, sazlı sözlü olabileceği gibi arkadan gelen sakin müziğe kendinizi bırakarak da anason kokusuna teslim olabilirsiniz. Asıl amaç ise genelde müdavimi olunan bir meyhaneye belirli günlerde gitmek ve “dost meclisi” ile orada üç beş laf etmektir.

Meyhane kelime anlamı olarak “mey”; Farsça’da “şarap” ve “hane” yani “ev” kelimelerinden oluşsa da, çoğunlukla rakı ve biranın da içildiği, keyif için gidilip sohbetle efkar dağıtılan yerler olarak günümüze kadar gelmiştir. İstanbul’un fethinden sonra sayıları artmış, özellikle gayrimüslimlerin yaşadığı Galata ve çevresinde toplanmıştır. Ayrıca limana yakınlığından dolayı Tahtakale bölgesinde de sayıları o dönemlerde çoktur.
Reşat Ekrem Koçu, Galata meyhaneleri için şöyle demiştir:
“Yakın zamana kadar halkın çoğunluğu Rumlarla Frenklerin teşkil ettiği Galata, İstanbul’un fethinden bu yana yüzyıllar boyunca meyhanelerin çokluğu, büyüklüğü, hepsi Rum milletinden meyhanecilerinin de işret erbabının keyfine uygun hizmetleri pek iyi bilmeleri ile meşhurdu.”

Kaptanların sıkça uğramasından dolayı bir liman kültürü olarak doğan meyhaneler, Yavuz Sultan Selim (1512-1520) döneminde git gide artmış, Sultan Süleyman döneminde içki yasaklarının artmasıyla sekteye uğramış fakat II. Selim zamanında yeniden açılmış ve sayılarında artış olmuştur.

Sonradan iyice yerine oturan kültürüyle meyhaneler; keyfin ve hoş sohbetin esas olduğu, mezelerin ve rakının da buna bir araç olarak görüldüğü “samimi” mekanları kapsıyor. 100 yılı aşkın süredir hizmet veren Yedikule’deki Safa Meyhanesi, içinde Atatürk’ün masasının da ayrıldığı Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi (1880’lerde kuruluyor fakat 1920’lerde devraldığında “Cumhuriyet” ismini alıyor), 1946’da ilk kadın meyhaneci Madam Despina tarafından kurulan, tipik bir Rum meyhanesi Despina’nın Meyhanesi, 1980’lerde Kumkapı’da kör bir karı kocanın kurduğu ve şimdilerde torunları Daniel İnciyan tarafından işletilen Kör Agop Meyhanesi günümüzde de, bizi eski günlerin hatırına şenlendirebilecek, bazen keyfe bazen hüzne sokacak tarihi meyhanelerden bazıları.

Safa Meyhanesi Adres: İlyasbey Cad. No. 121 Yedikule
Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi Adres: Hüseyinağa Mah., Sahne Sok. 27 Beyoğlu
Despina’nın Meyhanesi Adres: Açık Yol Sok. No:9, Kurtuluş, Şişli
Kör Agop Meyhanesi Adres: Ördekli Bakkal Sk. No:7 Kumkapı

Diğer yandan, yakın tarihlerde açılan ve modern dokunuşlarıyla “meyhane” algısına yenilikler getiren mekan önerilerimiz ise Akaretler’de yer alan, samimi havasıyla özellikle kış aylarında bizi kendine çeken Sıdıka ve Beyoğlu’ndaki modern binasında kaliteli menüsüyle her daim kalabalığı barındıran Münferit.

Sıdıka Adres: Şair Nedim Cad. No: 38 Beşiktaş
Münferit Adres: Yeni Carşı Cad. No:19 Galatasaray

Tarihi Hanlar

foto3-hanlar

İstanbul’un geçmişte tüccarlara, seyyahlara, bankalara, ticaret odalarına ev sahipliği yapan tarihi hanları günümüzde farklı işler için kullanılıyor. Birçoğu eski güzelliğini kaybetse de, hala bir kısmını gidip görebilir ve gitmeden önce okuduğunuz bilgileri tazeleyerek tarihte uzun bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Büyük Valide Han: İstanbul’un en büyük hanları arasında yer alan han, 17. Yüzyıl’da Kösem Sultan tarafından yaptırılmış. Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan hanı ararken çevresinin de bir o kadar cümbüşlü, biraz kaotik ve eskimiş olduğunu fark ediyorsunuz. Büyük Valide Hanı; üç avlu, avluların birinde yer alan camii ve Büyük – Küçük han olmak üzere iki ayrı kısımdan oluşuyor. 1940’larda İranlılara kiralanan odaların çoğu artık ya boş, ya da atölye – imalathane olarak kullanılıyor. Merdivenleri takip edip çatısına çıkarsanız, sizi çok otantik bir İstanbul manzarası karşılıyor.
Büyük Valide Han Adres: Mercan Mah. Çakmakçılar Ykş, Hanlar Bölgesi

Kurşunlu Han: Rüstem Paşa Kervansarayı olarak geçen Kurşunlu Han, Karaköy Perşembe Pazarı yakınlarında yer alıyor. Mimar Sinan’ın bu hanı, Ceneviz katedrali yıkıntıları üzerine inşaa ettiği biliniyor. 16. Yüzyıl’da tüccar ve seyyahların kaldığı odalar şimdilerde terk edilmiş bir halde. Yine de bu hanı şöyle bir gezmek insanı tarihte yolculuğa çıkarıyor.
Kurşunlu Han Adres: Kürekçiler Caddesi, Perşembe Pazarı Karaköy

Sen Piyer Hanı: Osmanlı Bankası’nın (şimdiki Salt Galata binası) altınlarının ilk toplandığı yer; haliyle ilk yönetim yeri bu handır. 18. Yüzyıl’da İstanbul’da yaşayan Fransız elçi Saint Priest tarafından yaptırılmıştır. Komondo Merdivenleri’nden yukarı çıkıp, ilk sola döndüğünüzde ve biraz yürüdüğünüzde sağ tarafta karşınıza çıkar. Eski Banka Sokağı üzerinde yer alan bu hana girmeyi başarırsanız her katın farklı bir hikayesi olduğunu anlayacaksınız. İkinci katında soldan devam ederseniz, daracık koridor sizi İstanbul’un en iyi toz hardalını bulabileceğiniz Özyer Hardal’a götürür. Kapısını çalın, birkaç kutu hardal alın ve sonra Sen Piyer’in yıllara rağmen ayakta kalmış katlarını keşfedin.
Sen Piyer Hanı Adres: Eski Banka Sokağı, Bereketzade (Komondo Merdivenleri’nden çıkınca ilk soldaki sokak) (First street on the left after climbing the Komondo Stairs)

Tahtakale Hanları: 16. ve 17. Yüzyıl’da ticaretin kalbinin attığı, Eminönü ve Unkapanı arasında yer alan Tahtakale hanları günümüzde elektronikten, ev materyallerine kadar aklınıza gelebilecek birçok şeyin satıldığı dükkanlara çevrilmiş durumda. Tarihe baktığımızda bu hanların önemini, Haliç kıyısına yaklaşan gemiler belirliyor; çünkü o günlerde yurt dışından gelen mallar bu tarihi hanlarda depolanıyor.

Generali Han: Bankalar Caddesi’nde yer alan bu güzel binanın hikayesine baktığımızda; 1900’lü yıllarda sigorta şirketi olarak “Assikurazioni Generali” tarafından mimar Giulio Mongeri’ye yaptırıldığını görüyoruz. Eğer İstanbul’daki Art Nouveau ve Barok izlerini merak ediyorsanız, en güzel örneklerinden biri olan bu binayı muhakkak ziyaret edin.
Generali Han Adres: Karaköy Bankalar Caddesi No:31-33

Şekerciler 

foto4-şekerciler

İstanbul’un vazgeçilmez karakteristik dükkanlarının bir kısmını tarihi şekerciler oluşturuyor. Geçmişten günümüze kadar uzanan bu şekerci dükkanlarında badem ezmelerinden, akideye kadar birçok geleneksel çeşidi bir arada bulmak mümkün. Şekerciler yazımıza buradan bakabilirsiniz.

Yazının diğer kısımları:
Bölüm II
Bölüm III

Kurtuluş’un Tarihi Lezzet Durakları

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Kurtuluş’un Tarihi Lezzet Durakları
Yazı: Deniz Yılmaz Akman
(only available in Turkish)

foto-girişİstanbul’un bazı semtleri var ki, içinde yaşanmadığı sürece yeteri kadar hakim olamıyorsunuz; çünkü “geçerken bir uğradım” diyebileceğimiz ya da sık sık yazılan, çizilen ve tavsiye edilen türden değil. Yaşamak gerekiyor, zaman geçirmek gerekiyor.

Çocukluğunu Kurtuluş’ta geçirmiş yazarlarımızdan Deniz Özdağ’ın UZAK sayımızda yer alan Kurtuluş yazısı sayesinde, biz de bu semti biraz daha öğrenmiş olduk. Deniz’in, bir #matchupkesifgunlugu turunda bizi götürdüğü, çocukluk günlerinde büyük bir etkisi olan lezzet duraklarını deneyimledik. İşte bu lezzet duraklarına dair detaylar:

Kurtuluş’un kısaca tarihi: Eski ismiyle Tatavla (beygir ahırı) olarak anılan Kurtuluş semti, Pangaltı’dan güneye bir eğimle inen eski bir dere yatağı ve çevresindeki tepecikler üzerinde kurulu, 470 yıllık tarihe sahip bir semt. 1929’da İstanbul’da gerçekleşen “büyük yangın” sonrası ismi Kurtuluş olarak anılmaya başlanmış. O günlerde semtin sakinleri olan Rumlardan bir kısmı hala burada yaşıyor,  geleneklerini devam ettiriyor.

Bu semte dair çok şey değişse de, günümüzde bazı tarihi mekanları ziyaret edip, o eski tatları anmak mümkün.

01--Pelit-TurşuPelit Turşuları
Deniz Özdağ’ın bizi ilk götürdüğü durak Pelit. İsmini belki duymuşsunuzdur, zaten en meşhur turşuculardan biri. Buraya gelirseniz aklınıza gelebilecek her türden sebze-meyvenin turşusunun yapıldığını göreceksiniz. Bir de çıkmadan, bir bardak turşu suyu içmeyi unutmayın!

Adres: Yıldıztabya Caddesi No :89 Kurtuluş

02--NazarNazar Pastanesi
Pastane kültürünü özellikle bu şehirde doğup büyümüş olanlar çok iyi bilir. Günümüze kadar gelebilmiş olan pastanelerden biri olan; Nazar profiterolleriyle ün salmış. Tadınca anlıyoruz ki, hem çok hafif hem çok lezzetli bu profiteroller. Yine Kurtuluş civarında gezerken uğramanız gereken noktalardan biri de Feriköy’de bulunan bu pastane.

Adres: Kurtuluş Cad. No:222

03--DamlaDamla Dondurma
Eğer İstanbul’da gerçekten lezzetli ve kaliteli bir dondurma yemek istiyorsanız, adreslerinizin en başında 1989’dan beri hizmet veren Damla gelmeli. Üstelik birçok dondurmacıya göre ucuz fiyatıyla da bizi şaşırtan bu mekanın muzlu dondurmasını öneririz. Ayrıca kış aylarında da boza yapıyorlarmış, seviyorsanız aklınızda olsun.

Adres: Kurtuluş Cad.no:110/A

04--TuşbaTuşba Meze Evi
Meşhur Ermeni mezesi; “topik”i, her türlü şarküteri ürününü, İtalya ve İspanya’dan getirilen et ve peynir çeşitlerini bulabileceğiniz tarihi bir mezeci Tuşba. Topik dışında, Mortadella salamı, Prosciutto eti, patlıcan salatası ve yerli-yabancı peynirlerini özellikle tavsiye ediyoruz.

Adres: Ergenekon Cad. 27/A

05--Arma-(2)Arma Pastanesi
Bu pastaneye geldiğimizde Paskalya çöreklerinden deniyoruz. Paskalya zamanı dışında da yapılan bu çörekler mis gibi damla sakızı kokusuyla beraber eski zamanların Kurtuluş resimlerini getiriyor gözümüzün önüne.

Adres: Kurtuluş Cad. No:123

07-madam-despinaDespina Meyhanesi
Madam Despina’nın hikayesini biliyorsanız, muhtemelen “Despina” kelimesini görür görmez, istemsizce kulağınızda “kur masayı Madam Despina” dizeleri yankılanacak. İşte o şarkıda sözü geçen İmrozlu Madam Despina Türkiye’de ilk kadın işletmeci olarak adını tarihe yazdırmış. 1946’dan beri hayatına devam eden bu meyhanenin, muşamba örtüleri ve asma yaprakları altında geçirdiğiniz zaman sizi yeteri kadar nostaljik hissettirecek. İlk açıldığı zamandan beri kuralları ve adabı olan meyhane hala eski havasını koruyor. Geleneksel meyhane keyfi yaşamak isteyenlere tavsiyemiz.

Adres: Kurtuluş Caddesi, Açık Yol Sokak, No 9

06 göremeGöreme Muhallebicisi
Son olarak da, yine Kurtuluş Caddesi üzerinde yer alan Göreme Muhallebicisi’nden bahsetmek istiyoruz. Sütlü tatlılarıyla meşhur olan bu küçük mekan sıcak, sevimli ve insana huzur veren cinsten. Tatlıları dışında yemek seçenekleri de olan mekanda özellikle menemen yemenizi öneririz.

Adres: Duatepe Mahallesi, Kurtuluş Caddesi, No 60/B

Bu mekanların içine girip, küçük tadımlar yaparak geleneksel eski Kurtuluş günlerini yad ettiğimiz turumuzun sonunda şunu bir kez daha anlıyoruz ki; İstanbul’u yaşamanın yolu onun semtlerini tanımaktan geçer. Bir de tarihi mekanlarına sahip çıkmaktan…

İstanbul’un Tarihi Şekercileri

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

İstanbul’un Tarihi Şekercileri // Historical Candy Stores in Istanbul
Yazan // Written by Deniz Yılmaz Akman

şekerciOrhan Pamuk’un “Kafamda Bir Tuhaflık” kitabını okurken; sokak satıcıları, kışın yoldan geçen bozacıları, loş ışıklı sokaklarda aniden karşımıza çıkan kerhane tatlıcıları ve nostalji kokan şekerci dükkanlarıyla İstanbul’un daha bir güzel olduğunu anlıyor insan.

Bu tarihi şekerci dükkanlarının birçoğu 1800’lü yıllarda refah ve gücün simgesi sayılan “akide şekerleri” satıyordu. Sonradan çeşitlerini artırıp, Osmanlı döneminden bugünlere kadar nice şeker, draje, lokum ve reçel de ürettiler.

Mesir macunları ise daha çok “sokak tadı” olarak kalmaya devam etti. İlk olarak Yavuz Sultan Selim’in eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan’ın hasta olması üzerine;  41 çeşit baharat karıştırılarak elde edilen mesir macunu günümüzde Karaköy ve Sirkeci civarında karşımıza çıkıyor. İnce çubuklara sarılan ve bakır kaplarda sunulan macun, iyileştirici ve dinç tutan özelliği sebebiyle özellikle de kış aylarında tüketiliyor.

Özenle, belki de günümüzde hiç alışık olmadığımız bir titizlikle ve el emeğiyle üretilen şekerlemelerle dolu şekerci dükkanlarından bazılarını yazdım. Yazarken şunu bir kez daha anladım; aslında şeker biraz bahane, bu dükkanların içine girip o nostaljik İstanbul havasını solumak asıl amaç…

While reading Orhan Pamuk’s book “A Strangeness In My Mind”, I noticed something all over again: the street sellers of Istanbul, the seasonal boza sellers on the winter roads, and the sweet bakeries along with the nostalgic aroma of candy shops are the best.
Most of these historical candy shops, considered as the symbol of wealth and power in the 1800’s, were known to just sell hard candy. Since then, they’ve multiplied the variety of their choices and from the Ottoman era on, they’ve added other sweets including dragée, Turkish delight, and jam.
On the other hand, paste candy (mesir macunu) has managed to remain as a “street flavor”. It first came out when Yavuz Sultan Selim’s wife’s mother, Ayşe Hafsa Sultan, had just come down with an illness; a 41 spice blend that brings us a paste candy that can now be found in the areas around Karaköy and Sirkeci. Presented in copper tins then wrapped around thin wooden sticks, this paste candy is especially eaten during the winter months due to its special healing beliefs.
It was with a strong craving that I wrote about these special shops, probably because of the careful attention and effort that has gone into creating these sweets, which is now foreign to us. What I realized while writing was that the sugar is just an excuse to squeeze into these places, the main aim is to breathe that nostalgic scent of these places bringing old days of Istanbul again.

üç-yıldızÜç Yıldız Şekerleme
1926’da iki kardeş ve bir arkadaş tarafından kurulan “Üç Yıldız Şekerleme” ismini de buradan almış. Şimdilerde kurucusu Ahmet Fikri Dörtler’in oğlu Feridun Dörtler tarafından işletilen dükkana adım attığınız anda İstanbul’un bütün izleri sanki karşınıza çıkıyor. Rumların “kaşık tatlısın”dan, çikolata kaplı portakal kabuklarından, ev yapımı marmelat ve reçellerinden tatmak için can atıyorsunuz. Ama bir tat var ki, benim için çok özel ve bugüne kadar yediğim bütün lokumların arasında en iyisi! Dışı hafif kabuklu, içi yumuşacık olan “sakızlı lokumdan” bahsediyorum. Feridun Bey’den öğrendiğim üzere; dışının sert içininse yumuşacık olması bu lokumun özelliğiymiş. Daha sert ve kıvamlı olan gül lokumu da bir o kadar lezzetli olan Üç Yıldız Şekerleme’ye muhakkak uğrayın. Tepesinden sarkan kurdelelerle, özenle hazırlanan şeker paketinizin yapımını izlerken ve Feridun Bey’in hikayelerini dinlerken zamanı nihayet yavaşlatabileceksiniz.

It was established in 1926 by two siblings and a friend, thus arriving at the name “Üç Yıldız” (“Three Stars”). Nowadays, it’s run by Feridun Dörtler, the son of one of the founders; Ahmet Fikri Dörtler. The minute you step foot inside, it’s as if you’re faced with the traces of Istanbul. I recommend the Greek “spoon dessert”; chocolate dipped orange rind, homemade marmalade, and the jam. But there’s one flavor in particular, which has the most exceptional taste and is among the best Turkish delights I have ever tasted! With its light crust on the outside and its smooth gooey interior, I’m talking about the “gumtree Turkish delight”. What I learned from Mr. Feridun is that this hard exterior and smooth interior is this gumtree Turkish delight’s specialty. The rose Turkish delight, which is even more firm and rich in consistency, is also a must try at Üç Yıldız Şekerleme. Watching them wrap your package with its dangling ribbons on top while you taste some treats on the side and listen to their stories, you’ll feel time slow down at last.

Üç Yıldız Şekerleme Adres: Duduodaları Sok. No:7, Balıkpazarı, Beyoğlu

cafer-erolŞekerci Cafer Erol
1807 yılında kurulan ve 1945’te Kadıköy’de Cafer Erol tarafından açılan tarihi şekerci başta akide şekerleri olmak üzere; Osmanlı tatlıları (zerde, keşkül, aşure vb.), badem ezmesi, marzepanları (şekilli ezme), çikolataları, reçelleri ve lokumları ile meşhur. Özellikle de baston şeklindeki, kırmızı beyaz şeritli şekerlerini tavsiye ederim. Beni çocukluğuma götüren bu şekerlerin aroması, denediklerim arasında en lezzetlisi.

Established in 1807 and later opened in Kadıköy by Cafer Erol in 1945, this historic candy shop is one of the prime places making hard candy. It’s also famous for its Ottoman desserts (zerde, keşkül, aşure, etc.), almond paste candy, marzipan, chocolates, jams, and turkish delights. Especially noteworthy are the candy canes during the holiday season, which are nice to look at as well as to eat. The aroma of these red and white striped treats are the most tasty of the ones I’ve tried.

Şekerci Cafer Erol Adres: Yasa Cad. No:19, Kadıköy

hacı bekirHacı Bekir (Ali Muhiddin Hacı Bekir)
1777’de o zamanların “Hacı Bekir Kesmesi” olarak anılan akide şekerlerinin üreticisi Ali Muhiddin Hacı Bekir’in dükkanı 5 kuşaktır devam ediyor. Özellikle de Bahçekapı’da tarihi atmosferin tam ortasında yer alan şubesine uğramanızı öneririm. Fıstıklı lokumlarından, cezeryelerinden ve tabii ki badem ezmelerinden almanızı tavsiye ederim.

Known as the “Hacı Bekir Cut” since 1777, Ali Muhiddin Hacı Bekir’s hard candy shop is still going strong after 5 generations. The historical atmosphere of the branch in the heart of Bahçekapı is highly recommended a visit. I suggest you try their pistachio turkish delight, cezerye, and of course their almond paste.

Hacı Bekir Adres: Hamidiye Cad. No. 81 Bahçekapı (Yeni Camii’nin arka sokağında)
(The street behind Yeni Camii)

BaylanBaylan Pastanesi
İstanbul’un tarihi pastanelerini ayrı bir yazıya saklıyor olsam da, değinmeden geçemeyeceğim bir yer var: Baylan Pastanesi. 1923’te Beyoğlu’nda “Doryan” ismiyle açılan pastanenin Kadıköy ve Bebek’te olmak üzere iki adet şubesi var. En meşhur tatlısı Kup Griye’sini daha önce denemediyseniz kesinlikle bir fincan çay ve uzun sohbetler eşliğinde denemelisiniz. Onun haricinde macaronlarından ve çikolatalarından almanızı öneririm.

Despite the fact that I am saving a separate article for Istanbul’s historical bakeries, there’s one place in particular I can’t go on without mentioning: Baylan Bakery. It was first opened in Beyoğlu in 1923 under the name “Doryan”, and then branched out to  Kadıköy and Bebek later on. Its most famous dessert being Kup Griye, if you haven’t already tried it, is definitely worth a visit along with a cup of tea and a long chat. Besides that, I recommend you grab some macarons and chocolates to add flavor to your new year’s eve.

Baylan Pastanesi Adres: Muvakkithane Cad. No: 9/A Kadıköy

Beyoğlu Çikolatası
1950 yılında ilk “Zambo” ismiyle çıkan ve o yıllarda sakız da üreten Beyoğlu Çikolatası sadece belirli büfelerde satılıyor. Beyoğlu’na sık gidiyorsanız camlarında fındıklı çikolatalarıyla ağız sulandıran mini vitrininden hatırlarsınız. Özellikle kış aylarında yapacağınız sıcak çikolataya katabilir veya taze çikolatalarından alıp Beyoğlu sokaklarında uzun bir yürüyüşe çıkabilirsiniz. İstanbul’da üretilen en iyi çikolatalardan biri olduğunun garantisini veriyoruz.

Around 1950, Beyoğlu Çikolatası was known as Zambo for manufacturing gum and only known to be available at select places. If you visit İstiklal Street of Beyoğlu frequently, you probably know it as the place that makes your mouth water with its hazelnut chocolates in the window. During the winter months, you can get fresh chocolate to make hot chocolate at home or to munch on while roaming the streets of Beyoğlu. We can guarantee it’s one of the best flavors of Istanbul.

Beyoğlu Çikolatası Adres: İstiklal Cad. No:69/A, Beyoğlu/İstanbul

Meşhur Bebek Badem Ezmesi
Badem ezmesi denilince belki de akla ilk gelen yerlerden biri: Bebek Badem Ezmesi. 1904 yılından beri ilk ve tek şubesi Bebek’te olan ve ilk zamanlardaki kalitesini kaybetmemek adına başka bir şube açmak istemeyen aile işletmecisi, tatlı severlerin en uğrak noktalarından biri. Lokum, fıstık ezmesi, akide şekeri gibi seçenekler de mevcut.

This may be the first place that comes to mind when someone mentions almond paste: Bebek Badem Ezmesi. This place in Bebek is its first and only location since 1904 and plans on staying that way in order to preserve its quality. This family run place is one of the most frequently visited sites by sweet tooths. With a selection of turkish delight, pistachio paste and hard chandy, the sweet options here are plenty.

Meşhur Bebek Badem Ezmesi Adres: Cevdet Paşa Cad. No.53/C Bebek

İstanbul’un Karakteristik Semtleri

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

İstanbulun Karakteristik Semtleri // Istanbul’s Characteristic Neighborhoods
Çizimler // Illustrated by Melike Gürsel  
Yazı // Written by Deniz Yılmaz 

dolapdereDolapdere
Dolapdere kimileri için ev, kimileri için de sadece “yolunun üzerinde” yer alan geçiş noktasıdır. “Tatlı Badem” sokağında köşe başında, 29 nolu üç katlı binada; her katta iki küçük oda bulunan” bir bina vardır. Burası 1855 yılında Polonyalı şair Adam Mickiewicz ülkesinden ayrılmak zorunda kalıp, buraya geldiğinde O’nun için hem sığınak, hem ev olmuştur. Yine aynı evde koleraya karşı gelememiş, burada gözlerini hayata yummuştur. Günümüzde ise bu ev müze olarak hayatına devam etmektedir.

Köhne evleri arasında gezinirken İstanbul’un bambaşka bir yüzüyle karşılaşır, evlere bakmak için başınızı yukarı kaldırıp, yorgun ama güzel İstanbul’u bir kez daha selamlarsınız.

Dolapdere is located as a “home” for some, while it’s just a “on the road” crossing point for some others. On “Tatlı Badem” (Sweet Almond), corner of the street, number 29, the three-storey building, each floor with two small rooms was located in Dolapdere. This house was a shelter for the Polish poet Adam Mickiewicz who had to escaped from his home country in 1855. However he was defeated to cholera, closed his eyes to life at this place. Today the house continues as a “house museum”.

While you’re walking between ratty houses of Dolapdere, you face with completely different scenes of this city, lift up your head and you greet once again tired but beautiful Istanbul.

cihangirCihangir
Kanuni ve Hürrem’in küçük oğulları Şehzade Cihangir’den günümüze kadar Cihangir büyük bir değişim geçirmiştir. 19. Y.Y yangınlarından da nasibini almış semtte, gayrimüslimlerin yerleşkelerinden ve 50’li yılların randevuevleri ve eğlence sektöründen geriye neredeyse aynı hiçbir şey kalmamış olsa da, değişmeyen belki de tek bir şey vardır: Cihangir’in binaları. Bu binalar yıllara meydan okumuş, günümüzde sanatçı, ressam, yazar, oyuncu ve yönetmen gibi mesleki gruplara ait insanlara birer ev olmuştur.

Kedi eksik olmayan sokaklarına teslim olup, yokuş aşağı dimdik inildiğinde şaşırtıcı bir İstanbul manzarasıyla karşılaşır, Cihangir’in değerini de daha iyi anlar insan.

It’s obvious to see the changes of Cihangir since Suleiman the Magnificent and Hürrem Sultan’s little child “Cihangir” was borned. Although nothing left behind from the 19th century Istanbul fires, settlements of non-muslims, 50’s brothels and the old style of show business of Istanbul, the only thing has remained the same (almost): Old buildings of Cihangir. These buildings defy the years and become new “settlements” for artists, actors, writers, and directors of Istanbul nowadays.

If you give yourself over the streets of Cihangir where you can see many cats, and walk all the way down until you meet a glamorous view at the end, you feel that it’s worth.

gumussuyu-son-haliGümüşsuyu
Konsolosluklar ve birtakım acentelerin evi Gümüşssuyu. Taksim’e çıkılan yollardan biri de Gümüşsuyu’ndan geçer. Dip dibe dizilmiş binaların ortasından geçen tarihi asansörlerin, eski ama gururlu balkonların ve bir de unutulmaz palasların namı Gümüşsuyu’nu değerli kılmaya yetmiştir.

Gümüşsuyu is sort of a home for consulate buildings and agents. Most roads are passing through Gümüşsuyu before reaching Taksim. Old elevators lined bottom in the middle of historical buildings, old but proud balconies, and unforgettable palaces make Gümüşsuyu very special neighborhood.

taksim-son-haliTaksim
Taksim hayatımızın (İstanbul’da yaşayanların) daima merkezinde olmayı başarabilmiş bir bölgedir. Art Nouveau esintili binaları, bir uçtan bir uca yürüdüğümüz “Cadde-i Kebir” yeni adıyla İstiklal Caddesi, 1928’den sonra “kent meydanı” kimliğine kavuşmuş anıtlı meydanı ile yaşayan tüm anılarımıza kazınmıştır. Eski yıllarda su dağıtımının yapıldığı “taksim” anlamına gelen “Taksim” bunca yıldır süregelen tarihi, iz bırakmış yangınları ve gözle görülür büyük değişimi sırtına yüklenip hayatına devam etmiştir. Günümüzde Cihangir, Galatasaray, Tünel, Pera, Galata ve Karaköy semtlerine çıkan bütün güzel yollar Taksim’in vatanı; Beyoğlu’ndan geçer.

Taksim is a region which has always succeeded to be at the center of our life (especially for Istanbulians). Taksim is living in all our memories with its Art Nouveau buildings, “Cadde-i Kebir”; Istiklal Street with a new name where we walk from end to end, and the square with monument which has become “town square” identity after the 1928. Taksim means “water distribution” so here is the place where people did water distribution in former years. So many years of continuous history, left a trail of fires of Istanbul and visibly installed a large change back to life continued in this region. Today the beautiful trails to Cihangir, Galatasaray, Tunnel, Pera, Galata and Karaköy, all pass through the district, home to Taksim; Beyoğlu.

İLK SERİ İÇİN: İstanbul’un Karakteristik Binaları
FOR THE FIRST SERIES: Istanbul’s Characteristic Buildings

 

İstanbul’un Karakteristik Binaları

Share..Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

İstanbulun Karakteristik Binaları // Istanbul’s Characteristic Buildings
Çizimler // Illustrated by Melike Gürsel  
Yazı // Written by Deniz Yılmaz 

bina-1arnavutkoy

Geçmişi 1800’lere dayanan, İstanbul’un en güzel boğaz köylerinden biri Arnaout Kevi; yani Arnavutköy.Birçok değişim geçirse de, hala eski güzelliğini koruyan bu semtin arka sokalarında dolaşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz insan. Yokuşları yorar ama inişi daima denize doğru olduğundan inanılmaz huzur verir. Eski ahşap binaları bu semtin öne çıkan sembolik özelliklerindendir.Dar sokaklarında gezinip, balıkçı Adem Babada levreğin tadına varıp, bir de sahildeki Girandolada muzlu dondurma yenildi mi keyfinize diyecek olmaz. Geceyi mahallenin yeni incilerinden olan Anyde veya Luzia’da sonlandırırken Arnavutköy’ü ne kadar çok sevdiğinizi anlarsınız.

Survived history since the 1800’s, Arnaout Kevi (also known as Arnavutköy) is one of Istanbul’s most beautiful villages by the Bosphorous. Even though it has seen a lot of change, you won’t believe how fast time passes as you roam the side streets and enjoy the preserved charm of this area. The slopes can be tiring but the downhill walk towards the water is always pleasant. The historic wooden mansions and buildings are a prize possession of this neighborhood. Once you roam the tight backstreets and taste Adem Baba’s sea bass followed by a little banana ice cream on the seashore, you will be delirious with satisfaction. After you end the night at Any, or Luzia a new gem of this area, you’ll understand how much you are in love with Arnavutköy.

bina-2balat

Balat Haliç kıyısının en güzel değerlerinden biridir. Balat’ın yokuşlarını çıkıp, en tepelere kadar varmayı başardığınızda gün batımının buradan daha da güzel gözüktüğüne tanık olursunuz. Geçmişte farklı dinden ve kültürden gelen insanların huzurla bir arada yaşadıkları bu semtte günümüzde de hala da farklı kültürler barınmaktadır. Eskiyi aratan bir ruhu olsa da, günümüzdeki haliyle de daima sevdiklerimizdendir.
Bir sabah renkli binalarının ve çamaşırların asılı olduğu apartmanlarının arasından geçip, Forno Balatta kahvaltıyla güne başlarsınız. Sonra da antikacıları bir bir gezip ansızın bir müzayedeye denk gelirsiniz. Satılan eşyalar, kim bilir kaç yıl öncesine ait Balat evlerinden çıkmıştır.
Köfte kokularını takip edersiniz eğer tarihi Köfteci Arnavutda bulursunuz kendinizi. Arnavut tatlısı Tirileçe’sinden de yedikten sonra tekrar kendinizi Balat sokaklarına atarsınız. 1890’lardaki Agora Meyhanesini aramaya koyulursunuz.  Kapısına kilit vurulmuş bir halde olsa da, yine hala ordadır.

Balat is probably one of the best things occupying the Haliç seaside. If you climb the hills of Balat and finally reach the very top, you will witness one of the best sunsets you will ever see. Known for being the meetingpoint of locals with different religions and backgrounds, this area still houses people of different cultures. Although it has a spirit that will make you want to flash back in time, this neighborhood continues to leave us smitten just as it is.
After you squeeze past the hung laundry on the colorful buildings, you can start your morning with breakfast at Forno Balat. Then, you can visit the antique shops one by one and stumble on an in-store auction. It’s a mystery which Balat apartments these items belonged to and how far back they would date.
If you follow the smells of köfte (turkish meatballs), you’ll find yourself at Köfteci Arnavut. After you’ve indulged in the classic Albanian dessert, Tirileçe, you’ll throw yourself back into the streets of Balat. Hunt down the old Agora Meyhane (Agora Tavern) that dates back to 1890. Even if it’s locked up with bolted doors, rest asure it is still there.
Balat Keşif Günlüğü yazısı için // For Balat Explore Diary Link

bina-3kuzguncuk

Üsküdar’ın Boğaziçi’ne açılan en huzurlu vadisi: Kuzguncuk. Mimarların, yazarların, zanaatkarların en sevdiği semtlerden biri. Günümüzde de hala insanların birbirlerini tanıdığı, esnafların  birbiriyle selamlaştığı küçük bir mahalle gibidir. Bu mahalleye ne zaman gelseniz, İcadiye Caddesinde yürür, eski binalara ve binaların üzerlerine kadar uzanan dev ağaçlara bakarsınız. Renkli evleriyle meşhur Simitçi Tahir Sokak’ı, Perihan Abla Sokak’ı, İngiliz Evlerini ve daha nice güzel sokağı geçip, gerinizde bırakırken bambaşka bir ruh haline bürünürsünüz.

The most pleasant valley to be located on the Bosphorous in Üsküdar: Kuzguncuk. A favorite of many well known architects, writers, and artisans. It’s a cozy little neighborhood where the idea of camaraderie among neighbors still lives on. Whenever you come to this area, walk along the İcadiye Cadde (Icadeiye Avenue) and admire the old buildings and the high rise trees that tower them. Famous for its colorful houses, Simitçi Tahir Sokak (Simitçi Tahir Street), Perihan Abla Sokak (Perihan Abla Street), and The English Houses, are a few streets among others that will have you floating out of your body and become one with the area.

bina-4serdariekrem_galata

Osmanlı döneminde sadrazamlara, Tanzimat’tan sonra da başkomutanlara verilen ünvan Serdar-ı Ekrem, Galata’nın en güzel sokaklarından birine de isim babalığı yapar. Geçmişte aralarında; Camondo, Aseo, Kastro gibi ünlü Musevi ailelerin de yaşadığı Serdar-ı Ekrem günümüzde daha modern ve yenilikçi mekan ve butiklere ev sahipliği yapan bir sokağa dönüşmüştür. Hiç kuşkusuz en güzel apartmanlardan biri olan, 1894’te Albert Helbig tarafından Raymondo dArancoya yaptırılan Doğan Apartmanı’nıda burada yer alması, bu sokağı daha da özel kılmıştır.

In reference to the grand viziers during the Ottoman times,  Serdar-ı Ekrem is one of the most beautiful streets in Galata. It is named after the title that was given to the commander in chiefs after The Reformation. A street that once housed Jewish families like Camondo, Aseo, and Kastro is now occupied by modern boutiques and contemporary shops. There is no doubt that it is filled with magnificent buildings but it makes it even more special to know that this is where the  Doğan Apartment, built by Albert Helbig for Raymondo d’Aranco in 1894, resides.